«المبعوث الأممي»... مهمات مستحيلة ووظيفة غير مجزية
جلسة لمجلس الأمن يوم 23 مارس الماضي (أ.ب)
مَن الفاشل؟ مبعوثو الأمم المتحدة أم مجلس الأمن؟
للإجابة عن هذا السؤال، استطلعت «الشرق الأوسط» آراء مسؤولين دوليين تحدثوا عن المهمات شبه المستحيلة التي تُوكَل إلى «المبعوث الأممي»، وعن المواصفات التي يجب أن يتمتع بها شاغل هذه الوظيفة «غير المجزية».
ينقل مسؤول كبير عملَ لدى الأمم المتحدة عن المندوب الروسي الراحل فيتالي تشوركين، قوله إن الدبلوماسيين الغربيين يريدون من أي مبعوث أممي أن يستشيرهم في كل ما يقوم به، من دون أن يحصل منهم على أي شيء. فإذا نجح في مهمته - وهذه حال نادرة - ينسبون إنجازه إليهم، وإذا فشلوا في التوافق على أمر - كما يحصل في غالب الأحيان - يُلقون تبعات إخفاقهم على المبعوث، كأن الأخير «مجرد كيس ملاكمة!». ويعترف دبلوماسي غربي رفيع بأنه «عندما تسير الأمور بشكل حسن، يقفز الجميع لادّعاء الفضل في ذلك، ولكن عندما تسوء الأمور، ينظر الجميع إلى الجانب الآخر»، لإلقاء المسؤولية على المبعوث.
وفي حين أشار كريستوفر روس، المبعوث السابق للصحراء، إلى أن المبعوث يحصل على سلطاته من مجلس الأمن، تحدث غسان سلامة، المبعوث الأممي السابق إلى ليبيا، عن «ثلاثة شروط أساسية» لنجاح أي مبعوث إلى أي نزاع وأولها و«أكثرها أهمية» هو وجود «حد أدنى من التوافق» في مجلس الأمن. أما طارق متري، المبعوث الأممي السابق أيضاً إلى ليبيا، فلفت إلى أن المجلس يرسم أحياناً للمبعوثين مهمة تكاد تكون مستحيلة، في حين شدد المندوب الفرنسي في نيويورك نيكولا دو ريفيير على «الدور الحاسم» الذي اضطلع به المبعوث الأممي هانس غروندبرغ، في إرساء هدنة اليمن.
وشملت آراء المسؤولين الدوليين الذين حاورتهم «الشرق الأوسط» الناطق باسم الأمم المتحدة ستيفان دوجاريك، وخبيرين كبيرين في شؤون المنظمة الأممية. من الفاشل؟... مبعوثو الأمم المتحدة أم مجلس الأمن؟
ضمن رؤية «سوريا بلا مخيمات»، عاد (الأحد) نحو 1077 نازحاً من مخيمات منطقة الدانا في محافظة إدلب شمال غربي سوريا إلى مناطقهم الأصلية في أرياف إدلب وحماة ودمشق.
تصدر ملف توحيد المؤسسات الليبية مباحثات رئيس حكومة «الوحدة الوطنية» المؤقتة في غرب ليبيا عبد الحميد الدبيبة، ووزير الخارجية التركي هاكان فيدان، الثلاثاء.
علاء حموده (القاهرة)
Yalnız ölüm: Modern yalnızlığın acımasız yüzühttps://aawsat.com/node/5307793
Yalnız yaşayan bir kişi öldüğünde her sabah onu arayan biri varsa ölümü saatler sonra fark edilebilir (Pixels)
Dalia Muhammed
Amerikalı aktör Vincent Pastore'den üç gün boyunca kimse haber alamadı. "The Sopranos" dizisinde milyonların “Big Pussy” rolüyle tanıdığı Pastore, bu ayın başlarında Bronx'taki dairesinde yapayalnız hayata veda etmişti. Pastore, hiç kimsenin tanımadığı bir şehirde kaybolup gitmiş meçhul biri değil, milyonlarca izleyicinin aşina olduğu bir yüz ve adı dünyanın en ünlü televizyon dizilerinden biriyle anılan bir aktördü. Buna rağmen ölümü, ancak komşularının onun neden ortalarda görünmediğini merak etmeye başlamasıyla fark edildi. Milyonların tanıdığı bu adam, yanında hiç kimse olmadan, bir başına bu dünyadan göçüp gitmişti.
Pastore'nin hikayesi acı verici bir istisna gibi görünebilir, ama aslında daha geniş ve çok daha acımasız bir gerçeğe; yalnız yaşayıp yalnız ölen ve yoklukları, ancak o sessizlik artık göz ardı edilemeyecek kadar uzadığında fark edilen insanlar gerçeğine kapıyı aralıyor.
“Yalnız ölmek, kişinin ille de yalnız yaşadığı anlamına gelmez. Çünkü yalnızlık, etrafımızdaki insanların sayısından çok daha karmaşık bir durumdur. Tek başına yaşayıp bu tercihinden memnun olanlar olduğu gibi, bir ailesi veya yakın bir sosyal ağı olmadan yaşayanlar da var. Öte yandan çocukları, eşi ve akrabaları olup da onlardan duygusal anlamda uzak yaşayan ve aralarında gerçekten konuşabileceği ya da sessizliğindeki ve yokluğundaki ufak bir değişimi dahi fark edebilecek kimseyi bulamayanlar da mevcut.
Dünyanın tanıdığı yüzler ve kimsenin bilmediği hayatlar
Fotoğrafları ekranları ve dergileri dolduran Marilyn Monroe'nun hayatı, çalkantılı ilişkilerin ve derin bir yalnızlık duygusunun ortasında kendi evinde son buldu. Onun bu vedası, Hollywood tarihindeki en yapayalnız ve en çok soru işareti barındıran sonlardan biri olarak hafızalara kazındı.
Öte yandan Nikola Tesla, dehasını yücelten dünyadan giderek daha fazla uzaklaştığı son yıllarını New York'taki bir otel odasında geçirdi ve nihayetinde orada bir başına ölü bulundu.
Şöhret, yalnızlığın tam zıttı gibi görünebilir. Öyle ki bir ünlünün çevresi hayranlarıyla çevrilidir, mesajların ardı arkası kesilmez ve hayatında hiç karşılaşmadığı insanlar tarafından tanınır. Ancak etraftaki yüzlerin çokluğu, ille de gerçek ilişkilerin de çok olduğu anlamına gelmez (Pexels)
Vincent van Gogh'un yalnızlığı ise çok daha karmaşıktı. Onun hayatı psikolojik ve sosyal zorluklarla, çalkantılı ilişkilerle örülüydü. Ancak hikayesini sadece ‘yalnız ve deli sanatçı’ imajına indirgemek, bu yaygın tablodan çok daha karmaşık olan koca bir hayata haksızlık olur.
Bir de son yıllarını şöhretin ışıltısından uzakta geçiren ve ölümü ancak belli bir süre geçtikten sonra fark edilebilen, Hollywood'un büyük yıldızlarından William Holden var.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre İngiltere'nin en ünlü komedyenlerinden biri olan Benny Hill de son yıllarında spot ışıklarından uzak, son derece mahrem bir yaşam sürmeyi seçmiş ve nihayetinde evinde ölü bulunmuştu.
Bir de ilk bakışta hikayesi farklı görünen Diego Maradona var. Son günlerinde etrafı doktorlar, asistanlar ve onca insanla çevrili olmasına rağmen ölümü, ‘Yalnız olmamamız için etrafımızda insanların bulunması yeterli mi?’ şeklindeki çok daha karmaşık bir soruyu akıllara getiriyor.
Bu hikayelerin hepsini mutlaka tek bir yalnızlık türü birleştirmiyor ve bu kişilerin tamamını aynı kefeye koymak da mümkün değil. Zira içlerinde sosyal izolasyon yaşayanlar, ilişkilerinde çalkantılarla karşılaşanlar, kendi isteğiyle toplum hayatından uzaklaşanlar ve etrafı insanlarla çevrili kalsa da belki de yokluğunu gerçekten fark edecek o insandan mahrum kalanlar var. Ancak tüm bu hikayelerin ortak noktası çarpıcı bir çelişkiyi gözler önüne seriyor. Buna göre
bir hayat dışarıdan bakıldığında son derece dolu görünebilir, oysa içinde kimsenin göremediği boş bir yer kalmaya devam edebilir.
Yalnızlık tek bir şey değildir
Yalnız ölmek, kişinin ille de yalnız yaşadığı anlamına gelmez. Çünkü yalnızlık, etrafımızdaki insanların sayısından çok daha karmaşık bir durumdur. Tek başına yaşayıp bu tercihinden memnun olanlar olduğu gibi, bir ailesi veya yakın bir sosyal ağı olmadan yaşayanlar da var. Öte yandan çocukları, eşi ve akrabaları olup da onlardan duygusal anlamda uzak yaşayan ve aralarında gerçekten konuşabileceği ya da sessizliğindeki ve yokluğundaki ufak bir değişimi dahi fark edebilecek kimseyi bulamayanlar da mevcut. Bir insanın etrafı tüm gün meslektaşları, arkadaşları ve tanıdıklarıyla çevrili olabilir, ancak içinde anlaşıldığını, sevildiğini veya değerli olduğunu hissettiği tek bir ilişkiye dahi sahip olmayabilir.
Bir insanın yalnız ölmesi, mutlaka mutsuz ya da yalnız bir hayat sürdüğü anlamına gelmez (Pixels)
Buna karşın her yalnızlık trajik değildir. Bazı insanlar sosyal hayattan uzaklaşmayı seçer ve yalnızlıkta kendilerine sakinlik, mahremiyet, çalışma ve tefekkür için bir alan bulurlar. Ancak insanın kendi seçmediği, başka türden bir yalnızlık da var. Yaşlılık, hastalık, hayat arkadaşını kaybetme, aileden kopma, göç ya da ona bir ilişkiler ağı sağlayan koşulların değişmesiyle dayatılan yalnızlık. Bazen bir kişi, yüzü dünyanın gözü önünden hiç eksilmeyecek kadar ünlü olabilir, oysa özel hayatı istikrarlı insani ilişkilerden tamamen yoksun kalmaya devam edebilir.
İşte bu yüzden asıl soru yalnızca ‘Bu insan yalnız mı yaşıyor?’ değil, ‘Yokluğunu fark edecek biri var mı?’ sorusudur.
Yalnız yaşayan bir insan ölebilir ve her sabah onu arayan biri olduğu için ölümü sadece birkaç saat sonra fark edilebilir. Bir başkası ise kalabalık bir evde ölebilir ve günlerce kimse onun yokluğunu fark etmeyebilir. Dolayısıyla yalnız ölen herkes yalnız yaşamadığı gibi, etrafı insanlarla çevrili olan herkes de yalnızlıktan uzak değildir.
Şöhret yalnızlığı artırır mı yoksa gizler mi?
Şöhret, yalnızlığın tam zıttı gibi görünebilir. Öyle ki bir ünlünün etrafı hayranlarıyla çevrilidir, mesajların ardı arkası kesilmez ve hayatında hiç karşılaşmadığı insanlar tarafından tanınır. Ancak etraftaki yüzlerin çokluğu, ille de gerçek ilişkilerin de çok olduğu anlamına gelmez. Hatta bazı durumlarda şöhret, doğal insani ilişkileri çok daha zorlaştıran bir nedene dönüşebilir. Ünlü bir kişi, kendisine yaklaşan birinin imajı, nüfuzu ya da şöhretinin sağlayabileceği imkanlar için değil de gerçekten kendi dostluğunu istediğini nasıl bilebilir? Böylece insan devasa bir kitle edinebilir, ancak spot ışıklarından uzak, onu gerçekten tanıyan küçük bir dost meclisini kaybedebilir veya bunu kurmayı başaramayabilir. Ünlü bir kişi tek bir günde binlerce mesaj alabilir, fakat buna rağmen, her akşam onu arayıp basitçe "Nasılsın?" diye soracak tek bir kişi dahi bulamayabilir.
Depresyon ve ruhsal hastalık: Yalnızlaşma bir neden mi yoksa aonuç mu?
Bir insan bir başına öldüğünde hazır bir psikolojik açıklama aramak kolaydır: Belki depresyondaydı, kendini başkalarından soyutlamıştı veya artık iletişim kurmak istemiyordu. Ancak bilim, bu konuya çok daha temkinli yaklaşmaktadır. Zira yalnızlık ile depresyon arasındaki ilişki tek yönlü bir yol değildir. Öyle ki Affective Disorders (Duygudurum Bozuklukları) Dergisi tarafından yapılan ve 37 araştırmayı kapsayan bir analiz, yalnızlık ve depresyon belirtilerinin zaman içinde birbirinin habercisi olabileceğini ortaya koyarak, birinin diğerinin basit bir nedeni olmasından ziyade karşılıklı bir ilişkiye işaret etmiştir. Ayrıca Elder Abuse & Neglect (Yaşlı İstismarı ve İhmali) Dergisi tarafından yayımlanan ve ileri yaştaki binlerce kişiyi kapsayan uzun vadeli bir araştırmada da bu ilişki her iki yönde kendini göstermiş, depresyonun bazen, daha sonradan yalnızlık hissini artıran bir başlangıç noktası olabileceğine dair kanıtlar sunulmuştur.
Bu durum, döngünün nasıl başladığını açıklayabilir. İnsan iletişim kurma motivasyonunu kaybeder, evden daha az çıkmaya başlar, ilişkileri giderek zayıflar ve belki de diğer bedensel veya ruhsal sağlık sorunları daha da kötüleşir. Böylece sosyal dünyası gittikçe küçülür. Ancak bu, sosyal hayattan kopan herkesin ruhsal bir hastalıktan mustarip olduğu veya yalnız ölen herkesin depresyonda olduğu anlamına gelmez. Zira yaşlılık, hayat arkadaşının kaybı, kronik hastalıklar, ilişki ağının daralması ve yaşam koşullarının değişmesi gibi faktörlerin tümü de yalnızlık riskini artırabilir.
Ne var ki yaşlılar üzerinde yapılan uzun süreli çalışmaların sistematik bir incelemesi, hayat arkadaşının kaybının, daralan sosyal ağların, yetersiz sosyal aktivitenin, sağlığın bozulmasının ve depresyonun veya depresif ruh halinin farklı derecelerde yalnızlıkla ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Bu yüzden bir kişinin cansız bedeninin günler sonra bulunması, bize tek başına onun ölümünden önceki ruhsal durumu hakkında bilgi vermez. Sadece son anlarında başkalarından uzak kaldığını biliriz. Bunun arkasında yatan neden ise çok daha karmaşık olabilir.
Yokluklarını neden kimse fark etmiyor?
Yalnız halde ölenlerin hikayelerindeki en rahatsız edici soru belki de ‘Bu kişi neden bir başına öldü?’ değil, ‘Nasıl oldu da bir veya iki gün, hatta belki daha fazla bir zaman, kimse onun yokluğunu fark etmeden geçip gitti?’ sorusudur.
Geniş aile ağlarının kimi zaman zayıfladığı, insanların akrabalarından uzak yaşadığı ve komşuların birbirini yalnızca ismen tanıdığı toplumlarda bir insan; etrafındaki hiçbir şey sekteye uğramadan, başkalarının günlük hayatından sessizce silinip gidebilir. İlişkilerin kısmen sanallaşmasıyla veya iş ve günlük yaşamın, kişinin yokluğunu fark ettirecek düzenli bir mevcudiyet gerektirmemesiyle aradaki bu mesafe daha da açılır.
Ancak yalnızlık her zaman sosyal bir başarısızlık değildir; asıl sorun insanın yalnız yaşamasından ziyade, yokluğunun fark edilmez hale gelmesidir. Geniş çaplı araştırmaların sosyal izolasyonu ve yalnızlığı artan sağlık riskleri ve erken ölümlerle ilişkilendirmesi -her ne kadar bu bulgular izolasyonun her vakada doğrudan bir neden olduğu anlamına gelmese de- meseleye çok daha büyük bir önem kazandırıyor.
Yalnız ölmek ille de mutsuz bir ölüm demek değildir
Bir insanın tek başına ölmesi, onun ille de mutsuz veya yapayalnız bir hayat yaşadığı anlamına gelmez. The Gerontologist dergisinde yayımlanan bilimsel bir incelemeye göre tek başına yaşamak, sosyal izolasyon ve yalnızlık hissi arasında farklar vardır. Bunlar birbiriyle iç içe geçebilen, ancak kesinlikle aynı olmayan durumlardır. Bu nedenle bir kişi tek başına yaşayıp hayatından ve ilişkilerinden gayet memnun olabilirken, bir başkası etrafında onca insan olmasına rağmen kendini yalnız hissedebilir. Bir insan evinde, başucunda hiç kimse olmadan hayata veda edebilir, ancak bu onun ömrü boyunca yalnız olduğu anlamına gelmez. Bir başkası ise yıllardır kimsenin kendisini anlamadığını hissederken, etrafı ailesiyle çevrili bir halde ölebilir.
Tek başına yaşayıp bu tercihinden memnun olanlar olduğu gibi, bir ailesi veya yakın bir sosyal ağı olmadan yaşayanlar da vardır (Pexels)
Belki de işte bu yüzden ünlü birinin yalnız ölmesi bize çok daha şok edici gelir. Zira şöhret, milyonlarca insanın tanıdığı birinin asla yalnız olamayacağı yanılsamasını yaratır. Biz onun fotoğraflarını görür, eserlerini bilir ve kimi zaman onu şahsen tanıdığımızı hissederiz. Ancak bu tamamen tek taraflı bir ilişkidir. Kitleler ünlüyü tanır, ama ünlü kişi kendi kitlesini tanımaz.
Yokluğumuzu kim fark edecek?
Nihayetinde, belki de en önemli soru ‘Maradona, Tesla veya Benny Hill nasıl öldü?’ değil, hatta ‘Son anlarında yalnızlar mıydı?’ sorusu bile değil. Çünkü ölüm geldiğinde, göçüp giden kişi için etrafında birinin olup olmaması artık önemini yitirir. Çünkü insanın yalnızlığında hissedebileceği acı da onunla birlikte son bulur. Ölümün kendisi yalnızlığı bilmez. Son nefeste kişi, başucunda kimin oturduğunu da bilmez. Ancak asıl üzerinde durulması gereken şey o andan öncesidir. İnsanın yavaş yavaş başkalarından uzaklaşarak geçirebileceği, ta ki yokluğunun hiçbir soru işareti uyandırmadığı o duruma gelene kadar geçen günler ve yıllar...
Belki de bu yüzden mesele sadece ünlülerle sınırlı değil de başkalarıyla kurduğumuz bağın derinliğini zaman zaman gözler önüne seren o basit soruda ‘Yokluğumuzu kim fark edecek? Kapıyı açmadığımızı, telefona cevap vermediğimizi ve her zaman bulunduğumuz o yerde görünmediğimizi kim anlayacak?’ sorusunda düğümlenir. Bir insanın kitlelere, onlarca arkadaşa, hatta hareketli bir sosyal hayata ihtiyacı olmayabilir. Belki de insanın sadece, bir şeylerin yolunda gitmediğini fark edecek kadar kendisini iyi tanıyan ve basitçe ‘Neredesin?’ diye soracak tek bir kişiye ihtiyacı vardır.
ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyorhttps://aawsat.com/node/5307792
ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
ABD Donanması, yeni uçak gemilerinin tasarımında, Başkan Donald Trump’ın bu savaş gemileri için tercih ettiği tasarıma daha fazla uyum sağlamak amacıyla kapsamlı bir değişiklik yapmayı değerlendiriyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi yedi mevcut ve eski ABD’li yetkiliye göre, söz konusu değişiklik yeni uçak gemilerinin temel tasarımını önemli ölçüde etkileyebilir.
Yetkililer, Washington Post’a yaptıkları açıklamada, Donanmanın uçak gemisinin komuta merkezi olarak görev yapan çok katlı kumanda kulesinin daha öne, geminin orta bölümüne yakın bir noktaya taşınmasının mümkün olup olmadığını değerlendirdiğini söyledi. Bu değişiklikle gemilerin daha eski uçak gemilerine benzer bir görünüme kavuşmasının amaçlandığı belirtildi. Daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu tasarım incelemesinin, Trump’ın yeni Ford sınıfı uçak gemilerinin görünümüne ilişkin endişelerine yanıt olarak gündeme geldiği kaydedildi. Söz konusu gemilerde kumanda kulesi, geminin kıç bölümüne yakın bir konumda bulunuyor.
Donanma tarafından yürütülen değerlendirmenin zamanlaması ve kapsamı belirsizliğini korurken, mevcut ve eski yetkililer gazeteye yaptıkları açıklamada böyle bir değişikliğin ciddi miktarda zaman ve maliyet gerektireceği konusunda uyarıda bulundu. Yetkililer, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuştu.
Trump döneminde ikinci değişiklik
Komuta merkezinin taşınması, perşembe günü yayımladığı ulusal güvenlik muhtırasıyla Donanmaya gelecekteki uçak gemilerinde uçakların güverteden fırlatılmasına yardımcı olan eski buharlı mancınık sistemlerine geri dönülmesi yönünde bir plan hazırlanması talimatı veren Başkan’ın talebiyle gündeme gelen ikinci büyük tasarım değişikliği olacak.
Mevcut ve eski yetkililer, Trump’ın yeni uçak gemilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hizmette olan gemilere daha çok benzemesini tercih ettiğini belirtti.
Üst düzey eski bir ABD’li yetkili, Donanmanın bu konuyu Trump’ın ilk başkanlık döneminde de incelediğini aktardı. Yetkili, o dönemde yapılan bir çalışmanın komuta merkezinin taşınmasının yeniden tasarım süreçlerinde milyarlarca dolara mal olabileceği ve programda ciddi gecikmelere yol açabileceği sonucuna vardığını ifade etti. Eski yetkili, “Çalışma, bunu gerçekleştirmek için gereken maliyet ve sürenin son derece muazzam olacağı sonucuna varmıştı” dedi.
‘Büyük aksama’
Ford sınıfı üç uçak gemisi farklı geliştirme aşamalarında bulunuyor. USS John F. Kennedy filoya katılmaya yaklaşırken, USS Enterprise ve USS Doris Miller gemilerinin inşası ise devam ediyor. Bu sınıfın ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford ise halihazırda hizmete girmiş durumda ve yakın zamanda Ortadoğu’daki uzun süreli görevini tamamladı.
ABD Donanması’ndan bir denizci, 5 Ağustos 2026’da İran ile yaşanan çatışma sırasında Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün güvertesinden 314. Deniz Saldırı Savaş Uçağı Filosu’na ait bir F-35C Lightning II savaş uçağını havalandırıyor. (ABD Donanması – Reuters)
Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine ve Donanmanın en son gemi yapım planına göre, önümüzdeki kırk yıl içinde her biri gelecekte 22 milyar dolara mal olması beklenen 10 adede kadar Ford sınıfı uçak gemisinin inşa edilmesi planlanıyor.
Eski bir ABD Donanması subayı ve Washington merkezli muhafazakâr bir düşünce kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde denizcilik araştırmacısı olan Bryan Clark, komuta merkezinin taşınmasının ‘büyük bir yeniden tasarım’ olacağını söyledi. Clark, uçak gemisinin tasarımındaki böyle bir değişikliğin geminin yüzme kabiliyetini ve ağırlık dağılımını etkileyeceğini ve ciddi bir maliyet getireceğini belirterek, “Tasarımı değiştirebilirsiniz ancak bu durum büyük bir aksamaya yol açar” dedi.
Savunma Bakanlığı ve Donanma, yorum taleplerini Beyaz Saray’a yönlendirirken; Beyaz Saray, Trump’ın gelecekteki Ford sınıfı gemilerde komuta merkezinin yerinin değiştirilmesi yönündeki talebine ilişkin soruya yanıt olarak yeni ulusal güvenlik muhtırasına işaret etti. Ancak muhtırada bu konuya değinilmiyor.
Hem mancınıklar hem de komuta merkezi üzerindeki olası değişiklikler hakkında bilgi sahibi olan bir diğer ABD’li yetkili, Donanmanın yol açabileceği ciddi gecikmeler ve maliyet aşımları nedeniyle her iki konuyu da ciddiyetle ele aldığını söyledi.
Trump, savaş gemilerinin tasarımlarıyla ilgileniyor
Trump’ın tasarımları değiştirme yönündeki ilgisi, Beyaz Saray’ın savaş gemisi inşasının karmaşık ayrıntıları üzerindeki nüfuzunun arttığına işaret ediyor.
Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Trump, sıkıntı içindeki gemi yapım sektörünü ‘canlandırma’ sözü verdi ve bu dosyayla ilgili birkaç başkanlık kararnamesi yayımladı.
Perşembe günü yayımlanan ulusal güvenlik muhtırası, diğer değişikliklerin yanı sıra Ford sınıfı uçak gemilerinde kullanılan gelişmiş elektromanyetik mancınık sisteminin yeniden buhar gücüne dönüştürülmesini öngörüyor. Belgede, yönetimin ‘kanıtlanmış, güvenilir ve uygun maliyetli gemi tasarımları ile teknolojilerini’ tercih ettiği vurgulanıyor.
Trump, Donanmaya ait savaş gemilerinin tasarımına olan ilgisini defalarca gösterdi. Geçen yıl, ‘Altın Filo’ olarak adlandırdığı vizyonuna liderlik edecek yeni bir savaş gemisi sınıfı inşa etme planlarını açıklamış; bu durum, söz konusu gemilerin ABD’nin sınırlı gemi yapım kapasitesini Donanmanın ihtiyaç duymadığı bir tasarıma harcayacağını savunan birçok denizcilik analisti ve Kongre üyesinin tepkisini çekmişti.
Kongre Bütçe Ofisi daha sonra Trump sınıfı savaş gemilerinin maliyetinin 30 yıllık süreçte yaklaşık 275 milyar doları bulacağını, ilk geminin tamamlanmasının ardından gemi başına maliyetin ise 18 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmişti.
Milyarlarca dolar
Çok sayıda yetkili, gemi tasarımında yapılacak böyle bir değişikliğin milyarlarca dolara mal olabileceğini ve ABD gemi yapım sektörünün mustarip olduğu kronik gecikmeleri daha da kötüleştirebileceğini belirtti.
Ford sınıfının ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford’un inşası 17 yıl sürmüştü. Geminin tasarımında yer alan ve aralarında Donanmanın o zamandan bu yana yüksek etkinliğini övdüğü elektromanyetik mancınık sisteminin de bulunduğu yeni teknolojiler gecikmelere yol açmıştı.
Ford sınıfı uçak gemileri, tasarımları 1960’ların sonuna dayanan Nimitz sınıfı gemilerin yerini kademeli olarak alacak.
Programa hâkim mevcut ve eski üç ABD’li yetkili Washington Post’a yaptıkları açıklamada, komuta merkezinin yeni gemilerde arka kısma taşınmasının verimlilik ve güvenlik gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini söyledi.
Yetkiler, bu değişikliğin sadece uçakların kalkış yapacağı mancınıkların yakınında daha fazla park alanı sağlayarak mürettebatın uçakları fırlatma süresini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda uçakların iniş için geri döndükleri anlarda hava türbülansı olasılığını azaltarak iniş güvenliğini artırdığını açıkladı.
ABD Donanmasının su üstü filosu, kısmen önceki ABD yönetimlerinin küresel krizler karşısında uçak gemilerini yoğun bir şekilde kullanması nedeniyle, yıllardır bakım çalışmalarındaki gecikmelerden ve düşük harbe hazırlık seviyelerinden mustarip.
İran’la savaşın baskısı mı?
İran ile devam eden savaş ortamında Trump dönemindeki Savunma Bakanlığı, İran limanlarına yönelik saldırılar düzenlemek ve abluka uygulamak üzere Ortadoğu’ya daha fazla deniz unsuru sevk ederek uçak gemisi filosunun harbe hazırlık seviyesi üzerindeki baskıyı artırdı.
Ford uçak gemisinin kendisi de çıkan bir yangının çok sayıda mürettebatın yatakhanesini kullanılamaz hale getirmesinin ardından bu yılın başlarında sona eren uzun bir askeri intikale sahne oldu. Yetkililer ayrıca, Donanmaya ait en yeni uçak gemisinin, gemideki yüzlerce tuvalete hizmet veren ‘vakumlu atık toplama’ sisteminde sorunlarla karşılaştığını kabul etti.
USS Abraham Lincoln’ün durumu
Demokrat milletvekilleri bu hafta Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten, kasım ayından bu yana Ortadoğu’da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşulların hızla kötüleştiğine ilişkin yeni haberlerin soruşturulmasını talep etti.
USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki denizcilerin aileleri durum hakkında alenen konuşurken, Donanma bir mürettebat üyesinin denize düşmesi olayını araştırıyor ve olayın ruh sağlığı sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini belirtiyor.
Perşembe günü Panama’ya yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşan Hegseth, bu haberleri ‘tamamen çarpıtılmış’ olarak niteledi.
Gemideki yaşam koşulları ve görev süresinin uzunluğuna ilişkin sorular devam ederken Trump, Andrews Ortak Üssü’nde gazetecilere yaptığı açıklamada USS Abraham Lincoln uçak gemisinin denizde kaldığı sürenin ‘kesinlikle yetersiz’ olduğunu söyledi.
USS Abraham Lincoln, mürettebatının mürettebata dinlenme imkânı sağlayacak bir liman ziyareti yapmaksızın denizde 200 gün geçirdiği uzatılmış bir muharebe görevinde bulunuyor. Önümüzdeki haftalarda yerini USS George Washington’ın alması planlanıyor.
Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybettihttps://aawsat.com/node/5307791
Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybetti
(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
Lübnanlı müzisyen Ziyad Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesinin ardından, kız kardeşi Rima Rahbani yeniden gündeme geldi. Rahbani, bugün Facebook sayfasından yaptığı uzun paylaşımda, kardeşinin yaşamının son günlerine ilişkin kendi anlatımını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Rima Rahbani ayrıca, Ziyad’ın güvendiğini söylediği doktorları doğrudan suçlayarak, ‘büyük bir tıbbi hata veya ihmal’ olarak nitelendirdiği durumdan onları sorumlu tuttu.
Rima Rahbani’nin paylaşımı, uzun süren sessizliğinin ardından ve Ziyad Rahbani’nin sağlık durumu ile ölüm koşullarına ilişkin çok sayıda bilgi ve spekülasyonun gündeme geldiği bir dönemde geldi. Rahbani, uzun bir aranın ardından geçtiğimiz haziran ayında Facebook üzerinden yeniden paylaşım yapmaya başlamış, sonrasında ise kardeşi ve ailenin mirasına ilişkin paylaşımlarını sürdürmüştü.
Rima Rahbani’nin kardeşi Ziyad ile birlikte çekilmiş fotoğrafı (Rima Rahbani’nin Facebook sayfası)
Rima Rahbani son paylaşımında, konunun başlangıçta aileye ait özel bir mesele olduğunu ve ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak istemediğini belirtti. Ancak Rahbani, kendi ifadesiyle, çeşitli bilgi ve spekülasyonların geniş çapta dolaşıma sokularak medya ve sosyal medya platformlarında ‘gerçek’ gibi sunulması üzerine konuşmak zorunda kaldığını söyledi.
Ziyad karaciğer hastalığından ölmedi
Rima, kardeşinin ölümünün ardından yayıldığını söylediği bir dizi iddiayı çürüterek paylaşımına başladı. Ziyad’ın karaciğer ya da pankreas rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetmediğini, karaciğer nakli aşamasına da gelmediğini vurguladı.
Rima ayrıca Ziyad’ın gerek devletten gerekse başka herhangi bir kurum veya kişiden maddi desteğe ihtiyaç duyduğu yönündeki iddiaları reddederek, kardeşinin mali durumuna ilişkin söylentilere sert tepki gösterdi.
Hayatı boyunca, özellikle de son döneminde, onun yanında olduğunu vurgulayan Rima, aralarındaki ilişkinin hiçbir zaman kesilmediğini ve kendisinin son ana kadar kardeşinin yanında bulunduğunu belirtti.
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)
Paylaşımın en hassas bölümlerinden birinde Rima, Ziyad’ın hastalığına yenik düştüğü veya yaşama isteğini kaybettiği yönündeki anlatıları reddetti.
Kardeşinin ‘teslim olmadığını, hayattan bıkmadığını ve gitmeye karar vermediğini’ vurgulayan Rima, Ziyad’ın hayata sıkı sıkıya bağlı olduğunu, hayatı sevdiğini ve ölümden korktuğunu, hatta ölümün kendisi için gerçekleşmesinden endişe duyduğunu belirtti.
Ziyad’ın devrimci ve isyankâr kişiliğine rağmen kendine özgü bir inanç dünyasına sahip olduğunu ifade eden Rima, kardeşinin yaklaşık 15 yıldır ailesinin yanında Hristiyanların ‘Selam sana Meryem’ duasını sürekli tekrarladığını söyledi.
Son konserinden sonra aile evine döndü
Rima, Ziyad’ın Lübnan’ın kuzeyindeki Rahba’da verdiği son konserin ardından annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşamaya başladığını açıkladı. Bu dönemin, kardeşinin hayatının son evresine denk geldiğine işaret etti.
Kardeşinin hayatının ilk dönemlerinde aile evinden ayrıldığını ve bir daha geri dönmediğini belirten Rima, Ziyad’ın hastalığı ve yorgunluğunun arttığı dönemde ailesinin yanında kalmayı tercih ettiğini söyledi. Rima, bunun nedeninin kardeşinin yalnız kalmaktan korkması olduğunu ifade etti.
Temmuz 2025’te Ziyad Rahbani’nin cenaze töreninde onun fotoğrafını taşıyan bir kadın (AFP)
Aralarındaki ilişkiyi oldukça duygusal ifadelerle anlatan Rima, Ziyad’ın annesi ve kız kardeşinin yanında olmasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Annesinin onu koşulsuz bir sevgiyle sevdiğini belirten Rima, kendisinin ise kardeşini fazla konuşmaya gerek duymadan anladığını ifade etti. Rima, bu tür bir iletişimin Ziyad’ın hayatının o döneminde özellikle ihtiyaç duyduğu şey olduğunu kaydetti.
Tıbbi hata veya ihmal
Rima ardından paylaşımının en dikkat çekici bölümüne geçerek, Ziyad’ın “güvendiği doktorların yaptığı bir hata veya tıbbi ihmal sonucunda hayatını kaybettiğini” söyledi. Rima, kardeşinin başka doktorlara danışmayı kesin bir şekilde reddettiğini de belirtti.
Rima’nın anlatımına göre söz konusu doktorlar, Ziyad’ın kendilerine duyduğu güvenin aksine, ona inanmadılar. Yaşananları ‘çok büyük bir hata’ olarak nitelendiren Rima, bundan sorumlu kişiye duyduğu öfkeyi dile getirdi.
Hristiyan olması ve bunun beraberinde getirdiği bağışlama çağrısına rağmen, hayatında ilk kez affedemediği bir durumla karşı karşıya olduğunu söyleyen Rima, kardeşini tarif ederken Ziyad’ın hasta, inatçı ve yorgun olsa bile ‘hata yapılabilecek biri olmadığını’ ifade etti. Bu sözleriyle, kardeşinin sağlık durumunun farklı bir tıbbi yaklaşım gerektirdiğine inandığını ima etti.
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)
Rima, konuya ilişkin daha fazla ayrıntı vermedi.
Rima, uzun bir sessizliğin ardından yeniden gündeme geldi
Rima Rahbani’nin kardeşi hakkında yeniden konuşmaya başlaması, uzun bir aranın ardından sosyal medyaya kademeli olarak dönmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.
Rima, geçtiğimiz haziran ayında babası Assi Rahbani’nin ölüm yıl dönümü dolayısıyla annesi Feyruz’un ‘Rahu’ adlı şarkısından bir bölüm paylaşmıştı. Bu paylaşım, kardeşleri Ziyad ve Hali Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin ardından Rima’nın sosyal medyadaki dikkat çeken ilk görünümü olmuş ve geniş yankı uyandırmıştı.
Haziran ayının sonunda ise Ziyad ile ilişkisi hakkında doğrudan konuşan Rima, aralarında kalıcı bir kopukluk bulunduğuna ilişkin ‘söylentilere’ son verdi. Farklı dönemlerde yaşadıkları anlaşmazlıklara rağmen aralarındaki ilişkinin derinliğini vurguladı.
Rima’nın medya gündemindeki görünürlüğü temmuz ayında da arttı. Ziyad’ın ölümünün birinci yıl dönümünde onun anısına düzenlenmesi planlanan etkinlik ve girişimlere karşı çıkan Rima, bu tutumunun kardeşinin iradesine ve sanatsal mirasına saygıdan kaynaklandığını belirtti.
Rima Rahbani... Aile mirasının savunucusu
Rima’nın son tutumu, Rahbani ailesinin mirasını, özellikle de babası Assi Rahbani, annesi Feyruz ve kardeşi Ziyad’ın bıraktığı sanatsal mirası savunma konusunda yıllardır sürdürdüğü yaklaşımından bağımsız değerlendirilemez.
Rima, uzun süredir ailenin sanatsal eserleri ve bu mirasa ilişkin haklarla ilgili her konuda son derece hassas bir tutum sergiliyor. Son yıllarda Rahbani ailesinin eserlerinin sunulma ve yeniden kullanılma biçimi ile sanatçıların anılmasına yönelik girişimler konusunda kamuoyuna açık tartışmalara da girdi.
Son dönemdeki açıklamalarında bu hassasiyetinin daha belirgin hale geldiği görüldü. Rima, Ziyad’ın adının istismar edilmesi veya eserlerinin onun sanatsal yaklaşımı ve iradesinden uzak bir biçimde yeniden sunulması olarak değerlendirdiği girişimlere karşı çıktı. Ölümünün birinci yıl dönümü öncesinde yaptığı açıklamalar, özellikle kardeşinin isteğiyle örtüşmeyen anma girişimlerini reddettiğini duyurmasının ardından geniş tartışmalara yol açtı.
Hak sahibi olarak düzeltme
Rima, paylaşımının sonunda bu ayrıntıları kamuoyuna açıklamak istemediğini belirterek, yaşananların kimseyi ilgilendirmeyen özel bir mesele olduğunu söyledi. Ancak çok sayıda iddia, haber ve spekülasyonun gündeme gelmesi ve bunların, kendi ifadesiyle, bazı kişiler tarafından gerçekmiş gibi kabul edilen bilgilere dönüşmesi üzerine müdahale etmek zorunda kaldığını ifade etti.
Rima, şimdilik ‘başlıklarla’ yetineceğini belirterek, gelecekte daha fazla ayrıntı içeren ‘tam bülteni’ yayımlamak zorunda kalmamasını umduğunu dile getirdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة