20 عاماً على غزو العراق... نصائح ذهبت سدى

«الشرق الأوسط» تحاور رئيس وزراء الأردن الأسبق ومستشاراً لشيراك وأحد وزراء صدام

أوائل الجنود الأميركيين الذين دخلوا إلى جنوب العراق في 21 مارس (آذار) 2003 (رويترز)
أوائل الجنود الأميركيين الذين دخلوا إلى جنوب العراق في 21 مارس (آذار) 2003 (رويترز)
TT

20 عاماً على غزو العراق... نصائح ذهبت سدى

أوائل الجنود الأميركيين الذين دخلوا إلى جنوب العراق في 21 مارس (آذار) 2003 (رويترز)
أوائل الجنود الأميركيين الذين دخلوا إلى جنوب العراق في 21 مارس (آذار) 2003 (رويترز)

في اليوم الثاني لتغطيتها للذكرى السنوية العشرين لغزو العراق في 21 مارس (آذار) 2003، تحاور «الشرق الأوسط» عدداً من المسؤولين الذين عايشوا تلك الأحداث، وكشف بعضهم عن النصائح التي قدَّموها وقتذاك للإدارة الأميركية حول مخاطرِ وعواقب الغزو، لكنَّ واشنطن لم تعمل بها وذهبت النصائح سدى.
ويكشف رئيس الوزراء الأردني الأسبق علي أبو الراغب، للمرة الأولى، أنَّ العاهل الأردني الملك عبد الله الثاني حذَّر الرئيس الأميركي الأسبق جورج دبليو بوش من فتح أبواب جهنم، مشيراً إلى أنَّ البديل سيكون الفوضى. وأكَّد أبو راغب أنَّ الأردن لم يسمح للقوات البرية الأميركية بالوجود على أراضيه، وسمح بعد ضغط أميركي بإنشاء قاعدة جوية غير ثابتة لطائرات الهليكوبتر.
من جانبه، قال السفير الفرنسي السابق موريس غوردو مونتاني الذي عمل أيضاً مستشاراً للرئيس جاك شيراك، إنَّ باريس سعت لثني واشنطن عن «مغامرتها» العسكرية، عارضة عليها خيارات كثيرة، وأصرَّت على أن يحظى أي تدخل عسكري بغطاء من مجلس الأمن الدولي ليكون شرعياً.
وحسب مونتاني، كانت هناك رؤيتان متناقضتان؛ الأولى أميركية وتريد الحرب بأي ثمن، والثانية محورها فرنسا التي لوّحت للمرة الأولى باللجوء إلى حق النقض (الفيتو) لإجهاض أي مشروع أميركي غير مبرر يقدّم لمجلس الأمن.
كما يروي وزير التجارة العراقي الأسبق، محمد مهدي صالح الراوي، قصة سقوط بغداد واللقاءات الأخيرة مع صدام حسين، وكيف رأى بأم عينيه «الجثث المحترقة» وحملة «الصدمة والترويع» قبل تقدم القوات البرية الأميركية نحو العاصمة. وغادر الراوي بغداد بعد سقوطها في 5 أبريل (نيسان)، وذهب إلى مسقط رأسه في راوة ومنها إلى سوريا التي لم يدم بقاؤه فيها طويلاً، إذ أعاده السوريون إلى الحدود العراقية حيث تسلّمه مباشرة الجنود الأميركيون يداً بيد.



Gine-Bissau’da iktidar dengelerini yeniden şekillendirecek yeni anayasa

Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
TT

Gine-Bissau’da iktidar dengelerini yeniden şekillendirecek yeni anayasa

Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)

Gine-Bissau, 6 Aralık’ta yapılması planlanan ve sivil yönetime dönüşü hedefleyen genel seçimler öncesinde, cumhurbaşkanına daha geniş yetkiler verilmesini öngören anayasa değişikliğine ilişkin düzenlenen referandumun sonuçlarını bekliyor.

Afrika meseleleri uzmanı bir kişi, muhalefetin boykot ettiği referandumun Gine-Bissau’nun geleceğini belirleyeceğini belirterek, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ilk gerçek sınavın yaklaşan seçimler olacağını söyledi. Uzman, bu seçimlerin yeni anayasanın gerçek reformlar gerçekleştirme amacı mı taşıdığını, yoksa askeri darbenin ardından cumhurbaşkanının yetkilerini ve yeni bir siyasi hakimiyeti genişletmeyi mi amaçladığını ortaya koyacağını ifade etti.

Ordu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç gün sonra, Kasım 2025’te Gine-Bissau’da yönetime el koyarak devlet başkanını devirdi ve seçim sürecini askıya aldı. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan Gine-Bissau’da 1974’ten bu yana 5 darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre seçmenler bugün şu soruya ‘evet’ veya ‘hayır’ yanıtı verecek: “Geçiş Konseyi tarafından kabul edilen yeni anayasanın yürürlüğe girmesini onaylıyor musunuz?”

Mevcut anayasa, Gine-Bissau’da başbakanın yasama organı tarafından atanmasını, başbakanın da hükümet üyelerini belirlemesini öngörüyor. Yeni anayasa ise cumhurbaşkanına başbakanı ve hükümet üyelerini atama ve görevden alma yetkisi verecek.

Reuters’ın ulaştığı bir nüshaya göre cumhurbaşkanı ayrıca bakanlık kurma veya kaldırma, Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme, ciddi bir siyasi kriz yaşanması halinde parlamentoyu feshetme ve belirli koşullarda hükümeti görevden alma yetkisine sahip olacak.

Yeni anayasa ayrıca parlamentodaki sandalye sayısını 102’den 65’e, seçim bölgelerinin sayısını ise 29’dan 12’ye indirecek.

Yeni anayasa, cumhurbaşkanı adaylarının son 5 yıl boyunca Gine-Bissau’da sürekli ikamet etmiş olmasını şart koşuyor. Bu şart, mevcut anayasada yer almıyor. Mevcut anayasa, adayların doğuştan Gine-Bissau vatandaşı olmasını, en az 35 yaşında bulunmasını ve medeni ve siyasi haklarının tamamına sahip olmasını öngörüyor.

Dönüm noktası

Çadlı siyasi analist ve Afrika meseleleri uzmanı Salih İshak İsa, Gine-Bissau’da bugün yapılacak referandumun, Kasım 2025’teki askeri darbenin ardından başlayan geçiş sürecinde kritik bir dönüm noktası olduğunu ve yeni siyasi sistemin de ana hatlarını belirleyeceğini düşünüyor. İsa, cumhurbaşkanlığı makamına daha geniş yetkiler veren anayasa tasarısının, yönetim kurumları arasındaki ilişkileri de yeniden şekillendireceğini belirtiyor.

İsa’ya göre yeni anayasa, özellikle cumhurbaşkanı, başbakan ve parlamento arasındaki yetki paylaşımına ilişkin kronik anlaşmazlığı çözebilirse, prensipte istikrara katkı sağlayabilir. Zira Gine-Bissau’da yıllardır, özellikle yarı başkanlık sisteminde, kurumlar arasında tekrarlanan yetki mücadeleleri yaşanıyor. Yetkilerin iç içe geçmesi hükümet krizlerine, parlamentonun feshedilmesine ve zaman zaman ordunun müdahalesiyle sonuçlanan gerilimlere yol açtı.

Sorumluluğun netliği

Bu nedenle yürütme sorumluluğunun netleştirilmesi, siyasi tıkanıklık ihtimalini azaltabilir. Ancak İsa’ya göre önerilen çözüm, bizzat yeni bir sorunun kaynağı olma riski taşıyor.

İsa, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tasarının ülkeyi daha başkanlık ağırlıklı bir sisteme doğru yönlendirdiğini, cumhurbaşkanına başbakanı ve hükümeti atama ve görevden alma konusunda daha geniş yetkiler verdiğini belirtti. Tasarı ayrıca parlamentodaki sandalye sayısını 102’den 65’e, seçim bölgelerinin sayısını ise 29’dan 12’ye indirirken, adaylar ve siyasi partiler için daha ağır mali ve idari şartlar getiriyor.

İsa, bu değişikliklerin pratikte cumhurbaşkanlığı makamı karşısında parlamentonun ve siyasi partilerin ağırlığının azaltılması anlamına geldiğini düşünüyor. İsa’ya göre burada bir paradoks söz konusu: Yeni anayasa kısa vadede istikrar sağlayabilir, ancak iktidarın paylaşılması yerine tek elde toplanmasına yol açması halinde uzun vadeli istikrarsızlığın tohumlarını da atabilir.

İsa, uzun bir darbe ve ordunun siyasete müdahale geçmişine sahip bir ülkede, cumhurbaşkanı etrafında aşırı derecede merkezileşmiş bir modele dönüşün, Gine-Bissau’yu başlangıçta iktidar paylaşımına dayalı bir sistemi benimsemeye iten nedenlerden birini yeniden ortaya çıkarabileceğini ifade ediyor.

Ancak Batı Afrika’nın kıyı ülkesi Gine-Bissau’da, sık sık yaşanan darbelerin de etkisiyle siyasi atmosfer gerginliğini koruyor. Muhalefet, kamu özgürlüklerine yönelik kısıtlamaların sürdüğü bir ortamda seçmenlere referandumu boykot etme çağrısı yaptı.

1974’te ülkenin Portekiz’den bağımsızlığını kazanmasına öncülük eden Gine ve Yeşil Burun Adaları Afrika Bağımsızlık Partisi (PAIGC) yaptığı açıklamada, “Siyasi faaliyetler askıya alındı, parti merkezleri kapatıldı ve siyasi grupların referanduma katılması engellendi” ifadesini kullandı.

İstikrarın sağlanması

Askeri konsey ise değişikliğin, iktidarın sivillere devredilmesini amaçlayan ve 6 Aralık’ta yapılması planlanan yeni cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesinde kurumlarda istikrarın sağlanmasını hedeflediğini belirtiyor.

Bu kapsamda Afrika meseleleri uzmanı, muhalefetin önde gelen güçlerinden PAIGC’nin referandumu boykot çağrısının temel bir soru ortaya çıkardığını ifade etti. Uzman, anayasanın ‘evet’ oylarının çoğunluğunu alması halinde bile, muhalefetin önde gelen güçlerinin sürecin meşruiyetini baştan sorguladığı bir ortamda yeni anayasanın yeterli siyasi meşruiyete sahip olup olmayacağının sorgulanması gerektiğini belirtti.

İsa, “Bu nedenle anayasanın değerlendirilmesinin yalnızca referandum sonucuyla sınırlı tutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Belirleyici unsur, özellikle aralık ayında yapılması planlanan genel seçimlerin ardından yaşanacaklar olacak” dedi.

İsa’ya göre anayasanın rekabetçi seçimlere, cumhurbaşkanını denetleyebilecek bir parlamentoya, bağımsız bir yargıya ve ordunun siyasete müdahale etmesini önleyecek gerçek güvencelere zemin hazırlaması halinde, bu düzenleme kurumsal istikrara doğru atılmış bir adım olabilir. Ancak anayasanın geçiş dönemindeki yönetimin nüfuzunu kalıcılaştırmak ve gelecek cumhurbaşkanına etkili denetim mekanizmaları olmaksızın geniş yetkiler vermek amacıyla kullanılması halinde, demokratik açıdan daha istikrarlı bir sistem kurmaktan ziyade iktidarın cumhurbaşkanlığı lehine yeniden dağıtılması söz konusu olacak. İsa’ya göre asıl tehlike de burada yatıyor.

İsa, aralık ayında yapılacak seçimlerin yeni anayasa için gerçek bir sınav olacağı görüşünde. Yeni kurallar geniş bir siyasi rekabete ve dengeli bir temsile imkân verirse, seçimler istikrarsızlık döneminin sona ermesine katkı sağlayabilir. Ancak rakiplerin dışlanmasına, hâkim partilerin güçlenmesine ve parlamentonun rolünün zayıflatılmasına yol açması halinde seçimler, siyasi çoğulculuğun yeniden tesis edilmesi yerine yürütme erkinin hakimiyetinin pekiştirilmesine zemin hazırlayabilir.


ما تأثير شرب الماء أثناء تناول الطعام على صحة الهضم؟

ما تأثير شرب الماء أثناء تناول الطعام على صحة الهضم؟
TT

ما تأثير شرب الماء أثناء تناول الطعام على صحة الهضم؟

ما تأثير شرب الماء أثناء تناول الطعام على صحة الهضم؟

كثيراً ما يُسأل الناس عما إذا كان شرب الماء مع الطعام يؤثر على الهضم، ويزعم البعض أن شرب السوائل مع الطعام يضر بالهضم. ويقول آخرون إنه قد يؤدي إلى تراكم السموم، مما يسبب مشكلات صحية متنوّعة. وبالطبع، قد تتساءل عما إذا كان لشرب كوب من الماء مع وجبتك آثار سلبية، أم أن هذا مجرد خرافة أخرى.

أساسيات الهضم الصحي

لفهم سبب الاعتقاد بأن الماء يعيق الهضم، من المفيد أولاً فهم عملية الهضم الطبيعية. يبدأ الهضم في الفم بمجرد البدء بمضغ الطعام. يُحفز المضغ الغدد اللعابية على إفراز اللعاب، الذي يحتوي على إنزيمات تُساعد على تكسير الطعام.

في المعدة، يختلط الطعام بالعصارة المعدية الحمضية، التي تُفككه أكثر وتُنتج سائلاً كثيفاً يُعرف بالكيموس، وفقاً لما ذكره تقرير لموقع «هيلث لاين» المعني بالصحة.

في الأمعاء الدقيقة، يختلط الكيموس مع إنزيمات هضمية من البنكرياس والعصارة الصفراء من الكبد. تُفكك هذه الإنزيمات الكيموس أكثر، مُهيئةً كل عنصر غذائي للامتصاص في مجرى الدم.

يتم امتصاص معظم العناصر الغذائية أثناء مرور الكيموس عبر الأمعاء الدقيقة. ولا يتبقى سوى جزء صغير ليتم امتصاصه عند وصوله إلى القولون.

بمجرد وصول العناصر الغذائية إلى مجرى الدم، تنتقل إلى مختلف أنحاء الجسم. وينتهي الهضم عند إخراج الفضلات.

اعتماداً على ما تأكله، يمكن أن تستغرق عملية الهضم بأكملها ما بين 24 و72 ساعة.

الماء والهضم

وتقول الدكتورة ميغان روسي، الخبيرة العالمية الرائدة في مجال صحة الأمعاء، التي أسست موقع «أطباء صحة الأمعاء» في لندن، إن من أشهر الأسئلة التي قابلتها في مجال عملها حول شرب الماء أثناء تناول الطعام، وإليكم أشهر ما قيل حول ذلك:

تقول روسي: «بالنسبة لمعظم الناس، لن يكون لشرب كوب من الماء مع الطعام أي تأثير سلبي على الهضم. وإذا كنتم ممن يأكلون بسرعة، فقد يكون شرب الماء أثناء تناول الطعام مفيداً لكم لإبطاء وتيرة الأكل».

قد تُحسّن السوائل عملية الهضم

تُساعد السوائل على تفتيت قطع الطعام الكبيرة، مما يُسهّل انزلاقها عبر المريء إلى المعدة. كما تُساعد على تحريك الطعام بسلاسة، مما يمنع الانتفاخ والإمساك. علاوة على ذلك، تُفرز المعدة الماء، إلى جانب حمض المعدة والإنزيمات الهاضمة، أثناء عملية الهضم. وفي الواقع، يُعدّ هذا الماء ضرورياً لتعزيز الأداء السليم لهذه الإنزيمات.

قد يُقلّل الماء من الشهية والسعرات الحرارية المُتناولة. كما يُساعد شرب الماء مع الوجبات على التوقف بين اللقمات، مما يُتيح لك فرصةً للاستماع إلى إشارات الجوع والشبع. وهذا بدوره قد يمنع الإفراط في تناول الطعام، بل وقد يُساعدك على إنقاص الوزن.

بالإضافة إلى ذلك، أظهرت دراسة استمرَّت 12 أسبوعاً أن المشاركين الذين شربوا 500 مل من الماء قبل كل وجبة فقدوا كيلوغرامين إضافيين مقارنةً بمن لم يشربوا الماء..

تشير الأبحاث أيضاً إلى أن شرب الماء قد يُسرّع عملية الأيض بنحو 24 سعرة حرارية لكل 500 مل (17 أونصة) يتم تناولها.

ومن المثير للاهتمام أن عدد السعرات الحرارية المحروقة انخفض عند تسخين الماء إلى درجة حرارة الجسم. قد يُعزى ذلك إلى أن الجسم يستهلك طاقة أكبر لتسخين الماء البارد إلى درجة حرارة الجسم.

ومع ذلك، فإن تأثير الماء على عملية الأيض طفيف في أحسن الأحوال، ولا ينطبق على الجميع.

يُرجى ملاحظة أن هذا ينطبق في الغالب على الماء، وليس على المشروبات التي تحتوي على سعرات حرارية. في إحدى الدراسات، كان إجمالي السعرات الحرارية المُتناولة أعلى بنسبة 8 - 15 في المائة عند تناول المشروبات السكرية أو الحليب أو العصير مع الوجبات.

إذا كان تناول السوائل مع الطعام مؤلماً، أو يسبب لك انتفاخاً، أو يزيد من حموضة المعدة، فاكتفِ بشرب السوائل قبل الوجبات أو بينها. في غير ذلك، لا يوجد ما يمنعك من شرب السوائل مع الوجبات.

بل على العكس، فإن تناول المشروبات قبل الوجبات أو خلالها يُحسّن الهضم، ويحافظ على ترطيب الجسم، ويمنحك شعوراً بالشبع.

تذكر دائماً أن الماء هو الخيار الأمثل.

الماء لا يُخفف من تركيز إنزيمات الهضم.

محتويات المعدة تخضع لمراقبة مستمرة لتتكيف مع مختلف مكونات الطعام، فهي تتمتع بقدرة مذهلة على التكيف!

الماء لا يُخرج الطعام من المعدة.

صحيح أن السوائل تمر عبر المعدة أسرع من الطعام الصلب، لكن هذا لا يؤثر على الطعام الصلب. يبقى الطعام الصلب في المعدة حتى يتم هضمه بشكل كافٍ لينتقل إلى الجزء التالي من الجهاز الهضمي. نقاط إضافية لمن يعرف ما هو هذا الجزء...

قد يُحفّز شرب الماء مع الوجبات أعراض الارتجاع لدى المصابين بداء الارتجاع المعدي المريئي، وذلك ببساطة لأن الماء الزائد يزيد من حجم المعدة.

زيادة الحجم تعني زيادة الضغط، وهذا الضغط قد يسمح للحمض بالارتجاع إلى المريء لدى الأشخاص المُعرّضين لذلك.

لكن كما هو الحال مع كل شيء، فالأمر يعود إليك. إذا لم يُناسبك شرب الماء مع الوجبات، فلا داعي لذلك!


Oteller, Mekke’deki gayrimenkul yatırım haritasını yeniden şekillendiriyor

Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
TT

Oteller, Mekke’deki gayrimenkul yatırım haritasını yeniden şekillendiriyor

Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)

Mekke’deki gayrimenkul piyasası, hac ve umre ziyaretçilerinin sayısının artması ve kentin kapasitesinin genişlemesiyle birlikte otel varlıklarına yönelik yatırımlara doğru artan bir dönüşüme sahne oluyor. Bu durum, otellerin birden fazla gayrimenkul geliştiricisi için ana faaliyet geliri kaynağı olarak varlığını güçlendiriyor.

Söz konusu gelişme; özellikle hac ve umre sezonlarında doluluk oranları ile ortalama oda fiyatlarında yaşanan artışın etkisiyle, otel gelirlerindeki iyileşmenin gayrimenkul şirketlerinin finansal sonuçlarına daha net bir şekilde yansıdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Sürekli talep, konaklama sektöründeki patlamayı destekliyor

Bu kapsamda Finans ve Ekonomi Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Mekke’deki konaklama sektörünün ‘tarihinin en güçlü dönemlerinden birini’ yaşadığını belirtti. El-Attas, sektörde gözlenen büyümenin; umre ziyaretçisi ve turist sayısındaki sürekli artış, hac kapasitesinin kademeli olarak genişletilmesi ve Vizyon 2030 kapsamındaki projeler başta olmak üzere yapısal faktörlere dayandığına dikkat çekti.

Mescid-i Haram’ın genişletilmesi, ulaşım ve yol ağları ile tren hatlarının geliştirilmesi ve ziyaretçi deneyiminin iyileştirilmesinin konaklama sisteminin verimliliğini artırdığını ekleyen el-Attas, bu durumun doluluk oranlarına ve ortalama oda fiyatlarına yansıdığını ifade etti. Mekke’deki otellere olan talebin, umre programlarının gelişmesiyle birlikte yıl geneline yayılarak daha sürdürülebilir hale geldiğini ve artık yalnızca yoğun sezonlarla sınırlı kalmadığını belirtti.

Bu dönüşüm, Mekke’de faaliyet gösteren gayrimenkul şirketlerinin iş modellerinde otelcilik faaliyetlerinin artan önemini yansıtırken, geliştiricilerin ilgisinin bir kısmının arsa ve konut satışından, uzun vadede elde tutulabilecek ve işletilebilecek gelir getirici varlıkların geliştirilmesine kaydığını gösteriyor.

Oteller, kârlılığın itici gücü haline geliyor

Jabal Omar Development şirketinin performansı, Mekke’deki gayrimenkul geliştiricilerinin finansal sonuçlarında otelcilik faaliyetlerinin artan önemine bir örnek teşkil ediyor. Şirket, 2026 yılının ikinci çeyreğinde yeniden kâra geçerek, geçen yılın aynı çeyreğinde kaydettiği 42,1 milyon riyallik zarara kıyasla hissedarlara ait 158,1 milyon riyal net kâr açıkladı. Bu dönemde şirketin gelirleri ise yüzde 42,5 artışla 715,1 milyon riyale yükseldi.

Şirket, Suudi Arabistan Menkul Kıymetler Borsası’nın (Tadawul) resmî sitesinde yayımladığı açıklamada, gelirlerdeki artışın temel nedenini, özellikle hac sezonunda otel performansının iyileşmeye devam etmesine ve bu yılın başında hizmete giren Rotana Oteli’ne bağladı.

cdfrgthy
 Kâbe’nin yanındaki Jabal Omar Otel Kuleleri’nin bir fotoğrafı (Jabal Omar Development)

Dr. el-Attas, daha önce ağırlıklı olarak arsa satışına veya geleneksel gayrimenkul projelerinin geliştirilmesine dayanan Mekke’deki birden fazla gayrimenkul şirketinin kârlılığında, otelcilik faaliyetlerinin artık temel itici güç haline geldiğini belirtiyor.

Yüksek doluluk oranlarının ve ortalama oda fiyatlarındaki iyileşmenin otellerin faaliyet gelirlerini desteklediğini açıklayan el-Attas, bu tür tekrarlayan gelirlerin yapısı gereği şirketlere varlık satışından elde edilen getirilere kıyasla daha istikrarlı bir nakit akışı sağladığını vurguluyor.

Menassat Realty CEO’su Halid el-Mubeyyid ise Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Mekke’nin konaklama sektöründe sürdürülebilir bir talep gibi olağanüstü bir avantaja sahip olduğunu dile getirdi. El-Mubeyyid; hac ve umre ziyaretçilerinin akınının sürmesinin ve Vizyon 2030 hedeflerinin, özellikle Mescid-i Haram’a yakın konumlarda ve ulaşım ile hizmetlerle bağlantılı projelerde otel yatırımlarına diğer gayrimenkul varlıklarına kıyasla daha fazla cazibe kazandırdığını açıkladı.

Geliştiricilerin eğilimlerinin gayrimenkul birimi satışına odaklanmaktan, oteller ve rezidanslar gibi gelir getiren varlıkların geliştirilmesine ve uluslararası otel markalarından yararlanmaya doğru kaydığına dikkat çeken el-Mubeyyid; projenin değerinin artık sadece geliştirme maliyetiyle değil, işletme performansıyla da ilişkilendirilmesiyle birlikte geliştiricilerin ilgisinin yalnızca inşaatla sınırlı kalmayıp işletme kalitesi ve varlık yönetimine kadar uzandığını ifade etti.

Arz artışı, piyasanın büyümeyi karşılama kapasitesini sınıyor

Mekke’de otel yatırımlarının genişlemesi, oda arzındaki artışla eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Bu durum, özellikle yeni projelerin girişine sahne olan segmentlerde işletmeciler arasındaki rekabeti kızıştırabilir.

Dr. el-Attas, yeni arzların aynı otel kategorisinde yoğunlaşması halinde bu artışın kısa vadede bazı segmentlerde fiyatlar üzerinde sınırlı bir baskı oluşturabileceğini belirtti. Ancak el-Attas, umre ziyaretçisi ve turist sayısını artırmaya yönelik hükümet hedefleri ve Mekke’nin yıl boyunca artan sayıda ziyaretçi ağırlayan bir destinasyona dönüşmesi sayesinde, talebin orta ve uzun vadede bu genişlemenin büyük bir kısmını absorbe edebileceğini öngörüyor.

El-Attas’a göre belirleyici tek faktör arz miktarı olmayacak; otel ürününün kalitesi, konumu, hizmet seviyesi ve gelir yönetimindeki verimlilik de otellerin yüksek doluluk oranlarını ve getirilerini koruma yeteneğinde kilit rol oynayacak.

El-Mubeyyid ise kızışan rekabet ortamında oda sayısındaki artışın projelerin kârlılığını garanti etmeye yetmeyeceğine işaret ederek, pazara yeni projelerin girmesiyle birlikte otellerin oda başına geliri azami seviyeye çıkarma ve operasyonel verimlilik sağlama kabiliyetinin daha da önem kazanacağını vurguladı.

Operasyonel verimlilik, kâr marjlarını korumanın anahtarı

Öte yandan Mekke’deki konaklama sektörü, önümüzdeki dönemde yatırımcıların kâr marjlarını sınayabilecek bir dizi zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Arsa, inşaat ve işletme maliyetlerinin yanı sıra işçilik, enerji, bakım ve finansman maliyetlerindeki artış ile otel tesislerini verimli bir şekilde yönetecek nitelikli personele duyulan ihtiyaç bu zorlukların başında geliyor.

Bu çerçevede Dr. el-Attas; artan işletme maliyetleri ve yüksek seviyelerini koruyan faiz oranlarının şirketler üzerinde baskı oluşturabileceğini, artan rekabetin ise kâr marjlarını korumak adına işletmecileri operasyonel verimliliğe ve konuk deneyimini iyileştirmeye daha fazla odaklanmaya zorlayacağını ifade etti.

Yoğun sezonların dışında da yüksek doluluk oranlarını korumak sektörün önündeki bir diğer zorluk olarak öne çıkarken; bu durum, umre programlarındaki artış ve Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda hedef pazarların çeşitlendirilmesini ve yeni ziyaretçi segmentlerinin çekilmesini gerektiriyor.

Gelecekteki kârlılığın ürün kalitesine, operasyonel verimliliğe ve oda başına geliri en üst düzeye çıkarmaya bağlı olduğunu belirten el-Mubeyyid; otel kategorilerinin çeşitlendirilmesinin, gelir yönetiminde modern teknolojilerden yararlanılmasının, işletme maliyetlerinin düşürülmesinin ve üstün bir konaklama deneyimi sunulmasının önemini vurguladı.

Talep ve arzın eş zamanlı olarak genişlemeye devam etmesiyle birlikte Mekke’deki otel yatırımlarının geleceği, yalnızca otel kapasitesini artırmaktan ziyade varlıkların operasyonal verimliliğine, ürün kalitesine ve konuma daha fazla dayanmaya doğru ilerliyor. Bu durum, geliştiricilerin varlıkları yönetme ve artan ziyaretçi sayısını sürdürülebilir nakit akışına dönüştürme yeteneğini önümüzdeki dönemdeki rekabetin belirleyici faktörü haline getiriyor.