مياه داخل حبيبات زجاجية على سطح القمر

خريطة طبوغرافية  للقطب الجنوبي للقمر (ناسا)
خريطة طبوغرافية للقطب الجنوبي للقمر (ناسا)
TT

مياه داخل حبيبات زجاجية على سطح القمر

خريطة طبوغرافية  للقطب الجنوبي للقمر (ناسا)
خريطة طبوغرافية للقطب الجنوبي للقمر (ناسا)

اكتشف علماء مياهاً داخل حبيبات زجاجية متناثرة على سطح القمر، حسب وكالة الصحافة الفرنسية. وكان يُعتقد منذ زمن أنّ القمر يتسم بالجفاف، لكنّ مهمات كثيرة أُنجزت على مدى العقود القليلة الماضية توصّلت إلى أن المياه موجودة على القمر، أكان فوق سطحه أم داخل معادن.
وقال الأستاذ في علم الكواكب والاستكشاف لدى الجامعة المفتوحة في المملكة المتحدة ماهيش أناند، في حديث إلى وكالة الصحافة الفرنسية، إنّ جزيئات المياه يمكن رؤيتها «تتناثر فوق سطح القمر» عندما تكون الشمس مشرقة.
وأضاف أناند، وهو أحد معدّي الدراسة التي نُشرت في مجلة «نيتشر جيوساينس»، أن العلماء لم يتوصلوا بعد «إلى معرفة مصدرها الدقيق».
وأشارت الدراسة التي أعدّها فريق من الباحثين برئاسة الأكاديمية الصينية للعلوم إلى أنّ الحبيبات الزجاجية «يُحتمَل أن تكون الخزان الأساسي المعني بدورة المياه على سطح القمر». وتولّى الفريق تحليل 117 حبة زجاجية رصدتها مركبة «تشانغ آه - 5» الصينية في ديسمبر (كانون الأول) 2020 وأُرسلت إلى الأرض. وهذه الحبيبات تشكّلت بفعل نيازك صغيرة اصطدمت بسطح القمر المفتقر إلى الحماية التي عادة ما يوفرها الغلاف الجوي.
وتسببت حرارة الاصطدام في إذابة المادة المكوّن منها سطح القمر والتي عندما تبرد تتحوّل إلى حبيبات زجاجية مستديرة مماثلة في سماكتها لشعرة واحدة.
وقال أناند «بالإضافة إلى اكتشاف المياه داخل حبيبات زجاجية، توصّل العلماء إلى أن ثمة تأثيراً واضحاً للشمس»، إذ تبيّن لهم أنّ الهيدروجين الضروري في عملية تشكّل المياه مصدره الرياح الشمسية التي تجتاح الجسيمات المشحونة عبر النظام الشمسي.
أما المكوّن الآخر للمياه وهو الأكسجين فموجود على سطح القمر داخل الصخور والمعادن.
وقال أناند إن ذلك يعني أنّ الرياح الشمسية قد تكون ساهمت بشكل متساوٍ في تشكيل المياه على أجسام أخرى في النظام الشمسي تفتقر إلى الغلاف الجوي، كعطارد أو الكويكبات. وأشارت الدراسة إلى أنّ الحبيبات الزجاجية قد تشكّل نحو ثلاثة إلى خمسة في المائة من سطح القمر.
وأضافت أن الحسابات التقديرية توصلت إلى أنّ الحبيبات الزجاجية على سطح القمر قد تحوي نحو ثلث تريليون طن من المياه. وأوضح أناند أنّ استخراج المياه من الحبيبات يتطلّب إخضاعها لدرجة حرارة تبلغ نحو مائة درجة مئوية.



باحث في «أنثروبيك» يستقيل بسبب مخاوف من خروج الذكاء الاصطناعي عن السيطرة

شركة «أنثروبيك» هي إحدى الشركات الرائدة في مجال الذكاء الاصطناعي (رويترز)
شركة «أنثروبيك» هي إحدى الشركات الرائدة في مجال الذكاء الاصطناعي (رويترز)
TT

باحث في «أنثروبيك» يستقيل بسبب مخاوف من خروج الذكاء الاصطناعي عن السيطرة

شركة «أنثروبيك» هي إحدى الشركات الرائدة في مجال الذكاء الاصطناعي (رويترز)
شركة «أنثروبيك» هي إحدى الشركات الرائدة في مجال الذكاء الاصطناعي (رويترز)

أعلن باحث بريطاني استقالته من شركة «أنثروبيك»، إحدى الشركات الرائدة في مجال الذكاء الاصطناعي، محذّراً من أن شركات التكنولوجيا تتسابق لتطوير أنظمة ذكاء اصطناعي قادرة على تحسين نفسها بصورة قد تجعل السيطرة عليها مستحيلة.

ووفق صحيفة «وول ستريت جورنال»، فقد صرح الباحث جاكوب كوكسون (27 عاماً)، المتخصص في تدريب نماذج الذكاء الاصطناعي من خلال تزويدها بكميات هائلة من البيانات، يوم الثلاثاء، بأنه سيغادر الشركة؛ لأنه لا يريد المشاركة في سباق محموم على مستوى القطاع لبناء أنظمة ذكاء اصطناعي قادرة على تطوير نفسها، مُعرباً عن قلقه من أن هذه الأنظمة قد تخرج عن السيطرة وتدمر البشرية.

وقال كوكسون: «نحن نسير نحو عدد من أكثر هذه السيناريوهات خطورة، وبحلول نهاية العام المقبل قد تكون الأمور خرجت عن السيطرة، بالفعل»، مشيراً إلى أن المنافسة بين الشركات الأميركية والشركات الصينية الناشئة الصاعدة تجعل التنازلات المتعلقة بالسلامة أمراً شبه حتمي.

ولفت إلى أن عدداً من زملائه في هذا المجال يستخدمون عبارات مثل «مرحلة الحسم» (crunchtime)، و«المرحلة النهائية» (endgame) لوصف المسار نحو تطوير نماذج قادرة على تحسين نفسها.

كان كوكسون قد غادر شركة «أوبن إيه آي»، في وقت سابق من العام، للانضمام إلى «أنثروبيك»، بسبب سمعتها الطيبة في مجال جهود سلامة نماذج ذكاء الاصطناعي. إلا أنه يعتقد، الآن، أنه لا توجد شركة قادرة بمفردها على تطوير ذكاء اصطناعي يتفوق على البشر في مجموعة متنوعة من المهام - وهو ما يُعرف أحياناً بالذكاء الاصطناعي العام - بشكل مسؤول، وذلك في غياب تدخُّل حكومي أو تباطؤ منسق في وتيرة التطوير داخل القطاع.

وتأتي استقالته في وقت تزداد فيه التحذيرات من قدرات النماذج الحديثة، بعدما أظهرت حالات اختراق أو سلوكيات غير متوقعة مؤخراً من نماذج تابعة لشركتيْ «أوبن إيه آي» و«أنثروبيك» قدرة بعض الأنظمة على تبنّي أهداف ضارة ومحاولة إخفائها عن البشر.

ويرى كوكسون أن الخطر الأكبر سيظهر عندما تبدأ هذه الأنظمة تطوير قدراتها ذاتياً، بما قد يدفعها إلى رفض أوامر البشر.

ولم تكن استقالته الأولى من نوعها، فقد غادر باحث متخصص في السلامة شركة «أنثروبيك»، في وقت سابق من العام، للتفرغ لدراسة الشعر، محذراً من أن «العالم في خطر». كما غادر باحثون آخرون شركات ذكاء اصطناعي كبرى، خلال السنوات الأخيرة، بسبب مخاوف مماثلة.

في السياق نفسه، حذّر الرئيس التنفيذي لـ«أوبن إيه آي»، سام ألتمان، من تداعيات التطور السريع للذكاء الاصطناعي، قائلاً: «أعتقد أن بعض الأمور ستسير بشكل سيئ للغاية فيما يتعلق بالأمن السيبراني ما لم يتحرك الناس على وجه السرعة».

كما كتب كبير العلماء في «أوبن إيه آي»، جاكوب باتشوكي، في تدوينة، الأحد: «هذا وقت يستدعي أقصى درجات الحذر. أشعر بالقلق من أنه لا أحد مستعد لعواقب الارتفاع المستمر والسريع في ذكاء الآلات»، داعياً إلى تباطؤ منسق في تطوير الذكاء الاصطناعي وتدخل حكومي.

يأتي ذلك بالتزامن مع توقيع أكثر من ألف باحث في مجال الذكاء الاصطناعي بياناً يدعو الحكومات حول العالم إلى التنسيق لوضع آلية تتيح إبطاء تطوير الأنظمة القادرة على تحسين نفسها، إذا أصبح ذلك ضرورياً للحفاظ على السيطرة عليها.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Husiler, kaldıramayacakları bir kapı açtılar

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerin ‘kaldıramayacakları bir kapı açtığını’ belirterek, ülkesinin herhangi bir saldırıya karşı kendisini savunmaktan çekinmeyeceğini ve çıkarlarını korumak için mevcut tüm imkanları kullanacağını vurguladı.

Prens Faysal bin Ferhan, bu açıklamayı dün Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptı. Açıklama, Husilerin bir gün önce Suudi Arabistan’ın Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik hedefleri vurmasının ardından geldi. Saldırılarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 73 sivil yaralanmıştı.

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon ise Husileri caydırmak ve düşmanca tutumlarıyla kararlılıkla mücadele etmek amacıyla ‘gerekli tüm operasyonel tedbirlerin alınacağını’ bildirdi. Koalisyon, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını korumak ve ülkede yaşayan vatandaşlar ile yabancıların güvenliğini sağlamak amacı taşıdığını belirtti. Açıklamada ayrıca, tehdit kaynaklarına karşılık vermek ve tehlikeyi bertaraf etmek için tedbirler alınacağı kaydedildi.

Düşmanca yaklaşımı reddetmek

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Husilerin saldırılarını ve Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik eylemlerini sürdürerek uluslararası deniz ulaşımının serbestisini tehdit etmesini ‘en sert şekilde’ kınadı. Bakanlık, milislerin Yemen’in ve Arap ve İslam dünyasının güvenlik ve istikrarını tehdit eden düşmanca yaklaşımını ve suç teşkil eden eylemlerini kesinlikle reddettiğini belirterek, Husilerin tüm barış girişimlerini reddetmeyi sürdürdüğünü vurguladı.

Bakanlık, Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunmak, ulusal kaynaklarını ve vatandaşlarıyla ülke topraklarında yaşayanların güvenliğini korumak amacıyla uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde gerekli tüm tedbirleri alma hakkının bulunduğunu belirtti. Açıklamada, Suudi Arabistan’ın kendisini hedef alan hiçbir saldırıya müsamaha göstermeyeceği vurgulandı.

Suudi Arabistan, Husilerin sivilleri ve sivil tesisleri hedef almaya devam etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak, tüm tırmanış girişimlerinin ve deniz ulaşımının güvenliğine yönelik devam eden tehditlerin derhal sonlandırılmasını istedi. Riyad ayrıca, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve başta 2216 ve 2722 sayılı kararlar olmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarını uygulama çağrısında bulundu.

Aşırı suçlu davranış

Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husilerin ‘sorumsuzca gerçekleştirdiği saldırıların’, örgütün düşmanca ve sorumsuz yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirtti. Maliki, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi, vatandaşları ile ülke topraklarında yaşayanların güvenlik ve emniyetine doğrudan tehdit oluşturulması ve ülkenin ulusal kaynakları ile sivil tesis ve hedeflerine kasıtlı olarak zarar verilmesi anlamına geldiğini söyledi. Saldırıların ayrıca, Yemen ve Arap ve İslam dünyasının çevresinde barış ve istikrarın sağlanmasını reddeden, aşırılık yanlısı ve suç niteliğindeki milis tutumunu yansıttığını ifade etti.

Prens Faysal bin Ferhan ise basın toplantısında, Suudi Arabistan’ın “Yemen ve bölgenin çıkarlarına hizmet eden her türlü girişimi desteklemekten çekinmeyeceğini” söyledi. Husilerle temas konusunda diplomasi kapısının hâlâ açık olduğunu belirten Faysal bin Ferhan, Yemen’in meşru hükümetinin de Husilere sorumlu bir şekilde müzakere etme fırsatı sunduğunu kaydetti.

Faysal bin Ferhan, Husilerin Yemen ve halkının çıkarları yerine kendi dar ve kişisel çıkarlarını tercih ettiğini, ülkedeki iç sorunlarını Suudi Arabistan’a taşımaya çalıştığını ve kendisini zor durumda bulduğu her seferinde şiddete başvurduğunu söyledi. Husilerin krizi sona erdirecek siyasi sürece sorumlu bir şekilde katılmak yerine Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ısrar ettiğini belirtti.

Kabul edilemez saldırılar

Lavrov, Suudi mevkidaşıyla düzenlediği basın toplantısında, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını ‘kabul edilemez ve ters sonuçlar doğuran’ eylemler olarak nitelendirdi. Bu saldırıların sivillerin hayatını ve sivil tesisleri tehlikeye attığını, küresel ekonomiye zarar verdiğini belirten Lavrov, Moskova’nın Riyad’ın Yemen’de barışçıl çözüm için yol haritasını hayata geçirme yönündeki çabalarına tam destek verdiğini vurguladı.

Lavrov, sorunların askeri yöntemlerle çözülmesi girişimlerini reddettiklerini belirterek, Yemen kıyılarına bitişik bölgeler de dahil olmak üzere uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğü ve güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti. Lavrov, Suudi Arabistan’ın girişimiyle hazırlanan yol haritası temelinde Yemen’de etkili aktörler arasında doğrudan diyaloğun bir an önce başlatılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise dün gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Husilerin ‘İran’ın vekil gücü’ olduğunu söyledi. Rubio, “Yaşananların bazılarının arkasında İran’ın elinin açıkça bulunduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı. ABD’nin Suudi Arabistan ile çok güçlü bir savunma ve askeri ilişkisi bulunduğunu vurguladı.

Rubio, “Bu gelişmeleri yakından izliyoruz. (...) Ayrıca bazı kara operasyonlarının da gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Yemen güçleri Husilere karşı koyuyor ve onların sahada elde etmeye çalıştığı bazı ilerlemeleri geri püskürtüyor” dedi.

Husilerin saldırıları, Körfez ülkeleri ile Arap ve İslam dünyasından art arda gelen açıklamalarla kınandı. Açıklamalarda, Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik açık ihlaller karşısında Riyad’la tam dayanışma içinde olunduğu belirtilirken, sivillerin, tesislerin ve sivil hedeflerin vurulması reddedildi. Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını korumaya yönelik attığı adımlara destek yinelenirken, söz konusu uygulamalara karşı ‘kararlı ve caydırıcı’ bir tutum alınması, saldırıları gerçekleştirenler ile bunlara destek verenlerin hesap vermesi ve ilgili uluslararası kararların uygulanması çağrısında bulunuldu.

Uluslararası dayanışma

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu hain saldırılar yalnızca masum insanların hayatlarını değil, bölgenin güvenlik ve barışını da tehdit ediyor” ifadesini kullandı. Şerif, ülkesinin Suudi Arabistan’ın egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz desteğini yineleyerek, Pakistan’ın yönetimi ve halkıyla birlikte Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu ve tam dayanışma içinde bulunduğunu vurguladı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ise Husilerin saldırılarının uluslararası hukuk ve teamüllerin ihlali olduğunu belirtti. Budeyvi, saldırıların bölgenin güvenliğini ve bölgesel ve uluslararası barışı tehdit eden ‘aşırılıkçı ve suç niteliğinde bir yaklaşımı’ yansıttığını ifade ederek, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın yanında ‘tek saf halinde’ durduğunu yineledi.

Diplomatik sürecin desteklenmesi

Moskova’daki görüşmeye dönersek, Suudi Arabistan ve Rusya, iki ülkenin dışişleri bakanlarının gerçekleştirdiği resmi görüşmede, Filistin meselesi ve Yemen’deki durum da dahil olmak üzere mevcut bölgesel ve uluslararası sorunların çözümünde diplomatik sürecin desteklenmesinin önemini vurguladı. Taraflar ayrıca, başta Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb olmak üzere uluslararası su yollarında seyrüsefer güvenliği ve özgürlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti.

Prens Faysal bin Ferhan ile Lavrov, gerilimi düşürmek ve tansiyonu yatıştırmak amacıyla yürütülen çabaları ele aldı. Görüşmede ayrıca, uluslararası platformlarda koordinasyon ve istişarenin güçlendirilmesinin, çok taraflı iş birliğini sağlamlaştırmaya yönelik girişimlerin desteklenmesinin ve küresel gelişmeler karşısında daha etkin bir uluslararası sistem oluşturulması amacıyla mevcut mekanizmaların reforme edilmesinin önemi üzerinde duruldu. Bu adımların uluslararası güvenlik ve barışın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.

İki ülke arasında çeşitli alanlardaki iş birliği ve koordinasyonun geliştirilmesi yollarının da ele alındığı görüşmede, taraflar ilişkileri daha geniş ufuklara taşımayı hedeflediklerini belirtti. Suudi Arabistan ve Rusya, 100 yıllık diplomatik ilişkiler ve kesintisiz iş birliği mirasına dayanan ilişkileri, daha iddialı ve kapsamlı bir ikinci yüzyıla taşımayı hedeflediklerini vurguladı. Bunun, ortaklığın derinliğini yansıtacağı, ortak çıkarlara hizmet edeceği ve güvenlik, istikrar, kalkınma ve refahı destekleyeceği kaydedildi.

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki iş birliğinin bugün geniş bir siyasi ve ekonomik konu yelpazesini kapsadığını belirtti. Bu iş birliğinin küresel enerji piyasalarının istikrarının desteklenmesi ve üreticiler ile tüketicilerin çıkarlarını gözeten bir dengenin sağlanması açısından önemini kanıtladığını ifade eden Faysal bin Ferhan, söz konusu ortaklığın küresel ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine katkıda bulunduğunu ve ekonomik, ticari ve yatırım alanlarındaki iş birliğini güçlendirdiğini söyledi.


Saudi Renewable Energy Moves from Initiatives to Expansion

A solar panel project in Saudi Arabia. (SPA)
A solar panel project in Saudi Arabia. (SPA)
TT

Saudi Renewable Energy Moves from Initiatives to Expansion

A solar panel project in Saudi Arabia. (SPA)
A solar panel project in Saudi Arabia. (SPA)

Saudi Arabia’s renewable energy sector is accelerating its shift from launching initiatives to large-scale operations and expansion, with operational project capacity jumping 88 percent in 2025 to reach 12.313 gigawatts by year-end.

Investment in existing projects exceeded SAR 36 billion ($9.6 billion), reflecting the sector’s growing scale as the Kingdom works to diversify its energy mix and increase the use of renewable energy sources.

According to the latest data from the General Authority for Statistics (GASTAT), 15 renewable energy projects were operational in the Kingdom by the end of 2025.

Specialists said faster project implementation and rising investment in clean technologies are paving the way for further expansion in the coming years, encompassing solar and wind power and green hydrogen, alongside growth in related industries and the localization of supply chains and specialized workforce capabilities.

The figures are part of the authority’s "Raqam Saudi" ("Saudi Number") initiative, which highlights national statistics and indicators and their significance for economic, social and development trends.

Historic transformation

Majid Refae, chairman of the Saudi Polytechnic Institute for Renewable Energy (SPIRE), described the sector as undergoing an unprecedented qualitative transformation in the Kingdom’s modern economic history.

He said the shift goes beyond the growing scale of investment projects to include exceptionally rapid implementation, a more mature regulatory and administrative framework, and greater integration of the infrastructure needed to support the emerging industry.

Refae underlined that the indicators clearly reflect Saudi Arabia’s move from the stage of launching initial initiatives to an advanced phase of operating the renewable energy system on a broad and practical scale, demonstrating greater maturity in implementation and planning capabilities.

He attributed the momentum to three main drivers working in tandem: faster implementation of projects under the National Renewable Energy Program, expanding domestic and international investment in clean technologies, and the Kingdom’s achievement of world-leading levels of competitiveness.

Taken together, he said, these developments confirm that Saudi Arabia has established itself as a major player in the global renewable energy market.

The transformation is being pursued through a strategy led by the Ministry of Energy in cooperation with the Public Investment Fund (PIF) and based on developing projects, infrastructure and local capabilities needed for the sector’s growth.

Sustainable economic base

From an industrial and economic perspective, Refae described renewable energy as an important avenue for diversifying the Saudi economy and building a stronger and more sustainable production base.

He pointed to the importance of the current phase, which extends across four interconnected areas: diversifying the economy and creating new sectors, strengthening energy security and the long-term sustainability of supplies, generating environmental and development benefits, and reinforcing the Kingdom’s regional and international standing.

Saudi Arabia now holds an advanced position regionally and globally in areas including production costs, project scale, infrastructure readiness and the development of green hydrogen projects, stressing that those strengths enhance the Kingdom’s attractiveness for cooperation and investment in the next phase, he added.

Refae expects Saudi Arabia to enter a new phase of growth in the sector between 2026 and 2030, driven by major solar and wind projects coming on stream, alongside an expansion in green hydrogen projects for both production and export.

The Kingdom’s stated target is for renewable energy to account for 50 percent of its electricity mix by 2030. Faster project implementation and growing investment, he said, strengthen its ability to achieve that goal.

Given the scale of the targets, government financing alone will not be sufficient, making broader participation by the local private sector and international companies necessary.

Public-private partnerships can attract further investment, draw on global expertise and technology, accelerate project implementation and develop related supply chains, he remarked.

Local manufacturing

Growth in renewable energy projects is also expected to expand supporting industries and services, increasing the importance of localizing the manufacture of key components and parts.

According to Refae, building a domestic manufacturing base would reduce reliance on imports, create jobs and increase value added to the national economy.

Faster project implementation also places greater responsibility on SPIRE to prepare the skilled workforce required by the industry, he noted, stressing that its role "is not limited to training, but carries multiple strategic dimensions."

Institute strategy

Refae said the institute’s main priority is to prepare specialized Saudi professionals capable of operating and maintaining renewable energy projects in line with international standards, while also contributing to knowledge transfer, skills development and innovation.

SPIRE is developing specialized training programs covering solar and wind power, green hydrogen and energy-storage technologies, with an emphasis on practical and applied instruction that links training to the actual needs of projects and the labor market, he revealed.

He noted that the expansion of renewable energy projects gives SPIRE an opportunity to strengthen its role as a platform for developing capabilities, transferring expertise and supporting innovation, rather than serving merely as a conventional training provider.

Refae noted that the growth of the renewable energy sector represents an important opportunity to diversify the economy and create new areas of activity and investment.

Fully capitalizing on that opportunity will require continued investment in Saudi talent, research and development, innovation, and stronger partnerships with domestic and international companies and institutions, he said.