{فن أبوظبي} يعلن تفاصيل دورته الـ14 ويقدم مواهب من المغرب العربي

بمشاركة 78 صالة عرض من 27 دولة

زوار لمعرض فن أبوظبي 2017 (الشرق الأوسط)
زوار لمعرض فن أبوظبي 2017 (الشرق الأوسط)
TT

{فن أبوظبي} يعلن تفاصيل دورته الـ14 ويقدم مواهب من المغرب العربي

زوار لمعرض فن أبوظبي 2017 (الشرق الأوسط)
زوار لمعرض فن أبوظبي 2017 (الشرق الأوسط)

يعود عرس الفنون السنوي «فن أبوظبي» لجمهوره في الفترة ما 16 و20 نوفمبر (تشرين الثاني) القادم ببرنامج سخي وقائمة مشاركات تعد الأكبر منذ انطلاقه حيث تشارك في الدورة 78 صالة عرض من 27 دولة. وتستضيف هذه الدورة صالات عرض من شتى دول العالم، من بينها إيطاليا وكولومبيا وكوريا الجنوبية والدنمارك والهند، مما يمنح زوار المعرض تجربة استثنائية وفرصة استكشاف مجموعة واسعة من الأعمال الفنية التي تحمل توقيع لفيف من الفنانين المرموقين إلى جانب أعمال شغلتها أنامل فنانين ناشئين. وتسلط فعاليات المعرض الضوء أيضاً على أعمال فنانين من شمال أفريقيا وتركيا والمنطقة.

رشيدة التريكي (الشرق الأوسط)

وأعلن «فن أبوظبي» أمس، عن قائمة الصالات المشاركة وفريق القيمين الذي يضم مؤرخة الفنون وأستاذة الفلسفة المعروفة رشيدة التريكي، ومديرة صالات العرض جايد يشيم تورانلي، والصحافية الفنية ريكاردا ماندريني. وستتولى المؤرخة الفنية وأستاذة الفلسفة رشيدة التريكي التنسيق الفني لقسم «فضاءات» تحت شعار «غد جديد». ويستضيف القسم هذا العام صالات عرض وفنانين من شمال أفريقيا، مسلطاً الضوء على محطات التطور الفني في المنطقة.
أما مديرة صالات العرض جايد يشيم تورانلي، من «بي آي للأعمال الفنية»، والصحافية الفنية ريكاردا ماندريني فستقومان بمهام القيمتين الفنيتين للمعرض، واختيار صالات جديدة للمشاركة في فعالياته، حيث ستركز جايد على عرض أعمال صالات عرض وفنانين من تركيا، من ضمنها «ديريمارت» وغاليري «نف إسطنبول»، بينما ستستقطب ريكاردا صالات عرض تنفرد ببرامج متنوعة من مختلف دول العالم، ومن بينها «مازوليني» و«بي 420» و«ديب آرت غاليري».
وعلّقت ديالا نسيبة، مديرة «فن أبوظبي»: «يواصل (فن أبوظبي)، منذ إطلاقه في عام 2007، دوره المحوري والريادي في الارتقاء بالمشهد الفني لإمارة أبوظبي خاصة ودولة الإمارات عامة، إلى جانب ترسيخ مكانتيهما وجهة إقليمية رائدة لمحبي وعشاق الفن من المنطقة والعالم. ونحصد ثمار سنوات من النجاح والعمل الدؤوب عبر المساهمة في تعزيز نمو الصناعات الثقافية والإبداعية في الإمارات، بالتزامن مع رعاية المواهب المحلية. ونثق بأن التعاون مع قيّمات فنيات مرموقات مثل رشيدة التريكي، وجايد يشيم تورانلي، وريكاردا ماندريني، سيدعم خطواتنا للمضي قدماً في تقديم أعمال فنية متنوعة تعرض رؤى مختلفة، ليظل فن أبوظبي وجهة جامعي الفنون والجمهور لاكتشاف فن وفنانين جدد».


ريكاردا ماندريني (الشرق الأوسط)

من جانبها، قالت رشيدة التريكي: «فخورة بالمشاركة في (فن أبوظبي)، وتكليفي بمهام القيمة الفنية لقسم (فضاءات)، وقد سعدت بالتعاون مع صالات العرض التي ستقدم أعمال فنانين مرموقين ومواهب صاعدة من منطقة المغرب العربي خلال فعاليات المعرض. ويتماشى اختيار هذه الأعمال مع المفهوم الذي اخترته لقسم (فضاءات)، عبر الربط بين التراث وممارسات الإبداع المعاصر الهادفة إلى رسم مسارات جديدة نحو (غد جديد)».
بدورها، قالت ريكاردا ماندريني: «أسعى إلى اختيار مجموعة متنوعة من صالات العرض والفنانين من خلفيات ثقافية متعددة، وأن أقدم أعمالاً من حقب زمنية ومناطق مختلفة. فالأعمال الفنية التي ستعرضها صالات العرض المختارة يستقر في وجدانها الفني رسالة وحوار مشترك لإضافة فصل جديد إلى تاريخ الفنون، حيث يمكننا كأفراد، بغضّ النظر عن خلفياتنا الثقافية والجغرافية، الشعور بالانتماء لها».

جايد يشيم تورانلي  (الشرق الأوسط)

وأوضحت جايد يشيم تورانلي: «لقد أذهلتني زيارتي لمعرض فن أبوظبي خلال العام الماضي، والزخم الذي يضيفه إلى المشهد الفني في دولة الإمارات، فمحتوى المعرض متنوع للغاية ويجذب جمهوراً واسعاً. وستشهد نسخة العام الجاري مشاركة ست صالات عرض تركية رائدة محلياً وعالمياً، تغطي مجموعة واسعة ومتنوعة من أنواع الفنون، والتي ستعرض أعمالاً مميزة لفنانين معروفين وناشئين من تركيا». ويحتضن قسم «الفن الحديث والمعاصر» في نسخة العام الحالي من المعرض 44 صالة عرض تقدم مجموعة واسعة ومتنوعة من الأعمال الفنية. وإلى جانب صالات العرض المشاركة في قسم «الفن الحديث والمعاصر»، سيشهد المعرض مشاركة 37 صالة عرض تحت أقسام «المشاريع الفنية الخاصة» و«فضاءات» و«نشوء».



Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


West Bank's Violent Settlers Part of a New Generation Fueled by Ideology

TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TT

West Bank's Violent Settlers Part of a New Generation Fueled by Ideology

TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)

A mass attack by Israeli settlers on a Palestinian village in the occupied West Bank has placed new focus on the emergence of a generation of radicals in the territory.

A loosely connected movement of hardline Israeli settlers, most of them young and including school dropouts from outside the West Bank, known as the "Hilltop Youth", is behind the surging violence against Palestinians.

Inspired by religious-nationalist ideology, the movement seeks to expand the Jewish presence in the Palestinian territory by setting up unauthorized outposts -- usually makeshift tents or mobile homes -- on hilltops outside established Israeli settlements.

While groups of Israelis living off-grid in the West Bank have existed since the 1990s, the new generation has a clear agenda to take over Palestinian lands through violent means, said Dvir Warshavsky of Children of Abraham, a group of observant Jewish activists supporting Palestinian rights.

Early on Tuesday, more than 100 Israeli settlers attacked the village of Jalud, wounding three members of Israeli security forces, as the army accompanied a Palestinian family seeking to return to their home after being displaced by settler attacks.

The ramp-up in violence, including attacks on mosques and churches, had already prompted countries including Britain and the Netherlands to impose sanctions on settlement products, infuriating Israel.

A post published in a WhatsApp channel affiliated with the movement and seen by AFP recently claimed that over the past 12 months, the Hilltop Youth had carried out 635 attacks in 158 different Palestinian villages, and that 409 Palestinians were wounded and 436 cars were burned during the attacks. The figures could not be independently verified.

The perpetrators of such violence are rarely prosecuted by Israeli authorities.

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu, addressing the UN General Assembly last week, dismissed settler attacks as the work of a "handful of juvenile delinquents, about 150 in number" and accused the rest of the world of ignoring violence by Palestinians.

Israel has occupied the West Bank since 1967. More than 500,000 settlers live in the territory which is home to some three million Palestinians.

About 140 settlements are recognized by the Israeli government while being illegal under international law, but farms and outposts that are also illegal under Israeli law now number around 400, according to the Peace Now watchdog.

- 'Minimum people on maximum land' -

Israeli rights experts who have tracked the Hilltop Youth for years said the movement gathered pace after Israel dismantled 21 settlements in the Gaza Strip and four in the West Bank as part of its unilateral "disengagement" in 2005.

The failure of the settler movement's old guard to prevent thousands of Israelis from losing their homes in the forced evacuations, combined with resentment toward the central government, ushered in a new phase.

More ideological settlers emerged, challenging "the traditional strategy of the settler movement, whose logic was to build more and more settlements with more and more people," Warshavsky said.

The "new generation" focused on building small illegal outposts and agricultural projects without permits from Israeli authorities -- a strategy known as "minimum people on maximum land".

Grazing flocks of sheep and goats has allowed the hilltop youth to significantly expand control over rural areas which are under Israeli military authority.

With the rise of politicians representing the ideological settlers, such as Finance Minister Bezalel Smotrich, the communities have received growing legitimization and financial support -- some of it channeled toward illegal farms and outposts, according to experts.

While the government cannot make direct transfers because of their illegal status, "they fund all the rest", said Hagit Ofran of the Peace Now watchdog, meaning roads, ranger cars, security cameras, solar panels and drones -- along with protection from the Israeli army.

Some funding also comes from private donations and crowdfunding, she added.

- Protected by the army -

Some settler leaders have sought to distance themselves from the movement. At the end of last year, the leaders of three Israeli local councils in the West Bank issued a joint statement urging law enforcement to adopt a "zero tolerance" policy towards the Hilltop Youth, saying they "do not represent" the broader settler movement.

Since Hamas's October 7, 2023 attack on Israel and the outbreak of war in Gaza and on other fronts, regular soldiers have been diverted away from the West Bank, with troops patrolling around the settlements now often reservists who are themselves settlers.

Such troops are much less likely than regular soldiers to dismantle illegal outposts, experts say.

"The army is not really fighting against them. They don't want to deal with them," Ofran said.


‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

‘Silahların birleştirilmesi ve darbenin sona erdirilmesi’... Abbas, Filistin uzlaşması için 7 şart belirledi

İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
İsrailli yerleşimciler tarafından saldırıya uğrayıp ateşe verilen Batı Şeria’daki Filistinlilere ait bir evin içinde bulunan İsrail askeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Filistinli 4 fraksiyon kaynağı, Şarku’l Avsat’a, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yaklaşan Filistin içi uzlaşı görüşmeleriyle ilgili olarak belirlediği ilkeler ve esasların yer aldığı bir belgeyi aktardı. Görüşmelerin Kahire’de yapılması beklenirken, Fetih ve Hamas hareketlerinden heyetler dünden itibaren hazırlıklara başladı.

Aralarında Fetih ve Hamas mensubu iki kaynağın da bulunduğu kaynaklar, ‘Filistin içi uzlaşı için Filistin-Filistin süreci’ başlıklı belgede yer alan yedi ilkenin şu başlıklardan oluştuğunu belirtti: “Gazze’deki darbenin sonuçlarının sona erdirilmesi, tek yönetim, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınması ve Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) ve programına bağlılık.”

GTHYJ
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Temmuz 2024’te düzenlenen uzlaşma görüşmelerinden birinde, Hamas lideri Musa Ebu Merzuk (sağda) ile Fetih lideri Mahmud el-Alul’un arasında duruyor. (Reuters)

Belgede ayrıca, ‘barışçıl halk direnişine bağlılık ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüme dayalı siyasi çözüme bağlılık’ ilkelerine yer verildi. Bunun yanı sıra belgede, ‘Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapmak üzere Devlet Başkanı Abbas’ın kararıyla teknokratlardan oluşan bir hükümet kurulması ve kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülecek müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda olması’ öngörüldü.

Hamas’ın söz konusu ilkelere ilişkin tutumu henüz bilinmezken, hareketin üst düzey yöneticilerinden bir kaynak, Hamas’ın ‘Filistin halkının genel çıkarları’ temelinde yapılacak ve ‘mevcut durumu değiştirmeyi amaçlayan gerçek bir ortaklık’ sağlayacak her türlü görüşme ve diyaloğa açık olduğunu belirtti.

Filistin diyaloğuna yönelik hazırlıklar

Bu gelişme, Filistinli gruplardan heyetlerin Kahire’ye peş peşe gelmeye hazırlandığı bir dönemde yaşanıyor. Heyetlerin, daha önce bu tür bir toplantıya katılmaktan kaçınan ve Hamas ile ikili görüşme yapılmasını reddeden Fetih Hareketi’nin de katılımıyla kapsamlı bir Filistin ulusal diyaloğu başlatılması amacıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi planlanıyor.

Heyetlerin Kahire’ye geliş tarihi henüz kesin olarak belirlenmezken, kapsamlı ulusal diyaloğun ne zaman yapılacağı da netleşmedi.

Farklı Filistinli gruplardan 6 kaynak, Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, Filistin ve Mısır taraflarının yürüttüğü hazırlıklara göre Hamas yönetiminden bir heyetin Kahire’ye ulaşacağını, ardından Cibril er-Rucub başkanlığındaki Fetih heyetinin geleceğini belirtti. Halen Kahire’de bulunan İzzam el-Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin heyetlere katılacağı, diğer gruplardan bazı yöneticilerin de Mısır’ın başkentinde bulunması nedeniyle bu grupların heyetlerinin de Kahire’ye geleceği kaydedildi.

F
Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril er-Rucub (Reuters)

Şarku’l Avsat, Fetih Hareketi’nden bir kaynaktan, İzzam el-Ahmed’in son günlerde Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle ilgili Filistinli isimlerle görüşmeler yaptığını öğrendi. Kaynak, Ahmed’in Ramallah’tan gelecek heyete katılarak gruplar arasındaki görüşmelere iştirak edebileceğini belirtti. Kaynak ayrıca, Mısır’ın şu aşamada uzlaşı sağlanmadan Ulusal Konsey seçimlerinin yapılmasına yönelik çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi de Abbas’ın talimatları doğrultusunda son günlerde ulusal diyaloğa katılacak bir komite kurulmasına karar vermişti. Komiteye Cibril er-Rucub başkanlık ederken, Muhammed Iştiyye ve Macid Farac da üyeler arasında yer alıyor.

Seçimlerin ertelenme olasılığının artması

Filistinli kaynaklar, ikili görüşmelerin ve kapsamlı diyaloğun yapılması konusunda anlaşmaya varılması halinde, Filistin’deki durumu ve iç düzenin yeniden yapılandırılmasını ele alacağını bildirdi. Görüşmelerin merkezinde ise gelecek kasım ayında yapılması planlanan yasama seçimleri bulunacak.

Ancak kaynakların aktardığı bilgiler, seçimlerin ertelenme ihtimalinin arttığını gösterdi. Kaynaklardan biri, henüz resmi bir açıklama yapılmamış olmakla birlikte, “İsrail’in seçimlerin yapılmasına izin vermeyeceği, Doğu Kudüs’te seçimleri engellemek için çalışacağı, Batı Şeria’da seçimleri sabote etmek amacıyla askeri operasyonlar düzenleyeceği ve buna Gazze’deki zorlu koşulların da ekleneceği” yönünde bir beklentinin bulunduğunu söyledi.

Biri sol görüşlü olmak üzere farklı iki gruptan kaynak da durumun kolay olmadığı yönünde bir farkındalık bulunduğunu ve tüm grupların seçim tarihinin ertelenmesi gerektiği konusunda ihtiyaç hissettiğini doğruladı.