مهرجانات بعلبك الدولية

زوار مهرجانات بعلبك قبل بدء العرض (أ.ب)
زوار مهرجانات بعلبك قبل بدء العرض (أ.ب)
TT

مهرجانات بعلبك الدولية

زوار مهرجانات بعلبك قبل بدء العرض (أ.ب)
زوار مهرجانات بعلبك قبل بدء العرض (أ.ب)

اختتمت «مهرجانات بعلبك الدولية» موسمها لهذا الصيف بأمسية موسيقية راقصة، أحياها عازف البيانو الفرنسي، من أصول لبنانية - مكسيكية، سيمون غريشي، إلى جانب مصممة الرقص رنا غورغاني، ومشاركة جاكوب شيلينجي الذي أضفى بمفرداته ومؤثراته الصوتية الموسيقية الإلكترونية، وتناغمه مع عزف غريشي، لمسات ساحرة.
وبالتزامن، ليل الأحد الماضي، كان عازف البيانو والملحن والموزع اللبناني غي مانوكيان يختتم «مهرجانات بيت الدين» في الشوف، وسط أجواء من الفرح والرقص.


العازف غريشي ومصممة الرقص غوغاني في اختتام مهرجانات بعلبك

 



المحكمة العليا الأميركية تلغي قيوداً على ترحيل المهاجرين إلى دول ثالثة

 المحكمة العليا الأميركية في واشنطن (رويترز)
المحكمة العليا الأميركية في واشنطن (رويترز)
TT

المحكمة العليا الأميركية تلغي قيوداً على ترحيل المهاجرين إلى دول ثالثة

 المحكمة العليا الأميركية في واشنطن (رويترز)
المحكمة العليا الأميركية في واشنطن (رويترز)

رفعت المحكمة العليا الأميركية الثلاثاء القيود المفروضة على ترحيل المهاجرين إلى دول غير بلدانهم الأصلية، ووافقت على النظر في القضية من حيث الجوهر في ديسمبر(كانون الأول).

واستجابت المحكمة ذات الأغلبية المحافظة لطلب طارئ تقدمت به إدارة الرئيس دونالد ترمب لتعليق حكم أصدرته محكمة أدنى، فرض قيوداً على عمليات الترحيل إلى ما يُعرف بـ«الدول الثالثة»، من دون حظرها بالكامل.

وكانت المحكمة الأدنى قد قضت بضرورة إخطار الأشخاص المستهدفين بالترحيل مسبقاً وبصورة فعالة بالبلدان التي سيُرسلون إليها، بما يتيح لهم التعبير عن مخاوفهم من احتمال تعرضهم للاضطهاد.

وأعلن القضاة الليبراليون الثلاثة في المحكمة العليا، المؤلفة من تسعة أعضاء، معارضتهم الاستجابة لطلب الإدارة.

وكان ترمب قد تعهد خلال حملته الانتخابية بترحيل ملايين المهاجرين غير النظاميين من الولايات المتحدة، واتخذ منذ عودته إلى البيت الأبيض عام 2025 سلسلة إجراءات لتسريع عمليات الترحيل.

وتدافع إدارته عن سياسة الترحيل إلى دول ثالثة، عادّةً أنها ضرورية في ظل رفض بعض البلدان الأصلية استقبال مواطنيها المستهدفين بالترحيل.

وفي مذكرة قدمها معارضو رفع القيود إلى المحكمة العليا، أكدوا أن حكم المحكمة الأدنى لم يحظر جميع عمليات الترحيل إلى دول ثالثة، بل «يفرض ببساطة تنفيذها بصورة قانونية».

في المقابل، قال المحامي العام لإدارة ترمب جون ساور للمحكمة إن الترحيل السريع إلى دول ثالثة يشكّل «أداة أساسية لترحيل بعض الأجانب، بمن فيهم بعض أخطر المجرمين الأجانب». وأشار إلى أن حكم المحكمة الأدنى تسبب في «مشكلات لوجستية كبيرة» لعمليات الترحيل.

قرار «لا يمكن الدفاع عنه»

وكشف تحقيق أجرته «وكالة الصحافة الفرنسية» أن الولايات المتحدة عرضت اتفاقات بملايين الدولارات، ولوّحت بفرض قيود على التأشيرات، في محاولة لإقناع دول ثالثة، خصوصاً في أفريقيا، باستقبال مهاجرين مرحّلين.

وبعد وصولهم إلى هذه البلدان وخروجهم من نطاق الاختصاص القضائي الأميركي، تعرض بعض المرحّلين لانتهاكات على أيدي حراس محليين أو للاحتجاز لأجل غير مسمى، فيما أُعيد آخرون سريعاً إلى بلدانهم الأصلية.

وحسب تحقيق نُشر الأسبوع الماضي، رحّلت الولايات المتحدة أكثر من 25 ألف شخص بموجب اتفاقات غير معلنة مع 35 دولة وافقت على استقبال مهاجرين لا تربطهم بها أي صلات.

وكشف التحقيق الذي أجرته منظمة «فوربيدن ستوريز» أن الإدارة الأميركية خصصت 410 ملايين دولار تُدفع مباشرة إلى الدول المستقبلة أو إلى وكالات تابعة للأمم المتحدة لتسهيل عمليات إعادة المهاجرين.

وأُرسل نحو 20 ألف شخص، أي الغالبية العظمى من المرحّلين، إلى المكسيك، فيما وُزع الباقون على 27 دولة أخرى في أميركا اللاتينية وأفريقيا ومنطقة المحيط الهادئ، إلى جانب إبرام اتفاقات مع سبع دول إضافية.

وكان الكونغرس قد أقر سياسة تمنع الولايات المتحدة من ترحيل أشخاص إلى بلدان قد تتعرض فيها حياتهم للخطر أو قد يواجهون فيها التعذيب.

وعقب قرار المحكمة العليا، دعا عدد من المشرعين الديمقراطيين إلى اتخاذ إجراءات أكثر تنظيماً لمنع عمليات الترحيل هذه وضمان احترام الحق في الإجراءات القانونية الواجبة.

وكتبت النائبة الديمقراطية لويس فرنكل على منصة «إكس»: «يجب على الكونغرس التدخل. لا ينبغي ترحيل أي شخص إلى بلد غير بلده من دون ضمانات إجرائية قانونية أساسية وفرصة فعلية للتعبير عن مخاوف مشروعة بشأن سلامته».

من جهته، وصف النائب الديمقراطي روب مينينديز قرار المحكمة العليا بأنه «لا يمكن الدفاع عنه».

وقال: «لا ينبغي لدافعي الضرائب تمويل اقتلاع أشخاص من الوطن الوحيد الذي عرفوه طوال حياتهم، ولا ينبغي لنظامنا القضائي تسريع عمليات الترحيل الأحادية هذه».


Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
TT

Husiler ile eş-Şebab arasındaki iş birliğinin ardında ne var?

(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)
(foto altı) Somali’deki eş-Şebab örgütünün üyeleri (Arşiv – AFP)

Muhammed Garsan

Husiler ile Somali’deki eş-Şebab arasındaki yakınlaşma, iki grup arasındaki ideolojik ve mezhepsel farklılıklar dikkate alındığında ihtimal dışı görünebilir. Ancak Aden Körfezi’nin iki yakasında çıkarların farklılıklardan daha güçlü olduğu görüldü.

Geleneksel kaçakçılık güzergâhları üzerinden başlayan ilişkiler, silah, eğitim, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcılar alanlarında iş birliğine dönüştü. Bu durum, tehdidin Yemen’den Afrika Boynuzu’na, Kızıldeniz’deki deniz geçişlerine ve Hint Okyanusu’nun batısına yayılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Güvenlik ve askeri uzmanlar, Husilerin eş-Şebab’a silah sattığını ve yüzlerce militanı İHA’lar ile patlayıcı maddelerin kullanımı konusunda eğittiğini açıkladı. Husilere bağlı unsurların, El Kaide ile bağlantılı eş-Şebab’ın kontrolündeki Somali’nin güney bölgelerine de defalarca seyahat ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, iki taraf arasındaki hareketlilik ve iş birliği, küresel ticaret, petrol akışları ve deniz taşımacılığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı.

Afrika’daki ABD askeri operasyonlarından sorumlu ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Sözcüsü, iki grup arasındaki ilişkinin ‘bölgesel istikrar açısından son derece endişe verici bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi.

Sözcü, “İki tarafın operasyonel kabiliyetlerinin bir araya getirilmesi yoluyla kurulan bu ittifak, eş-Şebab’ın Afrika Boynuzu’ndaki ölümcül saldırı kapasitesini genişletme tehdidi oluştururken, aynı zamanda Husilere Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun batısındaki kritik deniz geçişlerinde nüfuzunu artırma ve bu güzergâhları sekteye uğratma imkânı sağlıyor” dedi.

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki güvenlik yetkilileri ise onlarca yıldır iç savaşların parçaladığı ülkede bu yakınlaşmanın yaratabileceği etkiler konusunda endişelerini dile getirdi. Eş-Şebab’ın Somali topraklarının yaklaşık yüzde 40’ını, büyük ölçüde kırsal bölgeleri kontrol ettiği ve geçen yıl Mogadişu’daki merkezi hükümetle kırılgan bir çıkmaz durumuna ulaştığı belirtildi.

Operasyon alanının genişletilmesi

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran yönetiminin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki operasyon alanını hazırlama yönünde bir isteği olduğunu belirterek, meselenin yalnızca askeri olarak hedef alınabilecek belirli bir coğrafi noktadaki Husilerin varlığıyla sınırlı olmadığını söyledi.

El-Beyl, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı ve buraya bağlı adalar çevresinde konuşlanmasının onları askeri olarak hedef almayı kolaylaştırdığını, eş-Şebab ile iş birliğinin ise operasyon alanını boğazdan Arap Denizi’ne, Somali kıyılarına ve okyanusa kadar genişlettiğini ifade etti.

Bunun, çok sayıda kaçakçılık ağı üzerinden faaliyet yürütülmesinin yanı sıra korsanlık ve geleneksel ya da konvansiyonel olmayan askeri yöntemlerle sistematik saldırılar düzenlenmesine imkân sağladığını belirten el-Beyl, bunun sonucunda bu kritik bölgenin istikrarsızlaştırılabileceğini ve Babu’l Mendeb’in yalnızca kapatılmasından ziyade işleyişinin sekteye uğratılabileceğini kaydetti.

El-Beyl, “İran’ın politikasının Yemen sınırlarından Afrika Boynuzu’nun mümkün olan en geniş kesimine kadar bu bölgenin tamamını ateşe vermek olduğunu düşünüyorum. Buradaki amaç özellikle bu noktadaki deniz trafiğini aksatmak, hatta Ümit Burnu’na doğru ilerleyen veya bu güzergâhı kullanacak deniz taşımacılığını sekteye uğratmak olabilir” dedi.

El-Beyl, bunun ‘söz konusu koordinasyonun niteliğini ve İran’ın bu bölgeyi tamamen ateşe verme yönündeki arzusunu açıkladığını’ belirterek, İran açısından bu bölgenin Hürmüz Boğazı’ndan daha önemli hale gelebileceğini savundu. Buna gerekçe olarak Hürmüz Boğazı’nın sınırlı bir alana sıkışmış olmasını, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında uzanan geniş coğrafyanın ise küresel ekonomi ve ticarette daha büyük çaplı aksamalara yol açma imkânı sunmasını gösterdi.

El-Beyl’e göre, operasyon alanının bu geniş coğrafyaya yayılması, uluslararası toplumun Husileri, eş-Şebab’ı ve onlarla iş birliği yapan unsurları hedef alma veya etkisiz hale getirme kapasitesini azaltıyor. Aynı zamanda bölgeyi ‘daha büyük bir oyunun’ içine çekerek, söz konusu gruplarla mücadele eden güçlerin askeri kapasitesine yönelik baskı ve yıpratma düzeyini artırıyor.

Kızıldeniz’in korunması

El-Beyl, Kızıldeniz’in korunması için en gerçekçi çözümün, birden fazla katmandan oluşan askeri caydırıcılığa dayandığını belirtti. Buna göre ilk aşamada uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine ve güçlerine destek verilmesi, farklı askeri kapasite ve imkânlarla güçlendirilerek Husilerin ortadan kaldırılması ve bu stratejik noktadan çıkarılması gerekiyor.

Kalıcı istikrarın, bu kıyıları sürdürülebilir biçimde koruyacak bir devlet yapısının varlığını gerektirdiğini ifade eden el-Beyl, bunun uluslararası toplumun askeri, ekonomik ve mali açıdan harcayacağı çabayı önemli ölçüde azaltacağını söyledi. El-Beyl, bunun yanı sıra Husileri ve eş-Şebab’ın faaliyetlerini caydırmak, korsanlıkla mücadele etmek, kıyı güvenliğini sağlamak, kaçakçılık faaliyetlerini izlemek ve bu konudaki anlaşmaları uygulamaya koymak amacıyla askeri müdahalenin de gerekli olduğunu kaydetti.

El-Beyl, bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ile burada hayati ekonomik çıkarları bulunan devletlerden oluşan neredeyse sürekli bir ittifakın kurulması gerektiğini vurguladı. Anlaşmaların güçlendirilmesi ve güvenlik bilgilerinin paylaşılmasının önemine işaret eden el-Beyl, Husiler ile eş-Şebab arasındaki koordinasyonun, uluslararası toplumun güvenlik alanında oluşan ve İran’ın uzun süredir yararlandığı bir boşluk ortamında gerçekleştiğini söyledi.

El-Beyl, “Uluslararası toplumun, öncelikle meşru hükümeti destekleyerek gerçek çözümler ortaya koyması ve hükümetin bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlaması gerektiğine inanıyorum” dedi. Sahil güvenlik güçlerine lojistik ve askeri destek verilmesi gerektiğini belirten el-Beyl, bu stratejik bölgede egemenlik yetkisini kullanabilecek güvenlik güçlerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

El-Beyl ayrıca, askeri yardım sağlanmasının ve kendisinin ifadesiyle “Husilerin bu noktadaki milislerini ve onlarla iş birliği yapan unsurları şaşırtabilecek ve hatta yenilgiye uğratabilecek” etkin bir askeri çabanın sürdürülmesinin önemini vurguladı.


West Bank's Violent Settlers Part of a New Generation Fueled by Ideology

TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TT

West Bank's Violent Settlers Part of a New Generation Fueled by Ideology

TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)
TOPSHOT - Mahmoud al-Toubasi, a 60-year-old Palestinian who was displaced from his home months earlier following an attack by Israeli settlers, stands from a distance looking at his house in the Palestinian village of Jalud, south of Nablus in the Israeli-occupied West Bank, on September 29, 2026. (Photo by Zain JAAFAR / AFP)

A mass attack by Israeli settlers on a Palestinian village in the occupied West Bank has placed new focus on the emergence of a generation of radicals in the territory.

A loosely connected movement of hardline Israeli settlers, most of them young and including school dropouts from outside the West Bank, known as the "Hilltop Youth", is behind the surging violence against Palestinians.

Inspired by religious-nationalist ideology, the movement seeks to expand the Jewish presence in the Palestinian territory by setting up unauthorized outposts -- usually makeshift tents or mobile homes -- on hilltops outside established Israeli settlements.

While groups of Israelis living off-grid in the West Bank have existed since the 1990s, the new generation has a clear agenda to take over Palestinian lands through violent means, said Dvir Warshavsky of Children of Abraham, a group of observant Jewish activists supporting Palestinian rights.

Early on Tuesday, more than 100 Israeli settlers attacked the village of Jalud, wounding three members of Israeli security forces, as the army accompanied a Palestinian family seeking to return to their home after being displaced by settler attacks.

The ramp-up in violence, including attacks on mosques and churches, had already prompted countries including Britain and the Netherlands to impose sanctions on settlement products, infuriating Israel.

A post published in a WhatsApp channel affiliated with the movement and seen by AFP recently claimed that over the past 12 months, the Hilltop Youth had carried out 635 attacks in 158 different Palestinian villages, and that 409 Palestinians were wounded and 436 cars were burned during the attacks. The figures could not be independently verified.

The perpetrators of such violence are rarely prosecuted by Israeli authorities.

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu, addressing the UN General Assembly last week, dismissed settler attacks as the work of a "handful of juvenile delinquents, about 150 in number" and accused the rest of the world of ignoring violence by Palestinians.

Israel has occupied the West Bank since 1967. More than 500,000 settlers live in the territory which is home to some three million Palestinians.

About 140 settlements are recognized by the Israeli government while being illegal under international law, but farms and outposts that are also illegal under Israeli law now number around 400, according to the Peace Now watchdog.

- 'Minimum people on maximum land' -

Israeli rights experts who have tracked the Hilltop Youth for years said the movement gathered pace after Israel dismantled 21 settlements in the Gaza Strip and four in the West Bank as part of its unilateral "disengagement" in 2005.

The failure of the settler movement's old guard to prevent thousands of Israelis from losing their homes in the forced evacuations, combined with resentment toward the central government, ushered in a new phase.

More ideological settlers emerged, challenging "the traditional strategy of the settler movement, whose logic was to build more and more settlements with more and more people," Warshavsky said.

The "new generation" focused on building small illegal outposts and agricultural projects without permits from Israeli authorities -- a strategy known as "minimum people on maximum land".

Grazing flocks of sheep and goats has allowed the hilltop youth to significantly expand control over rural areas which are under Israeli military authority.

With the rise of politicians representing the ideological settlers, such as Finance Minister Bezalel Smotrich, the communities have received growing legitimization and financial support -- some of it channeled toward illegal farms and outposts, according to experts.

While the government cannot make direct transfers because of their illegal status, "they fund all the rest", said Hagit Ofran of the Peace Now watchdog, meaning roads, ranger cars, security cameras, solar panels and drones -- along with protection from the Israeli army.

Some funding also comes from private donations and crowdfunding, she added.

- Protected by the army -

Some settler leaders have sought to distance themselves from the movement. At the end of last year, the leaders of three Israeli local councils in the West Bank issued a joint statement urging law enforcement to adopt a "zero tolerance" policy towards the Hilltop Youth, saying they "do not represent" the broader settler movement.

Since Hamas's October 7, 2023 attack on Israel and the outbreak of war in Gaza and on other fronts, regular soldiers have been diverted away from the West Bank, with troops patrolling around the settlements now often reservists who are themselves settlers.

Such troops are much less likely than regular soldiers to dismantle illegal outposts, experts say.

"The army is not really fighting against them. They don't want to deal with them," Ofran said.