Mübarek'in beklediği adalet

Mübarek'in beklediği adalet

Perşembe, 27 Şubat, 2020 - 09:00
Süleyman Cevdet
Mısırlı araştırmacı yazar

Sunucu Şirin Abdulhalık, Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in ölümünü devlet televizyonundan duyurdu. Ardından Facebook sayfasında şöyle yazdı: ‘’Mübarek’in ölüm haberini vereceğimi asla hayal edemezdim, iyiliğiyle kötülüğüyle şimdi Allah’ın rahmetini bekliyor, bizler yalancı dünyadayız, o ise şimdi gerçekliğin dünyasında!’’

Şirin Abdulhalık’ın yazdığı şey, sanki adamın ardından hakkında tartışmalara girecekler için bir mesaj taşıyordu. Evet, ne bir şeytan ne bir melekti, nihayetinde ‘iyiliğiyle kötülüğüyle’ her insan gibi o da bir insandı. Yazgı defterine doğruları ve yanlışları yazılmıştı. Aldığı doğru kararların yanı sıra yanlış kararları da vardı. Kamu sorumluluğu üstlenenlerin durumu zaten öyle değil midir? İyilikleri ve kötülükleri tartılır, insan sonlu bir varlıktır.

11 Şubat 2011’de iktidardan ayrıldıktan sonraki dokuz yıl boyunca, geçmişteki siyasetleri tartışıladurdu. Şubat ayında ölmesi birçok tesadüf çağrışımı yaptı. Harp Okulu’ndan Şubat ayında mezun olmuştu, daha sonra hayatını değiştirecek olan terfii bu ay içinde aldı, 1986 yılının şubat ayında kendisine karşı askeri bir isyan yaşandı, 1991’de aynı ay içinde Körfez Savaşı’na katılma kararı aldı, son olarak Şubat ayında hayatını kaybetti. Tüm bu olayların Şubat ayında olması ‘kaderin garip bir cilvesidir’, tabi ki kendisinin tasarladığı bir şey değildir. Ancak burçlarla ve astroloji ile ilgilenenlerin, talih ya da talihsizliğini taşıyan bu ayı incelemesinde bir beis yoktur sanırım.

Mısırlılar, görevden ayrıldıktan sonra geçen dokuz yıl boyunca, daha önce hiçbir siyasi hakkında ayrışmadıkları kadar onun hakkında ihtilafa düştüler. Bir taraf onu, adeta hatasız bir melek olarak görüyordu ki bu asla doğru değildir. Diğer taraf ise, onu, hiçbir doğru eylemi olmayan bir şeytan olarak tanımlıyordu ki; bu insani hiçbir kıstas ile doğru kabul edilemez bir tanıdır.

Muhtemelen ölümü, yaptıkları ve yapmadıkları hakkındaki tartışmaları biraz olsun hafifletecektir. Sevenleri ve nefret edenleri, en azından asker ve sivil olarak, hayatı boyunca ciddiyet ve disiplinle çalıştığını kabul edecektir. Çok şey yapan çok hata da yapar, bazı kararlarının doğru bazı kararlarının yanlış olmasını doğal görmemiz beklenir.

Ölümünün ardından Kahire’de Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan taziye mesajı, temkinli bir içeriğe sahipti. Nitekim Cumhurbaşkanlığı, Hüsnü Mübarek hakkındaki toplumsal bölünmenin oldukça farkındaydı. Birkaç satırlık açıklamada tarafgir ya da karşıt ifadeler yerine, özenle seçilmiş cümleler yer almıştı.  Mısır Genelkurmay Başkanlığı da Mübarek’in ölümünün ardından benzer bir taziye mesajı yayınladı. Mübarek, meydanlarda savaşmış, kahraman bir komutan olarak anıldı. Mısır’ın işgal edilmiş topraklarının geri alındığı, Arap uluslarının onurunu kurtaran 1973 Ekim savaşında Hava Kuvvetleri Komutanı olduğuna işaret edildi. Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay başkanlığının mesajları gayet mutedildi, nitekim Mübarek otuz yıl cumhurbaşkanlığı makamında oturmuş, Mısır ordusunda da sadakatle hizmetlerde bulunmuştu. Ekim Savaşı’nda zaferdeki katkısı yadsınamazdı, 6 Ekim’de saat 13-55’te kara kuvvetlerini başarılı bir şekilde hava operasyonu düzenleyerek destekledi, tabi ki bu tek başarısı değildi, ancak en önemli başarısıydı. 6 Haziran 1967 sabahında ülkenin en güneyindeki Asvan semalarında bir uçak filosunun başındaydı, İsrail hava güçlerinin kurduğu tuzaktan başarıyla kurtuldu. 14 Ekim 1973’te ülkenin kuzeyindeki Nil Deltası'nın ortasında Mansura şehri üzerinde büyük bir hava çatışmasına önderlik etti. Savaşın başladığı ilk andan itibaren hava kuvvetlerini aktif bir şekilde yöneterek, savaşın seyrini değiştirmeyi başarmıştı. Mansura Savaşı’ndan sonra halkın karşısında yaptığı konuşmada heyecandan titriyordu, açık bir kitaptan okur gibi çatışmanın en ince ayrıntılarına yer veriyordu. Askeri başarıları konusunda Mısırlılar arasında kayda değer bir ihtilaf olmadığı doğrudur.  Ancak uzun siyasi yaşamı hakkında, yazının başında da belirttiğimiz gibi, her zaman tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmaların uzun süre daha devam edeceği de öngörülebilir. Hüsnü Mübarek de, Abdunnasır ve Enver Sedat’ın bugün hala tartışıldığı gibi, Mısır halkının zihnini uzun süre meşgul edecektir. Arap Baharı’nın rüzgarları estiğinde, bu ‘rüzgarlarla’ çatışması, konumunun hassasiyetinden ve sorumluluğundan kaynaklanıyordu. Askeri, vatani düşüncelerinden hareket etti.

Ölümünden iki gün önce, oğulları Ala ve Cemal’in beraat haberi geldiğinde, şu kısa cümleyi kurmuştu: ‘’Allaha hamd olsun, uzun yılların ardından rabbimiz bize insaf etti.’’ Bu cümleyi kurduktan bir süre sonra vefat etti. Sanki bu beraatı görmek için hayatta kalmıştı da şimdi izin isteyerek gidiyordu. Çoğul kullansa da, ‘insaftan’ kast ettiği, kendisinin değil, oğullarının affedilmesiydi. Nitekim kendisi yargılanmıyordu ancak oğullarının beraat etmesini, tarihin kendisini ‘insafla’ değerlendirmesiyle ilişkilendirmiş olmalıydı. İşin ilginç yanı, kendisinin ‘insafla anılması’ konusunda aceleci davranmamış olmasıydı, çünkü biliyordu ki; tarih yargılarında biraz gecikebilir ama eninde sonunda, her şeyi yerli yerine koyar.  


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya