​Ekonomik boykot fikrinin bugün karşı karşıya olduğu kriz

​Ekonomik boykot fikrinin bugün karşı karşıya olduğu kriz

Çarşamba, 26 Şubat, 2020 - 11:45

Koronavirüs sebebiyle dünya ekonomileri arasındaki iç içe geçmişlik durumu benzeri görülmemiş bir biçimde ilgi görmeye başladı. Tıpkı bugün tekrarlanan gözlemde, Çin’in büyüme oranlarındaki azalma ile bunun petrol fiyatlarında düşüş ve altın fiyatlarında yükseliş şeklindeki etkisini ele alan tahmin gibi... Bu düşüş ve yükseliş, birçok ülkeye ve sektöre, yüz milyonlarca Çinliyi eklenecek büyük meblağda paraya yansıyacak. Birikmiş borçlar, çalışanlarının ücretlerini ve ithal ettikleri malların bedelini ödeme gücü gittikçe azalan Çinli şirketleri vuruyor. Milyonlarca küçük ve orta ölçekli işletme iflas riski altında. The Christian Sciense Monitor dergisi, Çin ekonomisi ile diğer ekonomiler arasındaki iç içe geçmişliğin bazı yönlerini şu şekilde sıralıyor:

Kamboçya’da tekstil fabrikaları, hammaddelerinin yarısından fazlasını Çin’den temin ediyor. Dolayısıyla bu fabrikalardan bazıları kapanmak zorunda kalabilir.

Avustralya’da doğalgazdan et ve balık ürünlerine ihracatın büyük bir bölümü Çin’e yapılıyor. Bu da Çin ekonomisinde yaşanacak herhangi bir yavaşlamanın Avustralya’dan yapılan ithalata güçlü yansımalarının olacağı anlamına geliyor.

Küresel otomobil üreticileri de bunun olumsuz etkilerinden korkuyor. Japonya’da Nissan ile Güney Kore’de Hyundai, Çin’in kendilerine tedarik ettiği parçalarda yaşanan eksiklik nedeniyle üretimi azaltmak zorunda kaldılar. Avrupa’da FIAT Grubu, aynı nedenden -dediğine göre geçici olarak- Sırbistan’daki fabrikalarından birinde üretimi durdurdu. Jaguar Land Rover, Çin krizinin gelecek haftalarda devam etmesi durumunda arz sıkıntısı yaşayabileceği uyarısında bulundu.

Çin krizinden etkilenenler arasında, iPhone üretiminde Çin fabrikaları ve ürünlerine güvenen Apple şirketi gibi ileri teknoloji bilgisayar ve elektronik şirketleri de var. Apple’ın Çin’deki perakende satış mağazalarının kapanması durumu daha da kötü bir hale getirdi. Zira bugün Çin’in Apple’ın akıllı telefonları için en büyük pazarı oluşturduğu biliniyor.

İngiltere’de ise ünlü lüks giyim markası Burberry, Çin’deki şubelerinin son birkaç hafta içindeki çöküşünün bedelini ödüyor. Çinli ziyaretçilerin sayısının azalması durumunda zararının artacağı tahmin ediliyor.

The Christian Sciense Monitor ayrıca Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşının şiddetinin azalması ile rahat nefes almaya başlayan küresel ekonomik büyümenin de bundan kesinlikle etkileneceğini belirtiyor. Ülkeler arasında kültürel ve siyasi alanda artan uyuşmazlığa karşın ekonomik alandaki iç içe geçmişlik büyük çıkışını, 1970’li yılların sonu ile 1980’li yılların başında ortaya çıkan küreselleşme ile yaptı. 1980’li yılların sonunda Sovyetler Birliği’nin dağılması, bu yönelime büyük bir itiş gücü verdi. Kapitalist sistemi boykot çağrılarının yerini bu sisteme entegre olma çağrıları aldı. Diğer ülkelerle ilişkilerin boyutunu azaltma, kendine güvenme ve ithalat yerine yerli üretime güvenme teorileri çöktü. Üçüncü dünya ülkelerinde izolasyon ve “bağımlılıktan” kurtulma fikirleri de çöktü. Bu düşüncelerin –bilhassa- serpilip geliştiği Latin Amerika’daki borç krizi bunda büyük bir rol oynadı. İş birliği ve değişimin tamamlayıcı bir rol oynaması gereken benzer deneyimler de başarısız oldu.

Diğer yandan Doğu Asya ülkeleri başarılı olan bir başka kalkınma modeli geliştirdiler. O da ihracat aracılığıyla üretim modeliydi. Bu ülkelerde öncü olan Japon örneğinden yola çıkarak “Gerekli olan boykot değil, entegrasyondur” sloganı yükseldi. Ulusal pazarlar bir efsaneye dönüştü. Sınırları açmak ve gelişmiş ülkeleri kendi ürünlerine benzeyen ama çok daha ucuz ürünlerle “istila” etmek önem kazandı. Doğu Asyalılar herhangi bir koruma önlemi almayarak Japonları dahi aştılar. Ülkelerindeki ucuz iş gücüne güven, kendisine en çok itimat ettikleri koruma kaynağı oldu. Böylece dünya pazarları, mallar ve yapılar iç içe geçti. Bir tarafı cezalandırmak isteyen diğer tarafları da cezalandırır oldu. Öyle ki sonunda kendisi bile bundan zarar görebilecek hale geldi.

Ekonomik boykot düşünceleri bu durumda tüm yararlılığını kaybetti. Bu bağlamda ekonomik boykotun başarısının bir kanıtı olarak sunulan Güney Afrika örneğinin farklı olduğu belirtilmelidir. Halklardan gelen eski ırkçı rejimi boykot çağrısı ilk olarak yarım yüzyılı aşkın bir süre önce İngiltere’de ortaya çıkmıştı. Ne var ki ancak 1980’li yılların ortasında fiili bir duruma dönüşebilmişti. Bunu nedeni de Mihail Gorbaçov’un 1985 yılında Sovyet Komünist Partisi’nin Genel Sekreterliği görevini üstlenmesi ve göreve gelmesinden hemen birkaç ay sonra Sovyet askeri güçlerini Afganistan’dan çekmeye başlamasıydı. Bu tarihten sonra Soğuk Savaş’ın cephelerinde bir gevşeme ve rahatlık görülmeye başladı. Afrika’ya uzanan Moskova’ya karşı bir müttefik olarak Güney Afrika’nın güçlü olmasına önem veren Batılı hükümetler, Güney Afrika’daki ırkçılık ve bu lekeyi ortadan kaldırmak ile daha ilgili hale geldiler. Bu büyük gelişmeye en hızlı karşılık veren Avrupa Topluluğu ülkeleri ve İngiliz Milletler Topluluğu oldu. Bu ülkeler 1985 yılında Güney Afrika’ya bazı yaptırımlar uygulama kararı aldılar. Daha sonra ABD Kongresi, 1986 yılında ırkçı ayrımcılığa karşı bir kararname yayınladı. Güney Afrika rejimi beş şartı kabul edene kadar uygulanacak geniş çaplı yaptırımları kabul etti. Rejimin bu şartları kabul etmesi aslında çöküşünü kabul etmesi anlamına geliyordu. Başkan Ronald Reagan, Kongre’ye karşı koymaya çalıştı ancak başarısız oldu. Son darbe aynı yıl, Güney Afrika’ya yatırım yapmayı yasaklama kararı alan BM Güvenlik Konseyi’nden geldi. Bu karar adeta kendisini ortadan kaldıracak müzakerelere katılması için ırkçı rejime yapılan bir baskı gibi görüldü.

Diğer bir deyişle istisnasız bütün dünyanın ve özellikle de Batılı ülkelerin bu konudaki uzlaşısı, boykotun başarılı olmasının şartını oluşturdu. Ancak bu olay 35 yıl önce ve ekonomik iç içe geçmişliğin bugün olduğundan daha zayıf bir halde olduğu bir dönemde yaşandı. Günümüzde ekonomik boykot acı verici olabilir ama başarısı Kuzey Kore gibi esasında dünyayı önemsemeyen bir rejimin varlığına bağlıdır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya