​Hüsnü Mübarek’i insafla anmak

​Hüsnü Mübarek’i insafla anmak

Çarşamba, 26 Şubat, 2020 - 08:30
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni

Merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek hakkında çok şey yazılacaktır, ancak çok az kişi onu insafla anacaktır. İnsanlar onun son dönemlerini hatırlıyor; devrim, sokak hareketleri, yargılanması, parmaklıklar ardındaki görüntüleri, hastane ve pijamalar… Yani kısa bir süre, otuz yıllık bir tarihi karartmaya yetmiştir. Oysa Hüsnü Mübarek bu otuz yıl içinde kendinden öncekilerden daha fazla şey başarmıştır. Stratejik bir lider olan ve Mısır’ı büyük tehlikelerden koruyan Enver Sedat’ın öldürülmesiyle beklenmedik bir şekilde başkan olmuştu.

Abdunnasır, Sedat ve Mübarek, her üçünün de olumlu ve olumsuz yönleri vardı. Mısır başkanının önemi, Mısır’ın Ortadoğu’da çevresini etkileyen kritik öneminden kaynaklanmaktadır. Mübarek, Sedat'ın öldürülmesinden sonra ülkeyi tehlike sınırlarının dışına taşıyabilmiştir. Komplocular Sedat’ı öldürebilmiş ancak mimarı olduğu ‘barış projesini’ sekteye uğratmayı başaramamıştır. Suriye, Libya ve İran’ın propagandaları da yeni Cumhurbaşkanı Mübarek'i caydıramamıştır. İçerideki muhalefetin baskıları da Sedat’ın ‘barış misyonunu’ sürdürmesine engel olamamış, aksine Hüsnü Mübarek, Enver Sedat’ın siyasi mirasına sahip çıkarak, onun döneminde yapılan anlaşmalara sadık kalmıştır.

Mübarek'in yeni görevi hiç de kolay değildi, çünkü suikastın derinliği bilinemiyordu, Sedat’ı katledenlerin içeride ve dışarıda bağlantıları vardı. Ardından 1990’larda aynı gruplar tarafından farklı planlar devreye sokuldu. Mısır rejimi terörist gruplara karşı zorlu bir mücadele veriyordu. Tüm işaretler yeni bir terör örgütünün, El-Kaide’nin doğuşunu gösteriyordu. Avrupa devletleri terör eylemlerini ülkede özgürlüğün kısıtlı olmasına ve demokrasinin özümsenmemesine bağlarken, Mübarek, bu yeni doğan örgüte karşı tek başına mücadele veriyordu.

Dünya Mısır rejiminin duruşunun değerini ancak 11 Eylül saldırıları olduktan sonra anlayabildi. Mübarek terörizmle savaşında büyük bedeller ödedi, defalarca ölümün eşiğinden döndü. Bu olayların en tehlikelisi ise, Etiyopya ziyaretinde konvoyunun saldırıya uğramasıydı. O zamanlar terörizmin beşiği konumundaki Sudan rejimi bu saldırının arkasındaydı. En zor savaşı ise ekonomi alanındaydı. Bazıları Mısır devriminin ana sebebinin ekonomi olduğunu söylüyor, oysa Mübarek dönemi, önceki dönemlere kıyasla ekonomi alanında başarılıydı. Mısır bölgedeki çoğu ülke gibi,  sosyalist ekonomi politikalarını sürdüren bürokratik bir gelenekten mustaripti. Mübarek hükümetleri bu gelenekten sıyrılıp ‘serbest piyasaya’ geçiş için çaba gösterdi ve nispeten başarılı da oldu.

Mübarek’in elbette inkâr edilemeyecek hataları olmuştu, bunların başında da; hastalığı sırasında ülke yönetimini elinden bırakmaması gelmektedir. Sevenlerinin çoğu dahi onu bu hatasından dolayı kınamaktadır. Evet, yürütme makamından çekilmeli ve sembolik bir başkan olarak kalmalıydı. Hastalığı sürecinde, aile üyeleri, oğulları ve yakınındaki kişiler, hükümetin işlerine müdahil olmuş ve devlet üzerinde bir rekabet ve çok başlılık yaşanmıştı. Üstelik kendisinden sonrasını da kurgulayamamıştı.

25 Ocak 2011 olayları, liderliğinin zafiyetini ve kurumların hantallığını ortaya çıkardı. Durumu okumayı ya da halk hareketine nasıl karşılık vereceğini bilemedi. Azledilmesi, ülkesine çok şey veren bir başkan için onur kırıcı olmuştu. Yokluğunda devletin zayıflaması ve kargaşanın hâkim olması, değerinin anlaşılmasına neden oldu. Daha sonra Müslüman Kardeşler yönetime geldi, performansları kötü ve tehlikeliydi. Eğer devrilmemiş olsalardı, bildiğimiz Mısır cumhuriyeti artık var olmayacaktı. Bölgede istikrarı güçlendiren bir ülkeden, kargaşayı destekleyen bir ülkeye dönüşecekti. Mübarek bu dünyadan ayrıldı, tarih onu insafla anmadı, ancak deniz durulduktan sonra tarih ona da hak verecek.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya