ABD’nin Suriye’ye yönelik yeni stratejileri neler?

ABD’nin Suriye’ye yönelik yeni stratejileri neler?

Salı, 25 Şubat, 2020 - 12:15
Yerlerinden edilmiş Suriyeli çocuklar Türkiye sınırına yakın Atma Kampı’nda (AFP)
Londra/İbrahim Hamidi

ABD’nin Suriye rejimini uzun yıllar izole etmek için askeri, politik, diplomatik, ekonomik ve yasal adımlar içeren stratejisinin özellikleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Suriye’de yeniden yapılanma sürecine katkıda bulunan taraflara ağır yaptırımlar öngören ‘Sezar Yasası’nın uygulanacak olması nedeniyle önümüzdeki Haziran ayı bunun için bir dönüm noktası olacak.

Haziran ayında, Şam’a yönelik baskıları yoğunlaştıracak 3 konu olacak.

Bunlardan ilki Sezar Yasası’nın uygulanması olurken, ikincisi Brüksel’de yapılması planlanan yeniden yapılanma sürecinin koşullarının belirleneceği Bağış Konferansı.

Üçüncü konu ise, Suriye sınırında insani yardım sağlama kararının uzatılması konusundaki Batı-Rusya çatışması.

Şam, ekonomik arterleri açmak ve yaptırım ile tecritlerin etkisi azaltmak amacıyla Tahran ve Moskova'dan gelen hava desteğiyle Lazkiye-Halep karayolu (M4) ve Şam-Halep (M5) karayolunu geri almak için askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Aynı zamanda, ‘Avrupa ile normalleşme’ ve Şam’ın ‘Arap ailesine geri dönmesinin’ yanı sıra yakında yapılması düşünülen Suriye parlamento seçimleri ve 2021'deki başkanlık seçimlerinden yararlanmak için Rusya’nın diplomatik süreci de devam ediyor.

ABD ise, rejimin İdlib ve Halep kırsalında ilerlemesi, Avrupa Komisyonu Başkanı’nın değişmesi ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkışı gibi siyasi ve sahadaki gelişmeler nedeniyle ‘hareket hızını ayarlamak’ için Avrupa ve etkili bölgesel ülkelerle olan temaslarını yoğunlaştırdı.

ABD’li yetkililer, Avrupalı mevkidaşları ile görüşmelerinde, ‘Suriye rejimini değiştirmek yerine davranışı değiştirmek’ istediklerini yineliyor.

Peki bu ne anlama geliyor?

Bu ABD açısından, Suriye’nin kimyasal silahlardan vazgeçtiği, 2013 sonunda ABD-Rusya anlaşması kapsamında kimyasal silahların ülkeden çıkarıldığı, savaş suçlarından sorumlu olanların hesap vereceği ve Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkeye geri dönmesinin sağlanacağı konusunda emin olduğu anlamına geliyor.

Ayrıca Şam’ın komşularını istikrarsızlaştırmadığı, terörizmi desteklemediği, Washington'un bölgedeki müttefiklerini tehdit etmediği anlamı da çıkıyor.

ABD, ister mevcut, ister gelecekteki bir hükümet olsun bu koşulların sağlanmasını isterken, mevcut hükümetin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2118 sayılı kimyasal silah ve 2254 sayılı siyasi çözüm kararına dair son yıllardaki davranışlarına bakarak bunu yapamayacağını da biliyor.

Buradaki hayal kırıklığı, sadece Şam'ın değil, aynı zamanda Moskova'nın tutumunu da kapsıyor.

Bunun nedeni, Rusya-ABD işbirliğinin, ABD ile askeri çatışmayı önlemek veya İsrail’in hava saldırılarını görmezden gelmenin dışında, Suriye’de siyasi çerçevede meyve vermemesi oldu.

Bu nedenle ABD, Şam üzerinde yoğunlaşan baskısına ekonomik, politik, diplomatik ve askeri adımları da ekleyecek gibi görünüyor.
Ekonomik adım; Haziran ortasında başlayarak 5 yıllık bir süre içerisinde yaptırım uygulanmasını kolaylaştıran ‘Sezar Yasası’nın uygulanmasını dayatıyor.

Buna ek olarak, ABD’nin Avrupa yaptırımlarına verdiği destek de var.

Bu bağlamda, Haziran ayında Brüksel’de yapılması planlanan Bağış Konferansı, AB üye ülkelerinin kendi aralarındaki uyumu ile Brüksel ve Washington arasındaki tutumun yakınlığını gösteriyor.

ABD ayrıca Lübnan'daki kötüleşen ekonomik krize, Suriye üzerindeki baskıyı artırmak, Suriye lirasının değerini düşürmek ve Şam’daki etkili kişilerin şikayetinin artması yönünde ek bir faktör olarak bakıyor.
ABD’nin politik adımı ise; İngiltere, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır'ı kapsayan ‘Küçük Grup’ (Small Group) içinde muhalefeti destekleyen ülkelerle koordinasyonun yanı sıra siyasi muhalefetle ilişkilerini sürdürecek ve yerlerinden edilen Suriyeliler ve mültecilerle saflarını güçlendirmek için irtibat kurması olacak.
Diplomatik bağlamda; Washington, rejimle siyasi ve diplomatik normalleşmeyi önlemek için Arap ve Avrupa ülkeleriyle diplomatik temaslarını sürdürüyor. Her iki tarafta da, 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik Cenevre'deki siyasi sürece destek var.
Askeri adıma gelince; bu konu birçok öğeyi içinde barındırıyor.

Bunlardan ilki, ABD’nin Fırat'ın doğusunda karadaki askeri varlığının devam etmesi, Washington'un Suriye Demokratik Güçleri’ndeki (SDG) müttefiklerini desteklemek, rejim güçlerinin bu alanları kontrol etmesini önlemek ve onları petrol ve gaz, tarımsal ürünler, su ve enerji barajları da dahil olmak üzere doğal kaynaklardan mahrum etmek için öngördüğü ‘uçuş yasağı.

İkincisi, El-Tanf üssü, Tahran ve Şam arasındaki tedarik yolunu kesmeye ve Uluslararası Koalisyon veya İsrail operasyonları için lojistik destek sağlamaya devam ediyor.

Üçüncüsü, Türkiye'ye nüfuz ettiği alanlarda istihbarat ve diplomatik destek sağlamak, İdlib'deki hükümet ve Rus güçleriyle yüzleşmek ayrıca İdlib nedeniyle Moskova ve Ankara arasındaki boşluğa yatırım yapma olasılığını değerlendirmek.

Dördüncü konu ise, İsrail’in Şam ve Suriye'deki hava saldırılarını hoş görmek.

ABD, Suriye rejimine baskı yapmak için İsrail’in Suriye'deki İran nüfuzunu zayıflatacak hava saldırıları düzenlemesine izin vermek gerektiğine inanıyor.

Washington'daki ‘derin sistemi’ bilenler, ekonomik yaptırımların ‘sadece yukarı çıkan ve aşağı inmesi zor bir asansör’ gibi olduğunu ön görebilir.

ABD’nin Suriye’ye ilişkin dört kollu stratejisi, Suriye'de bir sürpriz ya da Rus-ABD anlaşması olmadığı sürece ülkede yıllar sonra bir değişiklik geleceğine yönelik inancı güçlendiriyor.


Editörün Seçimi

Multimedya