Esed'in Afrin hesabı

Esed'in Afrin hesabı

Salı, 18 Şubat, 2020 - 06:30

Türkiye uzun süredir öteleyerek görmezden geldiği yeni bir diplomatik problemle karşı karşıya. Krizin merkez üssü Suriye'nin İdlib bölgesi. 2017 yılının Eylül'ünde Türkiye, İran ve Rusya tarafından üzerinde uzlaşmaya varılan Astana Mutabakatından bu yana Esed rejiminin İdlib'e yönelik sistematik saldırıları artık yeni bir aşamaya girerek doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alır hale geldi. Suriye denkleminde bir ilk olma özelliğini taşıyan Türk askerlerine yönelik doğrudan saldırı, 2016 yılından itibaren aralarında su sızmayan Ankara-Moskova ilişkilerinin de sarsılmasına yol açtı. Öyle ki tahmin edilenin aksine iki ülke liderlerinin arasındaki "samimi dostluk" da krizi çözmeye yetmedi. Türkiye ile Rusya'nın karşılıklı temaslarının netice vermemesi bile aslında sorunun ciddiyetini gözler önüne seriyor. NATO'yu ürküten S-400 hava savunma sistemlerinden nükleer santral projelerine değin pek çok alanda "stratejik ortaklık" kuran iki ülkenin ilişkileri zorlu bir sınavdan geçerken, ABD ise ellerini ovuşturarak Türkiye'nin yeniden "Batı İttifakı'na mahkûm kalacağı" bir senaryonun hayata geçmesini hayal ediyor.

Pentagon ve Beyaz Saray'ın düşünün gerçeğe dönüşmesi hiç de uzak bir ihtimal değil. Zira Astana Mutabakatının çizdiği sınırları paramparça eden Esed rejimi, bölgede gerilimi tırmandıracak bir askeri strateji izliyor. Şam'ın en başından beri operasyonlardaki hedefi Halep'i Lazkiye'ye bağlayan M4 ve Halep'i Şam'a bağlayan M5 otoyollarını güvence altına almaktı. Nitekim rejim güçleri M5 karayolunda denetimi sağlamayı başardı. Her ne kadar Esed rejimi, karayollarının kontrolünün, Astana ile garanti altına alındığını öne sürse de Suriye genelinde attığı adımlar mutabakatı tanımadığının kanıtı. Anlaşmanın aksine, bugün ne Doğu Guta ne de Deraa'da muhaliflerin kontrolünde bir çatışmasızlık bölgesinden bahsedebiliyoruz.

İdlib'de rejim, bir süredir güneyden ve güneybatıdan yürüttüğü operasyonları doğuya kaydırmış durumda. Üstelik "devrimin kalbi" olarak bilinen Maaret El Numan ile Serakib ilçelerini ele geçiren Esad’ın saldırılarının Halep'in batısında yoğunlaşması, Türkiye için tehlike çanlarının çaldığı anlamına geliyor. Şam'a bağlı milislerin hamlesi, "İdlib ile Afrin'in (dolayısıyla Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun) arasındaki bağlantıyı kesmeyi" öncelediklerini gösteriyor. Tam da bu noktada Rusya'nın tavrı önem kazanıyor. Türkiye-Esad çatışmasını ateşkesle sonlandırması beklenen Moskova yönetiminin attığı adımlar hiç de barış yanlısı değil. Aksine Rus savaş uçaklarının geçen hafta Afrin'i bombalaması Şam'ın yol haritasını desteklediğinin işareti. Türkiye de atılan tüm bu adımların farkında olacak ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Barış Pınarı Harekâtı sonrası Rusya ile anlaşarak ilan edilen Soçi Mutabakatını hatırlatarak Afrin'deki hakimiyetini tehlikeye atacak hesaplardan uzak durması konusunda rejimi uyardı.

Muhalifler ve Türkiye açısından karamsar gibi gözüken bu senaryodaki üçüncü taraf ise Washington yönetimi. İdlib'deki Rusya-Türkiye kırılmasını derinleştirmek adına bölgedeki El Kaide bağlantılı terör örgütü Heyet Tahrir'uş Şam'ı (HTŞ) bile görmezden gelmeye hazır olduğu mesajı veren ABD, şimdilik sadece demeçleriyle Ankara'nın çıkarlarını korumasına destek veriyor. Ancak Rusya bu desteğin askeri alanda da karşılık bulacağından çekinmiş olacak ki Haseke'de sivil kılıklı rejim milislerini kullanarak ABD'ye bölgedeki sınırlarını hatırlattı. Amerikan askerlerine saldıran rejim güçlerine karşılık veren Pentagon'un milislerden birini öldürmesi üzerine, Ruslar ABD'lileri bölgeden uzaklaştırdı. Fakat Pentagon, bölgedeki rejim unsurlarını savaş uçaklarıyla vurarak İdlib'deki operasyonlarda dikkati başka yöne çekecek taktik saldırılara hazır olduğu mesajını verdi.

Sonuç olarak İdlib'deki kriz kısa sürede nihayete erecek gibi gözükmüyor. Elbette Esed rejimi, M4 karayolunu da kontrolüne geçirince frene basarak Ruslar aracılığıyla ateşkes ilan edebilir. Ancak çatışmalar sadece geçici olarak duracaktır. Öyle ya da böyle Şam yönetimi için öncelik ABD ve YPG'nin olmadığı bir Suriye'den çok, kendi iktidarının güvencede olduğu bir ülke inşa etmek. Bunun için de Türkiye ve desteklediği SMO'nun sahadan çekilmesi gerekiyor.

Amerikan, Rus veya İranlı askerlerin Suriye'deki varlığı mı?

Esed tanındığı sürece yabancı askerlerin bölgede cirit atmasında bir beis yok.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya