Mukteda Sadr ve kadınlar

Mukteda Sadr ve kadınlar

Pazar, 16 Şubat, 2020 - 10:00

Arap dünyasında modern partiler kurulmaya başladığında gelenekçiler ahlak silahı ile onların karşısında durmuştu.

Onlara göre particiler ahlaksızdı. Bunun kanıtı da partiler içinde kadın ve erkeklerin bir arada olmasıydı.

Bu gerekçenin devamı malum: Gelenekçilere göre kadın ve erkeklerin bir arada oldukları bu partilerde ensest ilişkiler dahil her türlü yüz kızartıcı durum yaşanıyordu(!)

Sayın Mukteda es-Sadr yaklaşık 60 yıl sonra gelenekçilerin eski dünyaya yönelttikleri, zayıf gerekçelere sahip bu eleştiriyi tekrar gündeme getirdi. Düşünceleri, kurum ve kuruluşları ile yeni dünyaya yöneltti. Ancak dünün partileri yerine eleştirinin odağına Irak devriminin tanık olduğu oturma eylemlerine ve protesto gösterilerini yerleştirdi.

Kendisi ve bazı dostları sosyal medya hesaplarından, kadın erkek karışık düzenlenen gösterilerin ahlak, din, değerler ve vatanseverliğe aykırı olduğuna dair paylaşımlarda bulundular. Bunlara mutlaka içki ve uyuşturucu kullanımının da eşlik ettiğini yazdılar. Irak’ın Chicago’ya dönüşebileceğine karşı uyardılar.

Elbette Mukteda Sadr, Platon’dan başlayıp Maimonides ile sona ermeyen uzun bir filozof kafilesine dayanarak modernliği radikal bir biçimde eleştiren Leo Strauss gibi aydınların düşünce araçlarına sahip değil.

Öte yandan Sadr’ın düşünce biçimini, birçok örneğin arasından sadece şu iki muhteşem örnekle bile anlamak mümkün: Kendisi bir keresinde gençlerin binicilik ve eskrim yerine futbol ile uğraşmalarını ve bir topun peşinde koşmalarını eleştirmişti. Bununla da yetinmemiş, Batı’nın özellikle de İsrail ve Yahudilerin kendilerini bilim ve ilerlemeye verirken bizleri de futbol gibi oyunlarla oyaladıklarını öne sürmüştü.

Yine bir keresinde, ABD kuvvetlerine karşı yürüteceği savaşlarının önünü açmak ve kendisine gerekçe sağlamak için “el-Havasim” adıyla bilinen bir fetva yayınlamıştı. Ama bu fetvayla aslında yağmalanan malların beşte birinin kendisine ve kurumlarına verilmesi karşılığında yağma ve hırsızlık eylemlerine izin veriyordu.

Fakat Sadr’ın düşünceleri ancak uzun vadede ele alınabilir. Zira kendisi ilk başta, halihazırda devam eden halk devrimine katıldı ve destekledi. Sonra desteğini geri çekti ama yine geri döndü.

Şimdi ise diğer herkesten daha sert bir şekilde devrimi bastırmaya çalışıyor.

İran ile ilişkileri içinde aynı şey geçerli.

Sadr kimi zaman İran’ı destekleyip överken kimi zaman da eleştirip saldırdı.

Şimdi ise onun safında yer alıyor gibi görünüyor.

Sünniler ile ilişkilerine gelince, Sadr 2006 yılındaki iç savaşta aktif bir biçimde yer aldı.

Kendisine bağlı “ölüm mangaları” bu savaşta yargısız infaz ve adam kaçırma eylemlerine katıldı.

Ancak daha sonra yine bizzat kendisi, Anbar şehrinde Nuri Maliki hükümetine karşı gösteriler düzenleyen Sünnileri destekledi.

Hatta bir Şii olarak daha da ileri giderek ilk üç raşid halifenin hilafetlerini kabul etti. Yezid bin Muaviye’nin Hüseyin bin Ali’yi öldürmüş olabileceğini reddetti!

Bu tutumu, kurmuş olduğu ki bunların sonuncusu “Mavi Şapkalılar” grubudur daha sonra feshettiği ve kirli çamaşırlarını ortaya döktüğü birçok grup ve örgüt, kovduğu ve hakaret ettiği sonra da eski konumlarına geri getirdiği bazı yardımcılarına karşı da benimsedi.

Buna rağmen, Mukteda Sadr ne düşünceleri ne de değişken psikolojik ve sinirsel yapısı ve tartışma yaratmayı sevmesinden yola çıkarak incelenebilir.

Kendisini özellikle de Irak intifadasının patlak vermesinden sonra şu iki yolla incelemek mümkün:

Bir yanda, ekonomik krizin başkalarından çok onları vurması nedeniyle Sadr, yoksul destekçileri arasındaki birliği artık sağlayamıyor.

Geçmişte tabanının birliğini korumak için “düşman” olarak kullandığı Sünniler ile Kürtlerin siyasi ortamda görülmemeleri, tabanını bu düşmana karşı kışkırtmasını ve mobilize etmesini imkansız kılıyor. Dolayısıyla bu görevi şimdi ahlakçılık yerine getirecek.

Sadr’ın gözünde kadınlar, muhafazakar ve gelenekçi tabanın karşısında birleşebileceği zayıf bir rakip.

Diğer yandan, tabanı ile arasındaki geleneksel körü körüne itaat ilkesine artık Iraklı gençler ve  özellikle de modelleri küreselleşen, hak, eşitlik ve şeffaflık talep etmeye başlayan kadınlar uymuyor. 

Bu da kadınlara duyduğu öfke ve endişeyi artırıyor.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gibi kendisinin verdiği desteği çekmesinin de devrimi durdurmaması onu daha çok kızdırıyor.

Sonuç olarak önemli olan, vermeye çalıştığı tarafsızlık izlenimine rağmen Sadr’ın kalmasını istediği iktidarın merkezinde yer aldığı gerçeğidir.

O olmasaydı Adil Abdulmehdi hükümetini kuramazdı.

O olmasaydı Muhammed Allavi yeni hükümeti kurmakla da görevlendirilmezdi.

Meclis içerisinde kendisine bağlı Sairun Bloğu’nun Fetih Bloğu ile yaptığı ittifak ise, söz konusu iktidarın dizginlerini güvenilir mezhepçi ellerde kalmasını sağlayan dengedir.

Sonuç olarak Sadr, bir yandan kurban rolü oynayan, iktidardan şikayet eden bir muhalif gibi görünürken diğer yandan güçlü konumunu, iktidar ve elde edilen ganimetlerindeki payını garanti altına almak istiyor.

Ancak Iraklı kadınlar, kendisini bu hedefe ulaştıracak bir köprü olmayacaklar.

Kadınlar artık Sadr’ın zannettiği gibi zayıf bir rakip değiller.

Gösterilerde Irak’ın bazı en cesur kadın ve genç kızları can verdiler.

Bağdat, Babil ve Zikar gibi orta ve güney bölgelerdeki şehirlerin tanık olduğu büyük ölçekli gösterilerde bıçaklı saldırı dahil her türlü saldırıya maruz kaldılar.

Dolayısıyla Seyyid Sadr bundan sonra Iraklı kadınlardan bahsederken biraz daha dikkatli olmalı!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya