Suriye’de bir çocuk daha donarak öldü

Suriye’de bir çocuk daha donarak öldü

Pazar, 16 Şubat, 2020 - 06:15
Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar

İman Ahmet Leyla, sadece 1,5 yaşındaydı, Rusya ve Esed Rejimi’nin saldırıları nedeniyle ailesiyle İdlib’den Afrin’e kaçmışlardı ancak bombalardan kaçmak yetmedi; İman Ahmet Leyla soğuktan donarak öldü.

Aydınlanma ve Modernite bize geleceğin geçmişten iyi olacağını telkin etmişti. Hayatın içinden dini etkiyi ve düşünceyi yani ilahi boyutu çıkartıp yerine “insan aklını” koyduğumuzda güya tüm sorunlarımız çözülecekti.

Teknoloji ile birlikte artık yaşamın daha kolay ve daha iyi olacağı anlatıldı; özellikle sağlık konusundaki ilerlemelerle tıbbın gelişmesiyle sağlık nedeniyle ortaya çıkan ölümlerin önüne geçilecekti. Daha uzun bir yaşamın mümkün olduğu falan sürekli anlatıldı.

Teknolojik gelişmeler, sosyolojik ilerleme, siyasi ve felsefi alandaki yenilikler hep daha iyi bir dünya modelinin olacağından bahsedip durdu.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası  Ceza Mahkemesi, savaş suçlarını araştırma komisyonları, Milletler Cemiyeti ardından kurulan Birleşmiş Milletler (BM), BM’nin Güvenlik Konseyi, konseyden çıkan “İnsani Müdahale, Koruma Sorumluluğu” kararları, BM ve Avrupa Birliği’nin mülteciler konusunda çalışan kurumları… tüm bu kurumlar ve çalışmalar geçmişte yaşanan savaşların yıkıcı etkilerinin ortadan kalkacağını taahhüt ettiler. Kısmen bazı olumlu etkileri de oldu. Ancak…

Ancak bugün, Suriye Savaşı’nın başladığı tarihten yaklaşık 9 yıl sonra, bırakın Suriye’deki durumun düzelmesini, her gün daha da kötüye gidiyor. Kendi halkını, Rusya’nın ve İran’ın yardımıyla kimyasal silah kullanmak da dahil her tür insanlık dışı, savaş suçu sayılacak tutumlarla öldüren Esed Rejimi, hiçbir yaptırım olmaksızın katliamlarına devam ediyor. Neredeyse haftada bir, çoğu kardeş olmak üzere birkaç çocuğun donarak öldüğünün haberini alıyoruz. BM, Suriye-İdlib’deki durumun Suriye Savaşı boyunca yaşanan en kötü durumlardan biri olduğunu belirtiyor, belirtiyor ama hiçbir şey de yapmıyor.

Yani geleceğin geçmişten daha iyi olacağını iddia eden seküler dünya düzeni savunucularının iddiaları, dünyayı tanrının yerine insanı koyarak daha yaşanılabilir bir hale getireceğini iddia edenlerin tezleri, gözlerimizin önünde çocuklar Akdeniz’in kıyısına vururken, soğuktan donarak ölürken kurumlarıyla birlikte iflas ediyor. Çok tuhaftır ki kimse de bu iflastan olması gerektiği gibi bahsetmiyor. Ölen sivil sayısı, ölen çocuk sayısı bahsi geçen kurumların raporlarında istatistik veriler olarak kayda geçiyor. Teknoloji, makineleşme, ilerleme söylemleri arasında Suriye’de soğuktan donarak ölen bir çocuğun haberi saniyeler içinde binlerce kilometre uzağa ulaşabiliyor ancak yıllar geçse dahi bu durumu engellemeye yönelik bir adım atılmıyor, geleceğin geçmişten daha iyi olacağı iddiası her gün biraz daha çökerken her hafta birkaç çocuk donarak ölüyor. Ancak kimsenin aklına bu gerçekle nasıl yaşadığımızın muhasebesini yapmak gelmiyor.
Türkiye, Rusya ile İlişkilerini Gözden Geçirmeli

Bir süredir Türkiye-Rusya arasındaki “iyi” ilişkilere dair yapılan fazla iyimser yorumlar, dış politikanın ne olduğunu bilmediği halde, bir ara Almanlar için pek söylenen ifadeyle ifade edecek olursam, Putin’i “Türk dostu” falan sanan ve kamuoyunun da sanması için oldukça uğraşan bîçâre ekip, Türk askerlerinin İdlib’de Rejim ve destekçisi Rusya eliyle şehit edilmesi sonrası sanki biraz utangaç ama yeterince mahcup olduklarına dair bir emare de henüz görülmüş değil.

Türkiye-ABD arasında S-400’ler nedeniyle oluşan gerginlik sırasında gerekirse “NATO’dan çıkmanın formüllerini düşünürüz” diyebilen yorumcuların, şehit sayısı arttıkça Putin Rusya’sının Türkiye’ye döndüğü yüzünün renginin al bayrak tonlarında olmadığını görünce yüzlerinde biraz kızarma beklerdik ama henüz öyle bir utanma emaresi de görmedik.

Türkiye’nin Suriye politikasının tüm hatalarının mâl edildiği kişiler hali hazırda politika yapıcı olmadığı halde, bazılarımız halen Suriye politikamızın hatalarını(?) onlara mâl ederken, Suriye politikamızın zorlaştığı şu günlerde “müttefikimiz, dostumuz” Rusya tarafından köşeye sıkıştırıldığımızı itiraf edebilecek kadar da kendimizle yüzleşmekten aciziz.

Suriye’de PYD’ye verdiği destek nedeniyle halen “kırgın olduğumuz” ABD’nin, İdlib’de Türk askeri şehit edildikten sonra Ankara’ya koşması da bizlere bir çeşit “fırsatçılığı” hatırlattığı için o tarafa da en azından şimdilik tebessüm edecek halimiz yok, yani serinliği koruyoruz da merak ediyorum; ABD’den PYD nedeniyle esirgemediğimiz bu serin tutumumuzu, Rusya’dan neden esirgiyoruz?

Anladığım kadarıyla Türkiye, doğrudan Rusya ile karşı karşıya gelmek istemiyor, dahası ABD’ye karşı “Rusya ile yoluma devam ederim” kozunu elinden bırakmak istemiyor ancak bu kozun da artık koz olamayacak kadar rahatsızlık vermeye başladığını hatırlamak gerekiyor. Türk dışişleri, Rusya ile yaşanan problemin çözümünde diplomasiden medet ummak gibi bir iyimserlikle hareket ediyor. Ancak bu denli iyimser olunmalı mı ondan emin değilim… Türkiye’ye gelen şehit haberlerinin yarattığı rahatsızlık yanında Rusya’nın herhangi bir pişmanlık emaresi göstermek şöyle dursun Türkiye’yi Soçi’ye uymamakla itham ettiği de düşünülürse, Türkiye’nin Suriye politikasını değilse bile en azından Rusya politikasını tekrardan gözden geçirmesinin vakti geldi de geçiyor bile diyebiliriz.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya