Demokrasi umudu hayal kırıklığına mı dönüşüyor?

Demokrasi umudu hayal kırıklığına mı dönüşüyor?

Perşembe, 13 Şubat, 2020 - 09:45
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü

Demokrasi bir çıkmazda mı?

Geçen hafta insanların ABD Kongresi’nde izledikleri görüntüler dünyadan birçok analistin bu ülkede demokrasi ve kurumlarının içinde düştüğü halden dolayı esef duymalarına neden oldu.

Politikacıların ve demokrasinin performansına yönelik artan bir güven kaybına karşı uyarmalarına yol açtı.

Başkan Donald Trump, Birliğin Durumu konuşmasını yapmadan önce Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin kendisine uzattığı elini görmezden gelip sıkmadığı için eleştirildi. Ancak Pelosi, bu konuşmayı takip edenlerin veya daha sonra haberlere damgasını vuran bu görüntüleri izleyenlerin gözü önünde öfkeli ve dramtik bir hareketle metnin kopyasını yırttığı için çok daha şiddetli bir eleştiri yağmuruna maruz kaldı.

İşler daha sakinleşmeden bu kez insanlar, Trump’ın kendisine yöneltilen suçlamalardan aklandığı duruşmada, Senato’daki siyasi tezahüratlara ve Cumhuriyetçilerin kutlama görüntülerine tanık oldu. Bu duruşmanın arkasında Trump’ın azledilmesine veya en azından zayıflamasına yol açabileceğine yönelik zayıf bir umut besleyen Demokrat Parti yer alıyordu. Cumhuriyetçiler ise karşı çıkarak, siyasi ve partisel hesaplar için bunu engellediler.

ABD gazetelerinde bazı analistler, başkanın azil süreci gibi önemli bir konuda Kongre’nin partiler temelinde bölünmesinin demokrasi ve anayasa için bir çöküş ve yenilgi olduğunu yazdı. Washington Post gazetesi, David Litt’in “Senato bizzat demokrasi için bir tehdit haline geldi” başlıklı yazısını yayınladı.

Trump adeti olduğu üzere yanan ateşe körükle gitti. Beyaz Saray’da basın ve medyadan isimleri davet ettiği bir toplantı düzenledi. Bu toplantının amacı, Senato’da aklanmasından sonra onların sorularını yanıtlamak değildi. Aksine bu vesile ile Kongre içinde ve dışında kendisini azletmek isteyen Demokrat rakiplerine saldırmak, hakaret etmek ve zaferini kutlamaktı.

Tüm bu görüntüler ve kendisine eşlik eden ya da takip eden tartışmalar, ABD merkezli The Atlantic dergisinin yayınladığı ve kendisine “ABD demokratik değil” gibi dikkat çekici bir başlık seçen yazıyı hatırlattı. Bu yazı, demokrasi ve kurumlarının performansından hoşnut olmadıklarını dile getiren ABD’lilerin oranının artığına dair endişe verici olguyu ele alıyordu. Bir dizi çalışma ve kamuoyu araştırmasına dayanarak yazı; politikaların şekillendirilmesinde para, çıkar grupları ve baskının rolü gibi konuları tartışıyordu. Bunun sonucu olarak sıradan insanların oylarının ve karar alma merkezlerinde benimsenen ve doğrudan hayatlarını etkileyen politikalar üzerindeki etkilerinin nasıl kaybolduğunu inceliyordu.

Aslında bu durum yalnızca ABD ile ilişkili değil. Azımsanmayacak sayıda ülkede fark edilen, araştırmacı ve uzmanların üzerinde yoğunlaştıkları, bugün ve gelecekteki sonuçlarına karşı uyardıkları bir olgudur.

 Sözgelimi, Cambridge Üniversitesi’nden araştırmacılar, geçen ayın sonunda yayınladıkları araştırmalarında birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede demokrasi ve performası konusunda artan bir hoşnutsuzluk kaydettiler. 1995 yılında gelişmiş ülkelerde demokrasinin performansından duyulan hoşnutsuzluğun ve hoşnutsuz olanların oranı yüzde 39 iken bu oran 2020’de %57’yi aşkın bir orana yükseldi.

Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Demokrasinin Geleceği Merkezi'nden araştırmacıların yaptığı araştırmanın önemi; 25 yıla uzanan, 154 ülkeyi kapsayan ve 25 uluslararası araştırmanın verilerinin tahliline dayanmasından kaynaklanmakta.

Bu da kendisini demokrasilerde artan hoşnutsuzluk olgusunu gözlemleme konusunda büyük ölçüde kapsamlı ve dakik yapmaktadır. Araştırmanın direktörü Roberto Foa’ya göre eğer insanların demokrasiye olan güveni azalıyorsa bunun nedeni, demokratik kurumların pek çok önemli sorunu ve 2008 yılında dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz gibi yüzleştikleri büyük krizleri çözmekte başarısız olduğunu düşünmeleridir. Bunu takip eden baskıları ve ekonomik krizlere, işsizlik sorunlarına, iklim ve diğer ciddi sorunlara çözüm bulamadığına inanmalarıdır. Foa, demokrasiye olan güveni yeniden sağlamak için politikacıların ve demokratik kurumların performanslarının değişmesi gerektiğini düşündüğünü de belirtti.

Cambridge araştırmasının sonuçları, ABD’li kamuoyu araştırma merkezi “Bio”nun gerçekleştirdiği, geçen yıl yayınlanan ve 27 ülkeden denekleri kapsayan kamuoyu araştırmasının sonuçları ile de örtüşmektedir. Örneğin ABD’de bu araştırmaya katılanların yüzde 58’i demokrasi ve kurumlarının performansından duydukları hoşnutsuzluğu dile getirdiler.

Bu oran, İngiltere’de yüzde 55, Fransa’da yüzde 51, Japonya’da yüzde 56, Arjantin’de yüzde 63 ve Güney Afrika’da %64 oldu. Asıl şaşırtıcı olan bazı ülkelerde bu oranın yüzde 80’i aşmasıydı. Nitekim Yunanistan’da yüzde 84, İspanya’da yüzde 81, Meksika’da yüzde 85, Brezilya’da yüzde 83’e ulaştı. En düşük oranlar ise, İsveç yüzde 30, Hollanda yüzde 34, Endonezya ve Hindistan yüzde 33’tü.

Artan bu hoşnutsuzluk birçok ülkede insanları, popülist partilere, radikal ya da milliyetçi hatta kimi zaman ırkçı sloganları benimseyen adaylara oy vermeye itiyor. Trump da bu dalgadan faydalandı. 2016 başkanlık seçimleri kampanyasında kendisinden yararlandı. Seçmenlere, onların sesleri olacağını, Washington’daki “bataklığı” kurutacağını vaad etti. Gelecek kasım ayında gerçekleşecek başkanlık seçimleri kampanyasında da bu dalgadan faydalanacağı kesin. Nitekim, Cumhuriyetçi ve Demokrat liderler arasında hakim olan düşmanlığın, başkanın keskin mizacı, bölünme ve gerginliği körüklese de popülist sloganları kullanmaktan kaçınmamasının ışığında seçim kampanyaların bugüne kadarki en saldırgan kampanyalar olması bekleniyor.

Gelecek ABD seçimlerinde neler olup biteceği bir yana, demokrasi ve kurumları krizi, ilgilileri meşgul eden ve radikal popülist akımların yükselişilerini sürdürmeleri endişelerini körükleyen bir sorun olmaya devam ediyor.

İnsanlar arasında politikacılar ve demokratik kurumların performansına yönelik hoşnutsuzluk artıyor. Genç nesiller kendilerini dışlanmış hissediyor ve ekonomik sorunlar ışığında hayallerinin buharlaştığını düşünüyor. Bunun yanında, genç nesil ile eski politikacılar nesli arasındaki uçurum genişliyor. Artan bu baskılar, demokratik kurumların performansını değerlendirme ve onları etkileyen olumsuz faktörlerin rolünü azaltma sürecine başlamanın anahtarı olabilir. Sorun, bir yönetim sistemi olarak demokraside değil politikacılarda, çıkar gruplarında ve paranın politikada artan rolündedir.

Demokrasiye yönelik reform dedikleri gibi daha fazla demokrasi ile gerçekleşebilir. Burada, yeni bir aktörün rolü devreye giriyor. Bu aktör;  iletişim ve bilgi alanında devrim yaratan, ifade özgürlüğü önünde yeni ufuklar açan, insanların olayların seyrine etki edebileceklerini ve politikaları değiştirebileceklerini, politikacılara baskı yapabileceklerini hissetmelerini sağlayan internet ve sosyal medyadır. Ancak sosyal medyada ifade özgürlüğü tek başına arzu edilen değişimi gerçekleştirmeyecektir. Çünkü asıl önemli olan, demokrasiyi uygulama kültürünün değişmesidir. Keskin bir kutuplaşma, ideolojiler ve dar parti çıkarları arkasında siperlenme durumundan seçmenlerin seslerinin duyulduğu ve gerçek sorunlarının kaybolmadığı bir duruma dönüşmesidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya