Filistinlilerin umudu dünyadaki ve içlerindeki dönüşüme bağlı

Filistinlilerin umudu dünyadaki ve içlerindeki dönüşüme bağlı

Çarşamba, 12 Şubat, 2020 - 11:45

Yüzyılın Anlaşması’nın zalimlerin İsrail’in zulümdeki kıdemliliğine yönelik bir itirafı olduğunu söylersek abartmış olmayız. Çünkü bugünkü şekliyle dünya, İsrail’i taklit etmiş ve taklit etmeye devam ediyor görünmektedir. Bu konuda kendisine büyük ölçüde yetişmiştir. Bu anlamı ile Tel Aviv’in başarıları alışılmadık değil maalesef yükselen bir küresel eğilimdir.

ABD açısından bakılacak olursa, dünyanın imajını şekillendirmede belirleyici olduğu sürece Eisenhower’den günümüze artan Tel Aviv taraftarlığının anlamı az değildir. Donald Trump ile bu taraftarlık tam anlamıyla uyumluluk derecesine ulaştı. Ancak küresel açıdan bakıldığında, İsrail’in ABD’nin kardeşliği ile Rusya’nın dostluğu, kendisi ile Çin ve Hindistan arasındaki karşılıklı açılımla Avrupa ile ilişkilerini vuran sınırlı gerilemeyi birleştirmesi basit bir başarı değildir. Afrika, Asya ve Latin Amerika’da bazıları büyük açılımlardan ve ilişkilerdeki yumuşamalardan bahsetmiyoruz bile.

Ancak sorun siyasi ve diplomatik ilişkilerde değildir. Bundan çok daha derindir. Tarif edilen politik ve diplomatik ilişkileri açıklayanın büyük ölçüde dünyamızın imajı olduğu söylenebilir.

Dünya, Filistinlilerin haklarına karşı İbrani Devletinin tarafını tuttuğunda aslında onun kıdemliliğini ve öncülüğünü itiraf etmiş oluyor. Diğer bir deyişle, başka halkların haklarını yok sayan kurucu doğası ile bu konudaki önceliğini kabul ediyor anlamına geliyor. Bu anlamda öğrenci öğretmenine: İşte bak, senin gibi oldum demiş gibi oluyor.

Bu noktada, günümüze egemen olan bazı zulüm işaretlerini hızlıca bir tarayalım: Dünyanın birçok yerinde görülen millyetçi eksenli popülizm. Ülkelerin, rejimlerin ve ideolojilerin ötesine geçen (antisemitizmin genişlemesinin de kendisine eşlik ettiği) İslamofobi. Tehcir ve asıl sakinleri yurtlarından etme uygulamalarının artması ve bunun sonucunda Guantanamo türü istisnai durumların artması. Kurunun yanında yaş da yanar şeklinde özetlenecek terörle mücadele politikası. Devletlerin kendisi bile zor sınavlara tabi tutuluyor. Soğuk Savaş döneminde, bu savaş zayıf bileşenli devletleri korur ve sürekliliğini sağlardı. Savaş sona erdikten sonra bugün bu devletlerin yaşamaya layık olduklarını kanıtlamaları gerekiyor. Suriye gibi bir ülke (25 milyon nüfusa sahip) en iyi olanın hayatta kaldığı bir kargaşa ve savaş yerine dönüştü. Ülkeyi harabeye çeviren İran-Türkiye-Rusya İsrail çekişmesinin hedefi oldu. Beşşar Esed de bunun uygulayıcı aracı oldu.

İtalya ve Avusturya gibi demokratik ülkelerin merkezinde aşırı sağ partilere açılım süreçleri artıyor. Almanya’da Türingiya gibi küçük bir eyalette bile bunun tehlikeli bir örneği yaşandı. Angela Merkel’in iradesine aykırı olarak Hristiyan Demokratlar, Almanya için Alternatif Partisi ile ittifak kurdu. Devrimleri Sovyetler Birliği’nde çatlaklar oluşturan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ise milliyetçilik, popülizm ve göçmenler konusunda çok daha kötü bir durumda.

Gelişmiş ülkelerdeki büyük şehirlerin özellikle gençler arasında küresel insan duyarlılığına yönelik bir artış yaşadığı doğrudur. Ancak, bu duyarlılığın daha çok korkunç görüntülerden tiksinme ve görmemek için kanalı değiştirme şeklinde ifade bulduğu da doğrudur. Bu, dünyayı değiştirmekten çok “hilekar” bir insan davranışıdır. Örneğin, Soğuk Savaş dönemlerinde tanık olduğumuz nükleer silahlanma karşıtı popüler direniş hareketlerin yarısına hatta çeyreğine şahit olmamamız dikkat çekici değil mi?

Öte yandan, Myanmar’ın tanık olduğu zulüm ne kadar korkunç. Çünkü anlamı söz konusu Asya ülkesinin sınırlarının ötesine geçiyor. Demokrasinin, insan haklarının, askeri diktatörlüğe karşı direnişin parlak yıldızı Ang San Su Çi’nin kendisi ordunun Rohingya Müslümanlarına karşı yürüttüğü etnik temizliğin destekçisi haline geldi.

Bu nedenle yurtdışına kaçmak zorunda kalan Müslümanların sayısı 750 bini aştı. Bunun arkasındaki felsefe ise, demokrasinin kendisinin milliyetçileşmesidir. Demokrasi bizim için bir ayrıcalık ve sadece bize ait bir haktır düşüncesidir.

Bütün bunlar, İsrail’in kıdemliliğini ortaya koymuyor mu? Bunu kanıtlamak için birkaç başlığı hatırlatmak yeterlidir: Asıl sakinleri yurtlarından etmek. Devletin vatandaşları arasında ayrımcılık. İşgal, yerleşim yerleri inşa etmek ve toprak ilhakı. Netanyahu’nun popüler liderliği...

Düşünün ki, Ehud Olmert gibi başbakanlık yapmış ve ömrünün yarısından fazlasını Likud Partisi içinde geçirmiş birisi bile İsrail’in bir Apartheid ülkesine dönüşmeye başladığına karşı uyarıda bulunuyor.

İsrail’in kıdemliliği hakkındaki bu imgelem doğru ise, İsrail’e karşı mücadele sorunu, araba ile ezmek, bir kafeyi ya da otobüsü havaya uçurmaktan daha önemli hale gelmiş demektir. Aynı şekilde eski ilaçlar (mücadele, silahlı direniş...) tedaviden aciz, tek yaptığı bulanık suda avlanan İran ve Suriye rejimlerine istedikleri gerekçeleri ve fırsatları sunmak olan ilaçlara dönüşmüş demektir.

Etkili seçeneklerin özellikle de Filistin meselesinin –nereden bakılırsa bakılsın- güç dengelerindeki kötü nesnel durumu göz önüne alınırsa zor ve sınırlı olduğunu kendimize itiraf etmeliyiz.

Yine de Filistinliler ve bizim için geriye iki bağlantılı güvence kaldı: Demokratik dünyanın, demokrasisi ve kapitalizmine yönelik bir reform hareketine tanık olması.

Milliyetçi ve popüler eğilimlerin liberalizm, demokratik sosyalizm ve insani müdahele gibi ilerlemeci ve insani değerler lehine gerilemesi. Bu dönüşümün İsrail’de benzer bir şekilde karşılık bulması.

Bu da ancak İsraillilerin farklı bir küresel ortamda, demokrasi ile ırkçılık arasında bir seçim yapmaları gerektiğine ikna olduklarında gerçekleşebilir.

Hak sahibi Filistinlilere gelince, kimlik politikaları ve yolsuzluk uygulamalarından uzaklaşmak, barışçıl direnişi öne çıkarıp diğer ülkelerde kendileri gibi hak sahiplerini destekleyerek bu ortamın tarafını tutmak belki de tek umutlarıdır. Birlikleri ise başka her şeyden önde gelmektedir.

Bu sözler öğüt gibi mi görünüyor? Olabilir. Ne ki elimizde öğütten başka bir şey kalmadı.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya