'Libya Yahudileri'nin siyasi sahneye çıkması sonrası patlak veren 'kimlik mücadelesi'

'Libya Yahudileri'nin siyasi sahneye çıkması sonrası patlak veren 'kimlik mücadelesi'

Pazar, 9 Şubat, 2020 - 14:45
Temsilciler Meclisi üyesi Milud el-Esved - Eski Büyükelçi İbrahim Musa Karada
Kahire/Cemal Cevher

Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Dr. Gassan Selame’nin İsviçre'nin başkenti Cenevre’de Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon ile yaptığı görüşme, Libya’daki azınlıkların siyasi haklarının yanı sıra etnik ve dilsel kimliklerinin tanınması konusunda yaşanan tartışmayı bir kez alevlendirdi.

Selame’nin görüşme sonrası yaptığı açıklama tartışmalara neden olurken bir takım soruları da beraberinde getirdi. Bunlardan en önemlisi, ‘Eğer Libya Yahudileri siyaset arenasında söz sahibi olursa bu durum ülkenin diğer azınlıklarını da kapsar mı?’ sorusu oldu.

Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi rejiminin sekiz yıl önce devrilmesinden bu yana, Arap olmayan ve ülkenin dört bir yanına yayılmış olan Amazigler (Berberiler), Tuarekler ve Tubular gibi ülkedeki azınlıklar, art arda gelen tüm hükümetlerden anayasal ve sosyal haklarının yanı sıra dillerinin ve bayramlarının resmi olarak tanınmasını talep ettiler.

Libya Yahudileri Birliği Başkanı Luzon, BM Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL), ülkenin birliği ve barışı ile ilgili gelecekte yapılacak tüm toplantılara Libya Yahudilerinin katılımını kabul ettiğini duyurdu. Büyük bir şaşkınlık yaratan bu duyuru, yoğun itirazlarla karşılandı. Duyuru, ülkedeki diğer azınlıkları temsil eden partileri, ‘azınlıkların meşru haklarını faaliyete geçirme’ görevi üstlenen UNSMIL’in bu ‘bilmezlikten gelme’ tavrının nedenine ilişkin sorular sormaya itti.
Amaziglerin ülkedeki durumu ve yaşadıkları yerlerle ilgili olarak Şarku’l Avsat’a konuşan eski büyükelçi ve BM danışmanı İbrahim Musa Karada şunları söyledi:

“Amaziglerin büyük çoğunluğu, Trablus, Zuvare ve Gadames ile Cebel Nefuse’nin (Batı dağları) Yefren, Kale, Cadu, er-Ruhaybat, Kabav, Nalut, Vazin, Hiraba ve Tamzin şehirlerinde yaşıyorlar. Tuaregler olarak bilinen çölde yaşayan Amazigler ise genellikle Libya'nın güneybatısında Gadames'ten Gat'a uzanan ve Ubari’den geçen bir coğrafyada bulunuyorlar. Bununla birlikte Doğu bölgesinde (Berka) ve Ucile şehrinde yaşayan Amazigler de var.”

Yefren şehrinden olan Karada, Libya’daki şehirlerin, bölgelerin ve kabilelerin büyük bir çoğunluğunda Amaziglerin olduğuna dikkati çekerek, Amazig ifadesiyle Amazig dilini konuşanların kast edildiğini belirtti. Karada, Kaddafi'nin 40 yıllık yönetimi boyunca Amaziglerin maruz kaldıkları uygulamalar nedeniyle yurt içinde ve yurt dışında rejim karşıtı muhalif bir yapı oluşturduklarını, bu nedenle de Amaziglerin 27 Şubat 2011 devriminin ilk katılımcıları arasında yer aldıklarını söyledi.

Kendisi de bir Amazig olan Karada,  2012'den 2014'e kadar olan dönemin başta Amazigler olmak üzere tüm Libya için iyi ve umut verici bir süreç olduğunu ancak 2014’ün sonunda, Libya'nın modern ve devam eden tarihinin en tehlikeli değişiminin yaşandığını belirtti. Nalut şehri dışında kalan tüm Amaziglerin siyasi dışlanmalarını protesto etmek için Anayasa Konseyi ve Temsilciler Meclisi seçimlerini boykot ettiklerini belirten Karada, bu nedenle Amaziglerin parlamentoda ve Anayasa Hazırlama Komisyonu’nda temsil edilmediklerini kaydetti.

Öte yandan Libya Yahudiler Birliği Başkanı Luzon Facebook hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Sonunda... Libya'daki Yahudilerin resmi bir temsilcisi olan Libya Yahudileri Birliği’nin Libya'nın birliği ve barışı ile ilgili önümüzdeki süreçte yapılacak toplantılara resmi olarak katılımı uluslararası kabul görmüştür.”

Luzon’un bu paylaşımının altına, Libya'daki siyasi çalkantıların gölgesinde atılan bu adımın gerekliliğine ilişkin çok sayıda yorum yapıldı.

Buna karşın UNSMIL, Luzon’un açıklamasıyla ilgili herhangi bir yorumda bulunmazken Temsilciler Meclisi üyesi Milud el-Esved, dün, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Luzon’u eleştirdi.
Esved şu ifadeleri kullandı:

“Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kararı çerçevesinde Libya’da güvenlik ve istikrarının yeniden kurulmasına yönelik ulusal çabaları desteklemek amacıyla oluşturulan, belirli görevlere sahip bir misyondur. Bu nedenle görevi, vesayet değil desteklemektir.”

Esved, BM Libya Özel Temsilcisi Dr. Selame’nin açıklamasıyla ilgili olarak ise ‘UNSMIL’in vesayet için değil, destek için oluşturulduğunu’ bir kez daha yineleyerek, “Libyalıları kasıtlı olarak görevlerinizle ve sizinle ilgili olmayan dosyaları açmaya itmenin gereği yok. Bu dosya neden daha önce değil de şimdi açıldı?” diye konuştu.

Libya’nın batısındaki Rikdalin şehri milletvekili Esved’in sorusunun ardından Temsilciler Meclisi üyesi Caballah eş-Şeybani, konuya dair yaptığı yazılı açıklamada, “Birleşmiş Milletler misyonunun, Libya Yahudileri Birliği’ni Libya’daki çatışmayı çözmek için yapılan görüşmelere katılması gereken bileşenlerden biri olarak kabul etmesi, konumunu Libya'nın istikrarını destekleme görevinden Libya üzerinde vesayet sahibi olmaya taşır” ifadelerini kullandı.
Şeybani, sözlerinin şöyle sürdürdü:

“Onları Libyalılar olarak kabul edebiliriz, fakat  Libya çatışmasının tarafı olarak edemeyiz. Müzakereler genellikle çatışan taraflar arasında gerçekleşir, seyirciler katılmaz. Bu konuda ırkçı bir tavır sergilemiyoruz. Ama sorguluyoruz; neden daha önce değil de şimdi? Bu kimin işine yarar? Neden Yahudi tartışmasını devletin inşası sonrasına bakmıyorsunuz? Bu yaklaşım, tüm Libyalılara yönelik bir provokasyon girişimi değil midir? Hatta bu durum, müzakerelerin boykot edilmesine neden olabilir. Bu durumda Birleşmiş Milletler misyonu sadece Yahudilerle mi iletişim halinde kalacak?”

Diğer yandan Tubuların önde gelenlerinden biri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Tubuların taleplerinin görmezden gelinmesinin yanı sıra onların Arap olmayan bir bileşen olarak sürekli cezalandırılmasından ve suçlanmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti. Uzun yıllardır Libya'da yaşadıklarını, ancak kısıtlamalara maruz kaldıklarını belirten Tubuların önde gelen ismi BM misyonunu taleplerini dikkate almaya ve onları siyasi sahneye dahil etmeye çağırarak, “Peş peşe gelen hükümetler taleplerimize uymuyor. Gençlerimiz işsiz ve bölgelerimiz fakir. Tüm siyasi partiler, Tubuların kendilerini desteklemesini, onunla aynı safta savaşmasını ve davasını benimsemesini istiyor. Aksi takdirde Arap olmayanlar olarak sınıflandırılıp ayrımcılığa maruz kalıyoruz” diye konuştu.
2001 yılında Libya Amazig Kongresi’ni (ALT) kuran ve yöneten eski büyükelçi Karada Libya Yahudileri Birliği’yle ilgili olarak şunları söyledi:

“Libya Yahudileri, Trablus, Bingazi, Zaviye, Geryan ve Yefren gibi şehirlerde yaşıyorlardı. Ancak daha önceki dönemlerde yerlerinden edildiler. Yahudilere tazminat ödenmesi ve iade-i itibar konusu ile ilgili dolaşan iddiaları dışında, yakın zamana kadar ülkelerine dönmeleri veya siyasi katılımlarına ilişkin resmi bir talep yoktu. Bu, Sayın Luzon’un, siyasi sürece katılma talebiyle oldu. Luzon, Cenevre görüşmelerine katılımı konusunda uzlaşı sağlamaması halinde, açlık grevi yapma tehdidinde bulundu. Sadece birkaç gün sonra kendisiyle görüşme yapıldı. Bu görüşme için son derece hızlı davranılması oldukça dikkat çekici.”

Libya’daki azınlıkların durumunun birlik çatısı altındaki çeşitli kimliklerin ulusal uyumluluk kavramındaki dengesizliğe daha yakın olduğunu söyleyen Karada, Amaziglerin son 4 yıl içinde 2015 yılı sonlarında Fas’ta imzalanan Suheyrat Anlaşması’nın taahhütlerini tam olarak desteklememenin bedelini ödeyen diğerlerini birlikte toplumsal hayattan kopuşlarına tanık olduğunu belirtti.

Amaziglerin LUO'nun yürüttüğü el-Kerame Operasyonu ve Başkomutanlık ile ilgili tutumlarına ilişkin olarak ise Karada, “Sanırım en başta ‘Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’ ismini kabul ederek hata yaptılar. Bu, Amazigleri ve Tubuları dışlayan bir adımdı. Ancak Trablus’taki çatışların patlak vermesiyle, Amazig savaşçıları ve güçleri, Trablus'u savunmak için Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı güçler tarafından yürütülen Burkan al-Gadab (Öfke Volkanı) Operasyonu’na destek verdiler” şeklinde konuştu.

Libya Yahudilerinin sayısına yönelik resmi bir rakam yok. Ancak daha önceki siyasi dönemlerde ülkeden göç ettikleri ve sadece onlarca Yahudi’nin Libya’da kaldığını söyleyenler var.

Bununla birlikte Karada, BM Libya Özel Temsilcisi Dr. Selame ile Libya Yahudileri Birliği Başkanı Luzon’un görüşmesine dair ise zamanlamanın ve Luzon’un talebine karşılık verme hızının oldukça şaşırtıcı olduğunu belirtti. BM misyonunun, sanki Suheyrat sürecini kasıtlı olarak yinelediğini düşünen Karada, “BM misyonu, Libya arenasındaki diğer önemli faktörleri görmezden gelmeye devam ediyor” dedi. Olayların nasıl gelişeceğini tahmin etmenin zor olduğunu vurgulayan Karada, bununla birlikte Amazig dosyasının kapsamı ve karmaşıklığı nedeniyle Fas ve Fransa’dan bir müdahalenin söz konusu olabileceğini belirtti.

Diğer yandan Uzlaşı İçin İleri Gelenler Konseyi Başkanı Şeyh Muhammed el-Mubşir, Libya Yahudilerini temsil eden birliğin başkanını eleştirenlere, adalet devletini arayan herkesin düşman dahi olsa adil olması gerektiğini ve bir Müslüman’ın kimsenin dini hakkını sindirmeyeceğini söyleyerek yanıt verdi. Bunun İslam dininin emirlerinden biri olduğunu vurgulayan Mubşir, “Libya Yahudilerinin kanıtlanmış bir hakkı varsa neden kabul edilmesin? Aksi takdirde bölünmüşlüğünüz, belirli gaye ve emellere sahip herkesin bu fırsatı değerlendirmesinin önünü açmış demektir” diye konuştu.


Editörün Seçimi

Multimedya