Geçmişten günümüze Sudan-İsrail ilişkileri

Geçmişten günümüze Sudan-İsrail ilişkileri

Perşembe, 6 Şubat, 2020 - 16:45
İntifadanın ilk yıldönümünü kutlamak için Atbarah şehrinde düzenlenen Sudan gösterisi (AFP)
İstanbul/Şarku'l Avsat

Mana Abdulfettah

Çad Cumhurbaşkanı İdris Deby, Kasım 2018’de İsrail’i ziyaret ettiğinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, söz konusu ziyareti ‘tarihi’ olarak nitelemişti. Ziyaret 1972'den bu yana bir ilk anlamına geliyor.

Sudan 1967 Arap-İsrail savaşında Mısır'ı destekleyen Sudan,  1972’den bu yana İsrail’le ilişkilerini kesmişti.

Bu ziyaret kapsamındaki en önemli durum ise Netanyahu’nun, Tel Aviv’in Sudan, Mali ve belki de Nijerya başta olmak üzere Çad’ın komşu ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeyi planlayarak, ‘Afrika’nın kalbine’ gitme umudunu açıklaması olmuştu.

Çad Cumhurbaşkanı, Eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile ilişkisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından da aranan Cancavid milisleri lideri Musa Hilal’in adamlarının biriyle bağlantısı nedeniyle hizmetlerini, yalnızca Sudan’ın İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için arabuluculuğunu ilan ederek sunacaktı.

Çad’dan pek de uzak olmayan bir düzeyde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Sudan’daki Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan arasında Uganda’nın Viktorya Gölü kıyısında bulunan Entebbe şehrinde, Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni’nin daveti üzerine 3 Şubat Pazartesi günü bir toplantı gerçekleşti.
İsrail’den Nil’e köprü

İsrail ve Sudan arasındaki tarihsel bağlantı, Milli Ümmet Partisi Genel Sekreteri ve Sudan’ın 1956 yılındaki bağımsızlığı sonrasındaki ilk Başbakanı Abdullah Halil döneminde başladı. İsrailli bazı merciiler ve akademisyenler, Ümmet Partisi ve İsrail arasındaki ilişkiyi, Londra ve İstanbul’da başlayarak Paris’e kadar uzanan ekonomik ilişkinin arka planında 1956 ve 1958 yılları arasına dayandırıyor. Zira Abdullah Halil, 1957 yılına İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir ile bir araya gelmişti.

Bu toplantıların ana odağında, İsrail’in, Ümmet partisine, ‘Mısır’ın Sudan’daki nüfuzuna karşı Demokrat Birlikçi Parti başta olmak üzere Sudan’daki partilerle mücadelede’ krediler aracılığıyla mali yardım sağlanması yer alıyordu. Demokrat Birlikçi Parti, ‘Nil Vadisi’nin birliği ve Mısır-Sudan arasındaki gelişmiş ilişkilerin korunması’ çağrısı yapan Ümmet Partisi’nin ilk rakibi sayılıyor. Ümmet Partisi, İngiltere’nin çıkışı ve Sudan’ın her türlü ekonomik bağımlılığından kurtulması sonrasında birlik değil bağımsızlık seçiminde Mısır düşmanlığıyla mücadele ediyordu. Aynı şekilde aynı dönemde, İsrail’in Sudan’daki hedeflerini gerçekleştirmek için başka ortakların arayışına gidildi.

Bu hamleler, dönemin Ümmet Partisi lideri Mehdi’nin büyük oğlu Sıddık el-Mehdi’ye 300 bin dolar tutarında krediler sağlama anlaşmasıyla ve bu meblağın ödenmesi için makbuzların imzalanmasıyla sonuçlandı. Avrupa ve ABD’de, İsrail’in emrinde Sudan’daki ekonomik projelerde kullanılmak üzere fon toplama yolları arandı.

Mısır, Sudan’ın bağımsızlığını tanımasına rağmen, dönemin Ümmet Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Ahmed Ömer, Mısır’ın Sudan’daki nüfuzunu artırma hususundaki endişelerini dile getirdi. Ahmed Ömer, yaptığı açıklamada “Sudan’ın bağımsızlığına bağlı olan Sudanlıların çıkarları, Mısır’daki ortak tehdit karşısında İsrail’in çıkarlarıyla uyumludur” ifadelerini kullandı.
Beşir rejimi ve İsrail

Eski hükümetlerin koridorlarını normalleştirme önerisi, 29 Temmuz 2008 tarihinde telgraf aracılığıyla yapılan WikiLeaks sızıntılarının açığa çıkmasıyla ortaya koyuldu. Bu durum, o dönemde Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in danışmanı Mustafa Osman İsmail tarafından açıklanmıştı. İsmail, İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi de dahil, ABD’ye işbirliği önerisinde bulunmuştu.

Daha sonra eski Dışişleri Bakanı İbrahim Gandur da Sudan’ın, ‘Tel Aviv ile normalleşme’ meselesini değerlendireceğini ifade etmişti. Durum, iktidar partiye bağlı Ulusal Diyalog Konferansı Dış İlişkiler Komitesi’ne kadar ulaştı. Komite, şartlı doğal ilişkileri savunuyordu. Ardından eski Yatırım Bakanı ve Ümmet Partisi Başkanı (ve daha sonra Sadık el-Mehdi liderliğine taşınan Ümmet Partisi’nden ayrılan) Mubarek el-Fadıl el-Mehdi’nin, eski İsrail Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile 2005 yılında İspanya’nın başkenti Madrid’de ‘demokrasi, güvenlik ve terörle mücadele’ konulu uluslararası zirvede bir araya gelerek oynadığı rol ortaya koyuldu.

Beşir rejimi, muhalefetin tepkilerini sınamak için İsrail ile normalleşme haberlerini her sefer bir başka bakan aracılığıyla vermeye yöneldi. Daha sonra durum, dönemin hükümeti ve Ümmet Partisi arasında siyasi bir rekabete dönüştü. Bu gelişme ise İsrail’in, Hartum'un Gazze’ye silah kaçakçılığını durdurması, İran ile ilişkilerini kesmesi ve Tahran’a karşı Sünni ülkelerin desteğinin sağlanması da dahil olmak üzere, Sudan hükümetiyle ilişkileri geliştirmek için ABD ve Avrupa’ya başvurması sonrasında yaşandı.
İsrail'in Afrika stratejisi

İsrail, 2009 yılında aşırı sağcı İsrail Evimiz partisi lideri ve Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın, Nil suyu payı hususunda Mısır ile anlaşmazlık yaşayan Nil havzası ülkelerinin bazıları da dahil olmak üzere, bazı Afrika ülkelerine yaptığı ziyaretler aracılığıyla Afrika’ya girdi. İsrail Dışişleri Bakanı, Kenya’da sulama ve tarım yardımı paketini açıkladı.

Uganda’daki Entebbe Uluslararası Havalimanı’nda kaçırılan uçağın kurtarılması ve Filistinlilerle çalışan Almanların teslim olması için İsrail’in sağladığı yardımlar da unutulmamalı.

Daha sonra Liberman, en önemli Afrika ülkelerinden biri ve tarım ve altyapı alanında aktif olan nispeten büyük bir grup İsrailli işadamının bulunduğu Nijerya’ya ziyarette bulundu. Bunların yanı sıra Nijerya, İsrail silah ihracatı için bir hedef olarak kabul ediliyor. Ancak Liberman’ın, ziyareti sırasında ortaya koyduğu en tehlikeli şey, su savaşlarını önleme gerekçesiyle Dünya Bankası’na sunması için, ortak nehirlerin uluslararasılaştırması ve suyun özelleştirmesi fikrini Birleşmiş Milletler’e (BM) önermesi oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Uganda, Kenya, Ruanda ve Etiyopya’yı içeren turu kapsamında Temmuz 2015’te Afrika’ya yöneldi. Son 10 yılda İsrail güvenlik desteğinin arttırılması, İsrail’in yeni ittifaklar kurma ihtiyacı, ordu ve istihbaratın Nil havzası ülkelerini kuşatmak için Afrika’nın su kaynaklarına odaklanması gibi belirli amaçlar ortaya koyuldu.
Beşir ve sonrası normalleşme

Sudan, tarihsel olarak vadinin kuzeyindeki Mısır’ı aştığında ve Etiyopya platosuna, daha sonra da Güney Sudan ve Çad devletlerine nüfuz ettiğinde göz ardı edilen bir özellik olarak, İsrail’in seçtiği Afrika çemberine bakıyordu.

Nihayetinde hükümet, İsrail ile normalleşme niyetine odaklanmaya başlarken, iç çemberleri de bu amaçla meşguldü. Daha sonra Sudan diplomasisinin koridorlarında normalleşme konusu gündeme geldi.

Sudan hükümeti, 2003 yılından bu yana devam eden iç savaş sırasında Darfur bölgesinde meydana gelen savaş suçları çerçevesinde Batının, UCM taleplerine dayalı olarak Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile uğraştığını fark etti. Ancak İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililerin geniş hareketleri, Washington’un Sudan ile ilişkilerini iyileştirmesini ve 2015’ten bu yana İran ile ilişkilerini sonlandırmasının ardından Sudan’ı terörist devletler listesinden çıkarmasını istedi.

Eski hükümetin İsrail ile normalleşme hususundaki fikrinin, ne kazanılabileceği hesaplamaları çerçevesinde, bazı tereddütler yaşadığı ortaya çıktı. Bu yüzden de konuya dair herhangi bir karar almadan, Filistin meselesi kartıyla oynanmaya devam edildi. İsrail açısından durum, Sudan’ın bölgesel bir emniyet tıpası elde etme olasılığı ve eski Hartum rejimiyle doğrudan ilişkilerde dikkatli olma üzerine odaklandı.

Netanyahu, devrimin ardından Sudan’ın yeni ve olumlu bir yönde ilerlemeye başladığına dair inancını dile getirdi. İsrail Başbakanı ayrıca, devrimin, Sudan’ın tecridini sona erdirip ve onu dünya haritasına yerleştirerek, modernleşme sürecinin ilerlemesine yardımcı olma arzusuna dikkati çekti.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre İsrail açısından sabit olan duruma gelince Netanyahu, özellikle de Güney Amerika’ya gidenler veya buradan gelenler olmak üzere İsrail uçakları için güvenli ve hızlı bir geçit olarak Sudan hava sahasının açılması iznine ulaştı.

Sudan açısından ise eski ve mevcut hükümetler çerçevesinde bazı sabitler sağlandı. Arap Birliği’nin bu eğilimi desteklediği göz önüne alındığında İsrail ile şartlı normalleşme ilişkilerinin kurulması doğal.

İstenen normalleşme modeli ise komşu Arap ve Afrika ülkeleri tarafından herhangi bir itibar kaybı yaşanmadan uygulandı.

Hatta bundan ziyade, işlerinin yürütülmesine ve yardım sağlanmasına katkıda bulunacak sahne açılmış oldu.


Editörün Seçimi

Multimedya