Libya'nın barışı Avrupa barışının bir parçasıdır

Libya'nın barışı Avrupa barışının bir parçasıdır

Perşembe, 6 Şubat, 2020 - 11:45
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

Birçok kişi, Berlin Konferansı’nın Libya’da ateşkesi sağlayacak bir kilometre taşı olacağını düşündü. Çünkü Avrupa, Libya’da yükselen krizin taşıdığı riskleri anlamaya başladı. Peki ama Avrupa özel çıkarları ile ilgilenme gücüne de sahip mi?

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastini takip eden günlerde Irak, Batı’nın dikkatini çeken savaş alanı gibi göründü. İran’ın ülkeden kovulmasını talep eden iç gösterilerin yenilenmesi, Tahran’ın Irak sınırları içinde ABD kuvvetlerine saldırılar düzenleme girişimlerinden doğan huzursuzluk, ABD’den Irak’taki kuvvetlerini çekmesini isteyen meclis kararı dikkatlerin Irak üzerinde yoğunlaşacağını gösteriyordu.

Ancak gerçek şu ki, endişe verici başlıklar Libya’dan geldi. Libya’nın Avrupa’dan sadece birkaç yüz kilometre uzakta bulunması, çok sayıda mülteci ve büyük petrol rezervleri içermesi, ocak ayının ortasında farklı liderlerin Berlin’de bir araya gelmesinin nedenini oluşturdu.

Libya’da çatışmaların şiddetinin yükseldiği, yabancı müdahalelerin - özellikle de Türkiye ve Rusya’nın- çoğaldığı bir dönemde liderler Libya’nın geleceğini tartışmak için bir araya geldi.

Konferansa katılan liderler arasında; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo vardı. Halife Hafter ve Ulusal Mutabakat Hükümet (UMH) Başkanı Fayez es-Serrac’ın temsil ettikleri iki rakip kamp da resmi olmayan bir şekilde konferansa katıldı. İkisi de birbirleri ile görüşmeyi reddetti. Konferansta ayrı temaslarda ve görüşmelerde bulundu. Konferans, kalıcı ateşkese hazırlık olarak BM gözetiminde her kamptan beş subayın yer aldığı askeri bir komisyon kurulması üzerinde uzlaşıya varılması ile sona erdi.

2011 yılından beri Libya’ya uygulanan silah ambargosunun sıkı bir şekilde uygulanması, rakip güçleri ciddi bir diyaloğa zorlamak için kendilerine verilen askeri desteğin durdurulması konusunda uzlaşıya varıldı.

Bununla birlikte, uygulamada, ateşkesi izleme veya ambargoyu uygulama yöntemlerine ilişkin belirli  kararlar alınmadı.

Zirve, Avrupa’nın Libya’da artan gerilim ve çatışmalara daha fazla müdahil olmaya hazır olduğunu gösterse de aslında hükümet ve güvenlik alanındaki kaosu durdurmak için gerekli mekanizmayı formüle edemedi. Bilindiği gibi Libya’da kanlı çeteler başkenti ele geçirmiş ve Trablusgarp ile Mısrata şehirlerini Libyalılar için büyük bir hapishaneye çevirmiş bulunuyor.

Kaddafi rejiminin devrilmesinden sonra Libya, çakışan çıkarların savaş alanına döndü. Rakip milis güçlerin egemen olduğu ve böldüğü, iki hükümet tarafından yönetilen, seçilmiş iki meclis, iki merkez bankası ve onlarca milis gücüne sahip bir devlet haline geldi.

Stratejik konumu, zenginliklerinden yararlanmak isteyen çok sayıda uluslararası aktörün iştahını kabarttı. Bu aktörlerden her biri, çatışan taraflardan birisini destekledi.

Son aylarda, Moskova’nın çatışmanın her iki tarafıyla temas halinde olduğunu öne sürmesine rağmen Halife Hafter güçlerine yönelik Rus yardımları arttı.

Öte yandan Türkiye ile Katar ise BM tarafından desteklenen ve başkent Trablusgarp’ta üstlenen es-Serrac hükümetini destekledi.

Afrika kıtasında dünyanın üçüncü en büyük petrol ihracatçısı ülke olan Libya’nın istikrarında her Avrupa ülkesinin sağlam bir çıkarı vardır. Sözgelimi İtalya, Afrika’nın dört bir yanından gelen mültecilerin Libya sahillerinden Avrupa Birliği’ne ulaşmasını engelleyen bir anlaşma imzaladı. Türkiye, es-Serrac hükümeti ile askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması ile iki ülke arasındaki deniz sınırını belirleyen deniz yetki alanları anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, Türkiye’ye Akdeniz’de daha geniş bir alanda petrol arama, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne ait doğalgaz ve petrol arama alanlarına el koyma imkanı sağladı.

Kendi adına Mısır, Türkiye’nin arka bahçesine müdahalelerine şiddetli bir şekilde karşı çıkıyor. Çünkü bu müdahaleler, Erdoğan’ın açıkça desteklediği Müslüman Kardeşleri güçlendirebilir ve Mısır’ın Akdeniz’deki çıkarlarına zarar verebilir.

Son yıllarda Rusya, Ortadoğu'daki etkisini genişletmek için fırsatlar belirledi. Akdeniz’in Suriye tarafı üzerindeki kontrolünü güçlendirdikten sonra şimdi de Libya’yı Akdeniz’in diğer tarafına ve enerji rezervlerine ulaşmasını sağlayacak stratejik bir üs olarak görüyor.

Yabancı aktörlerin Libya çatışmasındaki artan katılımları bu noktada ve 2019 yılının nisan ayında Hafter’in Trablusgarp’ı geri alma operasyonu ile başladı. Son zamanlarda ardı ardına gelen raporlar, eski Suriyeli isyancılardan 2000 kişinin Türkiye’nin finansmanı ile (her birine aylık 200 dolar ödeniyor) altı ay süreyle Libya’ya gönderildiğini doğruladı.

Dış aktörlerin müdahalelerinin artması ile Libya’da çözümün uzaklaştığı herkes için açıktır. Durum daha karmaşık hale geldiğinde, şiddet artıp komşu ülkelere yayılabilir. Bu da mülteciler, terör ve enerji arzı gibi konularda Avrupa için bir tehdit oluşturabilir.

Bütün bunlara rağmen ABD, Libya’da Suriye’dekine benzer bir pozisyon benimseyerek tüm ağırlığını koymadı. Bu da, yıllardır Akdeniz’in karşı kıyısından Libya’yı izlemekle yetinen Avrupa’yı sorunla yüzleşmeye zorladı.

Berlin Konferansı’nın gayesi, Türkiye’nin sahada birtakım gerçekler tesis etmek, Libya’da nüfuzunu artırmak, uygun gördüğü şekilde rakipleri Mısır ve Avrupa’ya baskı yapmak için uygun bir konum elde etmek için yürüttüğü tehlikeli süreci durdurmaktı.

Berlin’de düzenlenen konferansın yanı sıra Avrupa Birliği, ateşkesi destekleme ve yaptırımları kurtarmak için çeşitli yöntemleri de araştırıyor. Sözgelimi, Libya sahili boyunca yeniden deniz devriyeleri düzenlemek ya da bölgeye uluslararası barışı koruma güçleri göndermek gibi.

Libya’da çatışmalar bir yol ayrımında. Olasılıklardan biri de, Avrupa’nın kalıcı ateşkesi sağlamak, yabancı güçleri Libya’dan uzaklaştırmak, ambargoyu dayatmak, ülkeye silah akışını engellemek, tarafları askeri emellerinden vazgeçip bunun yerine uzlaşıya yönlemeye zorlamakta başarılı olmasıdır.

İkinci olasılık, savaşın sürmesidir. Türkiye’nin es-Serrac kampını desteklemeye, silah, eğitim, askeri danışmanlık, Suriye’deki uzun savaş yılları sırasında büyük deneyim kazanan çeşitli yabancı uyruklu savaşçılar sağlamaya devam etmesidir.

Karşı kampta ise, kendisine bağlı kişiler Hafter’i desteklemeyi sürdürecek ve bu durumda, Libya’daki iç savaş daha geniş çaplı bir savaşa dönüşecek. İşte bu noktada, Avrupa ve Batı’ya büyük bir sorumluluk düşüyor.

Berlin Konferansı, Avrupa’nın artan tehdidin farkında olduğunu gösterdi. Sorulması gereken soru ise şu: Avrupa, Türkiye’nin saldırganlığını durdurmak, Libya’da durumun daha da kötüleşerek Suriye’deki iç savaş benzeri bir savaşa dönüşmesini engellemek için gerekli güçleri seferber etmekte başarılı olacak mı?

Daha önemli olan diğer soru: Libya’daki kaosu sona erdirmek için Arap ülkelerinin –ayrı ayrı ya da Arap Birliği aracılığıyla birlikte- hareket etmesini ne sağlayacak?

Bunun yanıtı açıktır. Günlük gazetelerin başlıklarına şöyle bir göz atmak, Arap dünyasının adeta herkesin istediği gibi hareket ettiği, birbirini umursamadığı bir sokağa dönüştüğünü ispatlamaktadır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya