'Yüzyılın Anlaşması' Ortadoğu'nun kötü koşullarının aynası

'Yüzyılın Anlaşması' Ortadoğu'nun kötü koşullarının aynası

Pazartesi, 3 Şubat, 2020 - 11:15

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’daki ülkelerin koşulları daha iyi olsa Yüzyılın Anlaşması adını verdiği barış planını bu şekliyle benimseyebilir miydi? Ortadoğu’da bölünmeler yaşanmasıydı bu ‘plana’ gösterilen tepkiler aynı mı olurdu? Trump’ın bu ‘planını’ (iyi niyetle) bölgedeki en eski ve en karmaşık çatışmayı sonlandırmak için atılmış bir adım olarak değerlendirsek dahi, makul olmadığını anlarız.

İsrail ile Filistin arasındaki çatışma, 1917’deki Balfour Deklerasyonu ile başlamıştır. Yetmiş yılı aşkın süredir devam eden bu çatışma hali, bölgenin ana davasına dönüşmüştür. Bu davanın insani, siyasi ve güvenlik boyutları söz konusudur. Yukarıdaki soruları yanıtlamaya çalışmadan önce, önemli bazı noktalarda durmamız gerekir. ‘Yüzyılın Anlaşmasının’ duyuruluş şekli ve zamanlaması sanıldığından daha önemlidir. İlk bakışta ABD ve İsrail'deki yerel bir seçim festivalinde olduğumuzu, ‘planın’ muhataplarının da kendi seçmenleri olduğunu düşünüyoruz.

ABD Başkanı Donald Trump, her zamanki üstenci tavırlarıyla konuşuyordu, sanki özellikle seçmenleri olan Evangelist aşırı Hristiyanlara hitap ediyor gibiydi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da aynı şekilde seçmenlerini muhatap alıyor gibiydi. Aşırı gururlu tavırları şunu gizlemeyi başaramadı: Trump Kongre’de azil istemiyle, Netanyahu da ‘yolsuzluk’ soruşturmasıyla yargılanıyordu.

Üstelik iki liderin önünde de zorlu bir seçim süreci vardı. Dahası, anlaşmanın gerçekleşmesine olan aşırı güven, iki liderin bu durumu, iç rakiplerine karşı kullanma arzusunu gizleyememişti. Böylesi bir ‘anlaşmayı’ duyurmak için, yargılama ve seçim arifesinden daha uygun bir zaman bulunabilir miydi?

İç kamuoyu için bu tespit ne kadar doğruysa, dış politika açısından da zamanlama son derece manidardı. Trump söz konusu ‘anlaşmayı’ Arap dünyasının en karmaşık döneminde duyurdu. İç tehditlerin yanı sıra görüş ayrılıklarının ve dış tehditlerin zirvede olduğu ve her ülkenin kendi sorunlarıyla meşgul olduğu bu dönemden daha iyisini bulmak imkânsızdı. Başkan Trump'ın Oval Ofis'de oturan seleflerine kıyasla Hollywood tarzı şov düşkünü olduğu bilinmektedir, ancak buna rağmen eğer Ortadoğu’daki karmaşa bu denli yoğun olmasaydı uluslararası toplumun açık desteğini almadan böylesi bir planı duyurmaya cüret edemezdi.

Siyasi ve güvenlik tarafını bir kenara bırakırsak, bu anlaşmayı her şeyden önce insani ve ahlaki olarak hazmetmek mümkün değildir. Zira Filistinlilerin içerideki ve dışarıdaki haklarını gasp etmeye yönelik bir proje söz konusudur.

ABD yönetimi mutlak anlamda İsrail taraftarı bir tutum takınmış, Filistinlilerin işgalcilerin merhametine bırakılması, ‘tarihsel bir fırsat’ olarak sunulmuştur.

Üstelik Birleşmiş Milletler, Avrupa ve Arap Birliği de dikkate alınmamıştır. Araplar her ne kadar kendi içlerinde bölünmüş olsalar da Filistin davası hala Arap kamuoyunun birincil meselelerindendir.

Yüzyılın Anlaşması’nın içeriğindeki, ahlaki sorunlar, ABD’nin savunduğu insan hakları, uluslararası meşruiyet ve kendi kaderini tayin etme ilkelerinin de tahrip edilmesi demektir.

Nesnel bakış açısı da şunu söylememizi gerektirir, Filistin davası Arap ülkelerinin yöneticileri tarafından iç kazanımları için sömürülmüştür. Bu durumun ‘Arap istikrarsızlığı’ olarak adlandırılan günümüzdeki kronik çözümsüzlüğün nedenlerinden olduğunu söylemek mümkündür.

Evet Arap ülkeleri Filistin davasını kullanmıştır ve her türlü geri kalmayı, insan hakları ihlallerini, Filistin dolayısıyla ilan ettikleri olağanüstü hal ile gerekçelendirmiştirler. Arap-İsrail çatışmasının uzun tarihi boyunca, sömürülen meselelerin başında Filistin davası yer almıştır. Buna ek olarak Filistin Otoritesi ve Hamas’ın da büyük sorumlulukları vardır. Direniş adı altında, yolsuzluk, hak ihlalleri ve dışa bağımlılık nedeniyle, sefil bir yönetim anlayışını benimsemişlerdir.

Geçmişin tüm trajedi ve günahlarına, hem bölgesel hem de uluslararası düzeylerde yeni endişeler eklenmektedir. Son yirmi yılda Arapların başlıca kaygısı İsrail olmaktan çıkmıştır. 1979 Devrimi’nden itibaren İran’ın bölge ülkelerine yaptığı pervasız müdahaleler ve kökten dinciliği körükleyen politikalarının, Arapların Filistin davasına yaklaşımını olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz.

İran bu tutumuyla, Sünni terör örgütlerinin yükselişine imkan sağlamış, Arap ülkelerinde, özellikle Suriye, Irak, Yemen, Lübnan ve hatta Filistin üzerinde oynadığı oyunlarla, ciddi endişelere neden olmuştur.

İran’ın Filistin’e müdahaleleri, iç bölünmenin sonlandırılması önünde engeller teşkil etmektedir.

Böylelikle İsrail bu bölünmüşlük halinden faydalanmakta ve arsız projelerini uygulayabilmektedir. İran Araplara göre yeni bir İsrail anlamına gelmektedir, hatta bazılarına göre yayılmacı politikalarıyla İsrail’den daha büyük bir tehdit oluşturmaktadır. İsrail’in başaramadığını başarmış ve Arap Birliği’nin dağılmaya yüz tutmasına neden olmuştur.

Yüzyılın Anlaşması’nın ilan ediliş biçimi ve içeriği, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme arzusundan bağımsız olarak değerlendirilemez. ABD’nin son dönemlerdeki dış siyasetinde bir karmaşa hâkimdir. Suriye devrimi ve genel olarak Arap Baharı hareketlerine yaklaşımı belirsiz ve çelişkilidir. Ancak şunu anlamakta zordur: ABD bir yandan İran’ı çevrelemek ve gücünü kırmak için hamleler yaparken, öte yandan nasıl olurda Yüzyılın Anlaşması gibi başarısız bir plan ilan ederek, İran’ın ‘direniş hattı’ savını dolaylı olarak destekler? Nitekim ABD’nin bu ‘planı’ duyurması, Irak ve Lübnan’da gerilemekte olan İran nüfuzunun yeniden toparlanmasına olanak sağlayacaktır

Her halükarda,  Yüzyılın Anlaşması’nın, İsrail ve Filistinliler arasındaki mevcut statükonun ABD tarafından onaylanması dışında pek bir anlamı yoktur. Önemli olan pusulayı yitirmemek ve ilkeler ışığında uyanık olmaktır. Gelecek Şubat ayında İran İslam Devrimi’nin 41. Yıldönümü kutlanacaktır. Bu kutlamalar protesto gösterileri ve ambargo ışığında neye dönüşür bilinmez. Ayrıca İran aynı ay içinde genel seçimleri icra edecektir. Yeni hükümetin dış politikası, şüphesiz bölgedeki uzantılarını da etkileyecektir. ABD seçimleri de bu yılın sonbahar aylarında gerçekleştirilecektir, İsrail’deki seçimlerin de üçüncü turunun bu yıl yapılması beklenmektedir. İsrail’in ‘Yüzyılın Anlaşması’ rüyasından uyanıp, sınırlarında yoğunlaşan İran uzantılarının somut tehlikelerine odaklanması beklenir. Özellikle de ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda mesele daha da ciddiyet kazanacaktır.

Yüzyılın Anlaşması uzun çatışma tarihindeki ne ilk ne de son girişimdir. Umudumuz Arapların ve Filistinlilerin bilinçli bir strateji izleyerek, barış ve savaş kararlarını alma gücünü yeniden kazanmalarına ve bağımsızlıklarına yönelik dış tehditleri bertaraf edebilmelerine yöneliktir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya