İsrail-Filistin: Uzaklaşan çözüm ve geride kalan ikilem

İsrail-Filistin: Uzaklaşan çözüm ve geride kalan ikilem

Pazartesi, 27 Ocak, 2020 - 14:00
Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar

Holokost Forumu, iki müttefik; Trump ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu adli soruşturmalar ve yargılamaların gölgesinde daha önce eşi benzeri görülmemiş sayıda dünya liderinin katılımıyla gerçekleşirken Salı günü şovenist bir biçimde İsrail siyasetinin iki önemli ismi Netanyahu ve Gantz’ın Yüzyılın Anlaşması’nın maddeleri hakkında bilgilendirileceği duyuruldu.

Bu açıklamanın yapılış biçimi, mekanı ve zamanının verdiği ilk izlenim, anlaşmanın kendisini hazırlayanlar tarafından kabul edileceği ve hayata geçirileceğine işaret ediyor. Başlangıç noktasının ilk olarak İsrail-İsrail uzlaşısı, ikinci olarak İsrail-ABD uzlaşısı temelinde olacağı , daha sonra üçüncü bir taraf hatta belki de medya aracılığıyla Filistinlilere sunulacağını gösteriyor. Filistinlilerin ise, ne görüş bildirmeleri ne de bazı değişiklikler önermeleri değil sadece anlaşmayı kabul etmeleri gerekiyor. Anlaşmayı reddetmeleri durumunda ise –ki herhalükarda böyle olacak- yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklar.

Açıklanmadan önce ve daha uzun süren hazırlık aşamasında Yüzyılın Anlaşması, müzakareye kapalı proje olarak bilindi. Diğer bir deyişle kendisi, temel taraflarından biri olması gereken Filistinlilerin kabul etmekten başka seçeneklerinin olmadığı bir çözümdü. Müzakareye açık konular ise, anlaşmanın nasıl uygulanacağı ve yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceğine ilişkin konulardır.

Anlaşmanın İsrail siyasetinin iki liderine sunulacağı tarih açıklanır açıklanmaz, Filistin siyasi sınıfı hemen anlaşmaya karşıt tutumunu tekrarladı. Anlaşmanın kendilerin ve başka taraflara resmi olarak sunulmasının ardından karşılık olarak dramatik olabilecek kararlar alabileceği imasında bulundu.

Almakla tehdit ettikleri önlemleri tahmin etmek zor. Fakat, sadece aynı pozisyonda değil ortak eylemlerde de birleşen (İsrail tarafının anlaşmayı tek taraflı olarak uygulaması, ABD tarafının da  yaptırımları yürürlüğe sokması) karşı tarafın politikalarına karşı etkinliğini garanti etmek daha da zor.

Beklenen açıklama, Filistinlilere zor ve karmaşık bir savaş dayattı. Bedeli ne olursa olsun bu savaşa girişmek zorundalar. Herhangi bir şekilde bundan kaçınmalarının bir yolu yok. Filistin davası tarihi boyunca ilk kez uzlaşı değil bir tasfiye projesi ile yüzleşiyorlar. Yine ilk kez, böyle bir tehlike ile kendi içlerinde bölünmüş bir durumdayken karşılaşıyorlar. İlk kez etraflarına baktıklarında kendilerini tamamen kuşatılmış bir adada buluyorlar. Çevrelerindeki politik coğrafya ve ittifaklar değişti. Ne yazık ki bu değişimlerin tamamı da onların aleyhine olacak biçimde gerçekleşti.

Ne yapılması gerektiği sorusuna ilk yanıt vermesi gerekenler yalnızca Filistinlilerdir. Filistin siyasi sınıfın bu konuda dış faktörlere güvenmesi halinde bu daha çok topu kendi sahasından uzaklaştırmaya çalışmak gibi olacaktır. Ne yapılacağı sorusuna yanıt vermek için öncelikle kendileriyle yüzleşmeleri,öz eleştiri yapmaları gerekiyor. İtiraf etmeleri ve vazgeçmeleri gereken ilk şey ise, Filistinli siyasi sınıfın, halkın ruh halini, Oslo anlaşmasına, ortaya çıkardığı verilere, mekanizmalara ve kalıplara bağlamakta başvurduğu abartıdır. Nitekim Filistinlilerin, siyasi süreçte olumlu bir gelişme yaşandığında manevi ve siyasi bir canlanma hissetikleri, hedefe yaklaştıkları duygusuna kapıldıkları ancak bu süreçte bir gerileme yaşandığında aynı ölçüde bir umutsuzluk ve hayalkırıklığı yaşadıkları farkedilmiştir. İşte ruh hali ile bunu kastediyoruz.

Projenin başında görülen bazı iyimser ve olumlu olgular dışında, siyasi süreçte sadece gerilemeler ve hayalkırıklıkları yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor.

İkinci olarak, Filistinli siyasi sınıfın halka sunduğu yüzeysel propaganda söyleminin düzeltilmesi ya da değiştirilmesi gerekiyor. Zira bu propaganda, söz konusu siyasi sınıfın yaptığı ve söylediği her şeyin doğru ve etkili olduğu dolayısıyla Filistin davası, haklar ve konum hakkında endişelenmeye mahal olmadığı söylemine dayanıyor. Filistin Yönetimi’nin yıkılması durumunda, İsrail’den tamamen koparak tam anlamıyla bir devlete dönüşmek gibi alternatif projeler dahil her şeyin yolunda olduğu düşüncesine dayanıyor. Söz konusu alternatif projelerden biri de, siyasi sınıfın Filistin Yönetimi’nden vazgeçmek zorunda kalması ya da İsrail’in kendisini boğmaya ve yerini almaya çalışması durumunda Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (Filistin Yönetimi’nin) en önemli alternatifi olmasıdır.

Bu düzeydeki alternatifler, etkinliklerini yalnızca tehditle değil kendisini garanti ederek sağlamalıdırlar. Filistin Yönetimi bu garantiyi, tutumunu deklare ederek değil ilk olarak Filistinlileri, daha sonra dostlarını ve müttefiklerini hatta düşmanlarını bu yönde yapılanların faydasız olduğuna ikna ederek elde edebilir. Çünkü ilerlese veya tökezlese de yönetim projesi, temelinde varlık ve süreklilik referansları ile düşman ve dostların pozisyonlarının eşgüdümlü olmasına ihtiyaç duyan uluslararası bir proje olarak kalacaktır.

Yüzyılın Anlaşması’nın bir yüzü daha var ki o da uzlaşı ya da tasfiye başlığı altında olsun Filistin sorununa bir çözüm sunmasının imkansız olduğudur. Bunun nedeni, yalnızca dünyanın tüm ülkelerinin anlaşmayı kabul etmemesi değil. Yahut hazırlık aşamasında ABD’nin güvendiği temellerden biri olsa da Arapların, Filistinlilerin anlaşmayı kabul etmeleri için bir baskı aracı olarak sürece müdahil olmak zorunda olduklarını düşünmemeleri değil. Bunlara ek olarak, 10 milyonu aşkın Filistinliye bir çözüm sunmamasıdır. Bu Filistinlilerin yarısı, devam eden ve daimi bir sömürgeciliğe dönüşmek üzere olan işgal altındaki vatan topraklarında yaşıyor. Doğal hakları inkar ediliyor ve onurları itibarsızlaştırılıyor. Siyasi kimliklerini kaybetmekten muzadaripler. Kendi vatanlarında hayatlarının hiçbir değeri yok. Malları gasp ediliyor. Diğer yarısı ise, dünyanın dört bir tarafına yayılmış bulunuyor. Onların da bir siyasi kimlikleri, insan onurunu garanti altına alan bir yapıları yok. Halklar ve ülkeler arasında, dünyada istikrarlı bir statüleri yok. Sığındıkları ülkelerin vatandaşları olsalar da sadece mülteciler. Nereye giderlerse gitsinler bu statüleri değişmiyor. Ancak ana vatan, her birinin hatta vatan toprağından uzakta doğan kuşakların bile hayali ve rüyası olmayı sürdürüyor.

Her ne kadar duygu ve şiirin vatanseverliğin ve politikanın gizli silahı olduğunu düşünenlerden olsam da bunlar duygusal ya da şiirsel sözlerden ibaret değildir. Dünyanın her yerinde bulunan ve Filistinlilerin aleyhine olan milyonlarca güç dengesine rağmen Filistin davasını koruyan gerçekten bahsetmektedir. Bu gerçek, tüm dengesiz uzlaşı projelerinin başarısız olmasını, açık ve gizli tasfiye projelerinin boşa gitmesini sağlayan tek nedendir.

Filistin davasının bir yüzyılın dörtte üçüne uzanan hayatı, tasfiye edilmesinin imkansızlığı için yeterli bir delildir. Davanın sahiplerinin hedeflerine ulaşmasına gelince, davalarını korumak ve himaye etmek için hala yapmaları gereken çok şey var. Aksi takdirde çözümsüz bir davayı ve uzaklaşan bir hedefi koruyacağız.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya