​Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor

​Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor

Pazar, 26 Ocak, 2020 - 14:45
Irak’ın başkenti Bağdat'ta Mukteda es-Sadr taraftarlarının ülkelerindeki Amerikan üslerini protesto ettikleri gösteriden bir kare (AFP)
İstanbul/Şarku’l Avsat

Manal Nahas

ABD, Barack Obama’nın başkanlık seçimlerini kazandığı 2008 yılı sonrası bir yandan Ortadoğu'dan çekilmeye diğer yandan dünyadaki tek taraflı liderlik rolünün yükünü hafifletmeye çalıştı. Çok sayıda gözlemci, Obama dönemi sona erdiğinde ABD’nin dünya düzeni konusundaki eski pozisyonuna geri döneceğini düşünüyordu. Ancak bu görüş, bir şeyi gözden kaçırmıştı.

Her yıl yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ilk kez 2007 yılında bir takım stratejik sonuçlar konusunda uyardı. Bunlardan biri de ABD’nin petrol ve kaya gazı üretimi konusunda kendi kendine yeter duruma gelmesiyle ilgiliydi. Petrol ve kaya gazı sektörü 2008 yılındaki mali krizin patlak vermesiyle, yüksek sondaj maliyeti ve kayaların parçalanmasının neden olduğu çevresel zarar nedeniyle gerileyecek gibi görünüyordu. Ancak yaşanan mali sıkıntı, petrol ve kaya gazı şirketlerinin üretim maliyetini en aza çeken yeni teknolojiler geliştirmelerine yol açtı. Böylece sektör derin bir nefes aldı. ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, ülkesine Ortadoğu'dan çekilmesi ve dizginlerini bu bölgedeki petrole en bağımlı ülkelere, yani Çin'e teslim etmesi çağrısında bulundu. Birçok gözlemci de ABD'deki izolasyonist akımın Afganistan ve Irak'taki askeri operasyonların tökezlemesinin ardından hüküm sürmeye başladığını ve Amerikalıların ülkelerinin omuzlarındaki ‘dünya’ meseleleri yükünü ihmal ettiklerini öne sürdüler.

Amerikalıların Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi uluslararası kuruluşları küçümseme eğiliminde oldukları da vurgulandı. Donald Trump yönetimi, bu tür kuruluşlara yönelik fonları keserek veya serbest ticarete kısıtlamalar getirerek ve Avrupalıları NATO'ya yaptıkları askeri katkıları artırmaya çağırarak ABD’nin dünya meseleleriyle ilgili sorumluluğunu azaltmaya çalıştı.

ABD’li eski diplomat Martin Indyk, geçtiğimiz hafta Wall Street Journal'da kaleme aldığı ‘Orta Doğu artık (müdahale sorunu) bunu hak etmiyor’ başlıklı uzun makalesinde, ülkesinin Ortadoğu’daki rolünü ele aldı. Makale, ABD’nin Ortadoğu’daki hayati öneminin azalmasıyla ilgiliydi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta düzenlenen hava saldırısıyla öldürülmesinin ardından ABD’yi bu bölgeye neyin çektiğini sorgulayan Indyk, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sona erdirme arzusu ile Ortadoğu'da yeni bir savaşın fitilini ateşleme arasında bir çelişki yarattığını belirtti. Mesela ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırılarının ardından bu tesislerin savunulmasının ABD’nin sorunu olmadığını söyledi. Ancak ardından Körfez sularındaki ABD birliklerinin sayısını artırdı.

Diğer bir örnekte ise Washington Güney Çin Denizi'ndeki 21. yüzyılın en önemli riskleriyle yüzleşmek yerine sanki yirminci yüzyılda sıkışıp, kalmış ve o dönemin zorluklarıyla karşı karşıyaymış gibi davranıyor. Washington'ın ABD birliklerini Suriye’nin kuzeyinden çektiğini duyurması, fakat hemen akabinde söz konusu bölgedeki petrol kuyularını koruyacağını açıklaması ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun her defasında ülkesinin İranlı tüm askeri unsurları Suriye'den çıkaracağını söylemesi de bu çelişkiye dair bir başka örnektir.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, ABD Başkanı Trump, seçim kampanyası sırasında ‘ABD’nin Ortadoğu’daki sonsuz savaşlarına son verme’ vaadinde bulundu. Washington, 2011 yılında ABD askerlerini Irak'tan çekti. Ancak 3 yıldan daha kısa bir süre sonra Haziran 2014'te geri çektiği askerlerin yarısını Musul'u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmak üzere yine Irak’a gönderdi. Washington, 2011 yılında Arap Baharı patlak verdiğinde hızla protestocuları desteklediğini açıklasa da onlara maddi destek sağlamayı reddetti. Daha sonra Esed rejiminin kimyasal silah kullandığını söyledi. Ancak çok geçmeden bu açıklamadan geri döndü. ABD’nin yarattığı bu çelişkiler yumağının arka planında içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşanan yapısal bir dönüşüm ortaya çıktı. ABD’nin kabul etmekte zorlandığı bu dönüşüm; artık çıkarlarının ön saflarında Ortadoğu’nun yer almıyor olmasıydı.
İki devletli çözüm, artık ABD’nin bir önceliği değil

ABD yönetimi, Ortadoğu'daki küçük petrol çıkarları nedeniyle İsrail'in güvenliğine öncelik vermişti. Fakat İsrail’in artık bir beka sorunuyla karşı karşıya olmaması ve kendini ABD’nin doğrudan müdahalesinden kurtaracak savunma yetenekleri elde etmesi, bu önceliği geri plana itti. Bunun nedeni, ABD’nin askeri yardımlarla ilgili cömertliğinin yanı sıra son yıllarda Mısır ve Ürdün ile yapılan barış antlaşmalarıyla sonuçlanan diplomasisi ve Suriye ve Irak devletlerinin dağılmasıydı. İki devletli çözümün artık ABD’nin önceliklerinden biri olmadığına inanan eski diplomat Indyk, bu yüzden İsrail'i eğer demokrasi ve Yahudi kimliğini korumak istiyorsa bu çözüme bir öncelik vermeye çağırdı.

Ancak ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün arka planı sadece stratejik çıkarlar değildi. ABD’nin bölgeyi kaderine terk edip etmeme konusunda kararsız kaldığı bir dönemde, ister düşman ister müttefik olsun bölgedeki tüm ülkeler buna uyum sağladılar. ‘Ortadoğu’da olanlar, Ortadoğu’yla sınırlı kalmaz’. Ne var ki bunun en acı kanıtı, 11 Eylül saldırıları oldu. Indyk, bugün diplomasinin İran tehdidiyle karşı karşıya kalan Washington’ın bir silahı olduğunu düşünüyor. İran ekonomisinin ABD yaptırımlarıyla aldığı ölümcül darbenin ardından Washington, yeni bir nükleer anlaşmayı müzakere edebileceği ve İran'ın bölgedeki nüfuzunu kısıtlayabileceği bir ‘kart’ elde etti. ABD'nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Indyk, ABD yönetimini Ortadoğu'da daha gerçekçi bir strateji uygulamaya, İran'ı Suriye'den çıkarmaya, İran rejimini devirmek ve Filistin-İsrail çatışmasını çözmek gibi büyük hedeflerden vazgeçmeye çağırdı.
Post Amerikan nedir?

Post Amerikan Dünya Ortadoğu’da şekilleniyor. ABD’nin eski başkanlarından Richard Nixon döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’a göre ABD’nin Ortadoğu’daki rolünün azalmasının en belirgin işareti, Rusya’nın Eylül 2015'teki Suriye'ye yönelik askeri müdahalesi oldu. Rusya’nın Suriye müdahalesi, Şii İran'ın çıkarlarını koruyor gibi görünse de aslında Rusya'nın güney sınırlarını korumaya yönelik klasik bir adımdı.

Öte yandan AB, bugün uluslararası rolünü güçlendirmeyi hedefliyor. Bunun için ise şu adımları takip ediyor;

1- Akdeniz’deki deniz seyrüsefer hareketlerinin takibi ve Libya’da çatışan taraflar arasındaki şiddetin yayılmasını önlemek amacıyla Sophia deniz misyonunun yeniden faaliyete geçirilmesi planlanıyor.

2 -  Almanya, Belçika, Danimarka, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve Portekiz, Fransa’nın ticaret ve enerji kaynakları konusunda önemli bir konuma sahip Hürmüz Boğazı'ndaki deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamayı amaçlayan girişimini destekliyorlar. Bununla birlikte Avrupalılar, Kıbrıs Adası kara sularında yapılan petrol ve doğalgaz arama çalışmaları nedeniyle Türk şirketlerine ve Türk yetkililerine yaptırım uygulamaya hazırlanıyorlar. Bu yaptırımların Şubat ayında onaylanması bekleniyor. İran dosyasında ise Avrupalılar, Tahran'ın nükleer programını yeniden başlatmasını ve nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihlal etmesini protesto etmek için nükleer anlaşmadaki İhtilaf Çözüm Mekanizması’nı aktif edeceklerini duyurarak İranlı yetkililere bir mesaj gönderdiler.

Fransa'nın eski Şam Büyükelçisi Michel Duclos, Les Echos gazetesine verdiği röportajda, ABD'nin artık ‘dünya polisi’ rolünü oynamayacağını, Avrupalıların ise iklim değişikliği, uluslararası ticaret ve terörle mücadele gibi konularda çok kutuplu işbirliğine dönmeyi umduklarını ve Çin'e karşı ABD ile güçlerini birleştirmek istediklerini söyledi.

Bugün Rusya, Türkiye ve AB arasında ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da bıraktığı boşluğu doldurmak için adeta bir yarış yaşanıyor gibi görünüyor. Ancak AB, halen Moskova ve Ankara gibi özel askeri güçlere (Rus paralı asker grubu Wagner ve Suriyeli savaşçılar gibi yabancı sadık güçler) başvurmayıp diplomatik yoldan gitmeye devam ediyor.
*Bu çeviri Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Editörün Seçimi

Multimedya