Lübnan'da günümüzü 1998-2005 döneminden ayıranlar

Lübnan'da günümüzü 1998-2005 döneminden ayıranlar

Pazar, 26 Ocak, 2020 - 12:00
Hasan Diyab’ın hükümetinde görev alacak yeni bakanlar hakkında bilgiler sızmaya başlar başlamaz, bir kadın arkadaşımız Facebook’ta alaylı bir soru sorarak şu yorumu paylaşmıştı:

“Eski hükümetin geri dönmesini istesek ayıp mı?” Bu soruyu daha da acı kılan, eski hükümetin devrimin devirdiği bir hükümet olması ve yine devrimin ilk büyük başarısı sayılmasıdır. Ancak, bu hükümeti ne geri getirmek ne de talep etmek artık mümkün değil!

Tabi ki bu, yalnızca söz konusu iki kötü olasılığa mahkum olduğumuz anlamına gelmiyor. Mevcut siyasi yapının artık daha iyisini sunamayacağını gösteriyor. Çünkü heybesi tamamen boşaldı. Yine de ulusal kurtuluş aracı olarak sunulan mevcut hükümetin kötünün kötüsü olduğu da bir gerçek.

Zira bazı yeni bakanlarına atfedilen sıfatların listesi şöyle:

Sahil şeridindeki kamusal alanları gasp etmek,

Tarihi eser kaçaklığı,

Bankacılık sektörünü elinde tutmak,

Akaryakıt kaçakçılığı,

Liyakatsizlik, uzmanlık alanı dışında pozisyonlara getirilmek...

Yeni hükümetin tek olumlu yanı, bakanlıklardan altısının kadınların görevlendirilmesi. Ne var ki diğerleri gibi bu kadın bakanların da sahip oldukları bazı özellikler, bu olumluluğu hükümetin yanı sıra büyük halk talepleri açısından bir olumsuzluğa dönüştürdü.

Siyasi olarak, her şeyden önemlisi bu hükümetin bir 8 Mart İttifakı hükümeti olmasıdır. Hizbullah hükümeti olarak tanımlanmasıdır.

Nitekim yeni Hükümetin, Hizbullah’ın Kasım Süleymani’nin öldürülmesine karşı vermeyi seçtiği cevabın siyasi formülü olduğu söylendi. Ayrıca fiili olarak hükümetin mühendisliğini eski Dışişleri Bakanı Cibran Basil, milletvekili ve eski Kamu Güvenliği Genel Müdürü Cemil es-Seyyid’in yaptığı da konuşuldu. Nitekim yeni İçişleri Bakanı, Cemil es-Seyyid’e oldukça yakın bir isim. Dolayısıyla yeni hükümetin, Emil Lahud döneminde Refik Hariri’ye karşı kurulan hükümetlerle benzerlik gösterdiğini– ki birçok kişi bu sonuca ulaşmış bulunuyor- söyleyebiliriz.

Devam etmeden önce, 8 Mart İttifakı’nın kendisinin sayılan bu hükümetin yapısına kolayca ulaşamadığına da dikkat çekmeliyiz. Hükümet kurulana kadar, devrimin kendisini reddettiği kota sistemi ve paylaşıma ilişkin karmaşık ve çok yönlü bir mücadele yaşandı.

Bu noktada, 1998-2005 dönemi ile günümüz arasında önemli bir fark gözümüze çarpıyor: O da küçük takipçilerin çelişkilerini ve emellerini dizginleyen liderlik otoritesinin zayıflamasıdır. Bu zayıflık küçük farkları genişletti, paylara ayırdı ve geçmişte kendisine ait olmayan taraflara verdi.

İşte söz konusu bazı değişikliklerin listesi:

İlk olarak, “Direniş Ekseninin” Tahran’daki yüksek komutası bu dönemde güçlü ve zengindi. Şimdi ise böyle değil. İkincisi, aynı şey 2005 yılı öncesine kadar doğrudan Beyrut’ta bulunan Şam’daki ikinci yüksek komuta için de söylenebilir.

Günümüzde bu komuta, daha sona ermeyen savaşını sona erdirmek için sayısız bölgesel ve küresel güçten yardım istiyor.

Üçüncüsü, bu dönemde söz konusu iki üst komuta diğer bölgesel güçlerle bir nevi uyum içerisindeydi. Bu göreceli uyum, diğerleri tarafından nüfuzunun kabul edilmesini sağlamıştı.

Bugün bu durum tersine döndü ve İran nüfuzunun Lübnan’dan (ve Irak’tan) çıkarılması geniş tabanlı bir talep haline geldi.

Dördüncüsü, Hizbullah hala çok güçlü ama maddi açıdan geçmişte olduğundan daha fakir. Bunun yanı sıra, kendi dini grubu içindeki bazı gruplarla ve halkı ile girdiği açık mücadeledeki fiziksel zindelik ve gücü diğer mücadelelere göre daha zayıf. Bu mücadele onun için daha rahatsız edici.

Beşincisi, cumhurbaşkanlığı makamı bile geçmişte olduğundan daha farklı. Halk ve Hristiyanlar arasında popülerliği Mişel Avn’dan daha düşük olan Emil Lahud döneminde dahi büyük kardeşe yetki verme ve ona bağlılık tam ve mutlaktı. Mişel Avn ile de bu ikisi cepte ve hala geçerli. Fakat, Avn’a duyulan güven kendinden önceki cumhurbaşkanlarına duyulan güvenden daha az. Bunun nedeni tabanının yanı sıra siyasi oluşumu ve geçmişidir. Avn’ın uygun koşulların mevcut olması halinde yan çizip çizmeyeceği, anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı direniş ekseni için hala şüphe konusu. Bu varsayımın şu ana kadar bir teoriden ibaret olduğu doğru ama direniş ekseni bu tür varsayımlardan hoşlanmaz.

Son olarak, başbakanlık makamının yaşadığı değişiklere gelince: Başbakanlığın Amr Karami, Selim Hoss dönemlerinde bir nevi geleneksel bir örtüsü ve buna ek olarak Hoss’un tartışmasız dürüstlüğü vardı.

Hasan Diyab ile bir sıfırdan yaratma süreci benzeri bir şey yaşanıyor. Diyab’ın müttefikleri, kendilerinin dahi çok sahip olmadıkları nitelik ve anlamlarla kendisine yardım etmek zorundalar.

Genel olarak, bugün Lübnan’ı yöneten 8 Mart Koalisyonu olabilir ama bunu zor koşullarda yapmak zorunda kalacak. Çünkü halk devrimi ve talepleri onun çaresizlik duygularını artıracak. Yine uluslararası toplum, beklendiği gibi ondan yüz çevirirse çaresizliği daha da çoğalacak. Muhtemel finansal ve ekonomik sonuçlar felaketi olacak.

Dolayısıyla bugün biz, 8 Mart İttifakı ile hem iktidarda hem de 14 Mart İttifakı ile muhalefette bir çürümüşlük ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu çürümüşlüğün “programı” ise, bir çıkış bulmak için aynı yerde dolanıp durmaktır. Buna bir de içinde bulunulan siyasi çaresizliği örtmek için başvurulan artan baskı eşlik eder.

1998-2005 dönemi büyük bir bölünmeyi ortaya çıkaran büyük bir cinayet ile sona erdi.

Bugün de bize rol model olarak Kuzey Kore’yi seçen ve ondan ilham alan birisinin çıkması uzak bir olasılık değildir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya