ABD'nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook, Şarku'l Avsat'a konuştu: Aynı yoldan yürürse Kaani'nin sonu da Süleymani gibi olacak

ABD'nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook, Şarku'l Avsat'a konuştu: Aynı yoldan yürürse Kaani'nin sonu da Süleymani gibi olacak

Perşembe, 23 Ocak, 2020 - 11:45
ABD'nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook (Reuters)
Davos/Şarku'l Avsat

Necla Habriri

Şarku’l Avsat, Davos’un kalabalık koridorlarından birinde, ABD Başkanı Donald Trump’a ve Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılacak olan heyete eşlik eden ABD İran Özel Temsilcisi Brian Hook ile tanıştı. WEF’te Ortadoğu’daki yükseliş hakkında oturumlar düzenlenirken Hook ise İran halkı ve rejimine birer mesaj gönderdi. ABD’nin İran’daki “cesur” protestoculara destek vermeye devam edeceğini belirten Hook, diğer yandan Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü yeni komutanı İsmail Kaani’yi tehdit etti. Öyle ki Hook, Kaani’nin Amerikalıları öldüren selefi Kasım Süleymani’nin izinden gittiği taktirde onunla aynı kaderi paylaşacağını ifade etti. 

Hook, İran ile bundan sonra yapılacak olan herhangi bir anlaşmanın dört temele dayanacağını açıkladı: Tahran’ın uranyum zenginleştirmesini önlemek, balistik füze denemelerine bir son vermek, bölgesel vekillerini finanse edip silahla donatmasını durdurmak ve rehin alma politikasını sonlandırmak.

Güvenlik Konseyi’ni Suudi Arabistan’ın Abkayk (Abqaiq) ve Hurays'taki (Khurais) petrol tesislerine yönelik Eylül ayında düzenlenen saldırıları kınamaya çağıran Hook, saldırıda İran’ın parmağı olduğuna dair gerçek ve kanıtların yakında sunulacağını ifade etti. Aynı zamanda ABD’nin İran ilişkilerinde benimsediği azami baskı politikasının “fark yarattığını”, rejim ve ajanlarının saldırı başlatma yeteneğini aksattığını vurguladı.
Şarku’l Avsat'ın Hook ile gerçekleştirdiği röportajın tam metni şu şekilde:
- ABD’nin azami baskı kampanyasına katılmayı reddeden Avrupa üçlüsü (İngiltere, Fransa ve Almanya), “İhtilaf Çözüm Mekanizması’nı” etkinleştirdi. Aslında bu mekanizma da bu baskı çerçevesine dâhil değil mi?

Avrupa üçlüsünün (İngiltere, Fransa ve Almanya), “İhtilaf Çözüm Mekanizması” kararını memnuniyetle karşıladık. Zirâ İran rejimi nükleer anlaşmayı birden çok kez ihlal edince bu anlaşmaya dair korunacak pek bir şey kalmamıştı. İngiltere Başbakanı Boris Johnson ise nükleer anlaşmayı “Trump anlaşması” ile değiştirmek istedi. Biz de İran'ın nükleer silah edinmesini önlemede bunun nükleer anlaşmadan daha iyi bir yol olduğuna inanıyoruz.

Nükleer anlaşmadan çıkmak, İran'ın nükleer silah edinmemesini sağlamak konusunda taraf ülkeleri bir güç konumuna koyuyor. Ayrıca bu ülkelerin tehditlere karşı bizimki gibi kapsamlı bir yaklaşım benimsemelerini sağlıyor. Bu tehditler ise nükleer ve füze programları, bölgesel düşmanlık, yayılmacı politika ve rehin almak. Ancak kapsamlı bir yaklaşım benimsersek Ortadoğu'da fark yaratabiliriz. Zaten nükleer anlaşma konusundaki en büyük hata, anlaşmanın dar yaklaşımıydı.
-ABD operasyonuyla Süleymani tasfiyesinin ardından çıkan haberler, Avrupa'nın ilk tepkisinin Washington’u hayal kırıklığı uğrattığını gösterdi. Bu ne kadar doğru? Peki desteğinizi reddetmeleri halinde Avrupalıları gümrük vergileri uygulamakla tehdit ettiniz mi?

Avrupalılarla ikili görüşmeler hakkında yorum yapmayacağım. Ancak ABD diplomatları ve askerlerini Süleymani’nin yakın zaman için planladığı geniş bir saldırıdan korumak için yaptığımız savunma hamleleri konusunda kapsamlı bir destek elde ettik. Dünyanın en tehlikeli teröristini savaş alanından uzak tuttuk. Bunun sonucu olarak bölge artık daha güvenli olacak. Bölgedeki İran vekillerini âdeta bir mıknatıs gibi toplayan Süleymani’nin ölmesi, İran rejiminin dolduramayacağı bir boşluk oluşturacak.
-Nükleer anlaşma beşinci yılına giriyor, yani İran'ın silah ihracatı yasağı Ekim 2020'de kaldırılabilir. Bunu önlemek için Güvenlik Konseyi'nde harekete geçilecek mi?

Aslında bu müşterek bir sorun. Terörizm destekçiliğinin başını çeken ülke, dokuz ay içinde Birleşmiş Milletler’in (BM) silah yasağının kaldırılması fırsatını elde edecek. Bu, ancak nükleer anlaşmanın çökmesi ya da Güvenlik Konseyi'nin bu yasağı yenileyecek bir karar almasıyla önlenebilir. Önce hangisinin gerçekleşeceğini kestirmek zor, ancak Güvenlik Konseyi’nin Ekim ayından önce hareket etmesi gerekiyor.

Bu sorunu bir yıldan fazla bir süre önce dile getirmiştik. Zirâ bu anlaşmanın imzalanmasının beşinci yılında BM silah ambargosunun kaldırılacak olması, nükleer anlaşmanın en belirgin eksiklerinden. Bunun iyi bir fikir olduğu kimin aklına gelmiş bilmiyorum… Belki de, bu süre zarfında ılımlıların iktidara geleceği düşünüldü. Ancak bu çok saçma çünkü İran rejimi zaten kendi içinde ılımlı değil. Asıl sorumlu Yüksek Lider; bu yüzden ona böyle diyorlar. Zirâ asıl ılımlı olmayan bu kişi ve kararları veren de o. Dolayısıyla, İran rejimini eylemlerine değerlendiriyoruz; Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in sözlerine göre değil.
-Adını Boris Johnson’un verdiği “Trump anlaşmasını” zikrettiniz. Bize biraz bu anlaşmanın içeriğinden bahseder misiniz?

“Trump anlaşması”, uranyum zenginleştirmesini önleyerek İran'ın nükleer silah elde edememesini garantiliyor. Önceki nükleer anlaşma da buna bağlıydı, ancak anlaşmanın bir diğer eksikliği de, İran'ı uranyum zenginleştirmekten men edecek çalışmaların oybirliğiyle onaylanan BM kararının çalışmasını sonlandırmasıydı.

Enerji amacıyla barışçıl nükleer programa sahip olan ülkelerin yarısından fazlası, zenginleştirmeye başvurmuyor. Birleşik Arap Emirlikleri bunun iyi bir örneği. İran’da dikkate alınması gereken nokta da tam olarak burası.

Yeni anlaşma, nükleer anlaşma imzalanmadan önce uluslararası olarak yasaklanmış olan balistik füze testlerinin önlenmesini de içermelidir.

Aynı zamanda İran, bölgedeki terör vekillerini finanse etmeyi ve onlara füze desteği sağlamayı durdurmayı taahhüt etmelidir. Tüm bunlara ek olarak, rejimin 40 yıldır benimsediği rehin alma politikasına da bir son vermesi gerekiyor.
-İran Kudüs Gücü’nün başına Süleymani’nin ardından Kaani’yi getirdi. Kaani hakkındaki düşünceleriniz neler? Sizce selefinden farklı bir strateji benimseyecek mi ya da ondan gelecek bir tehdit sezdiniz mi?

Şayet Kaani de Amerikalıları öldürme yolunda bir strateji izlerse o da aynı sonu yaşayacak. Başkan Trump, ABD vatandaşları ya da varlıklarına bir zarar geldiği taktirde sağlam bir yanıtla karşılık verileceğini yıllardır söylüyor. Zaten buna hepimiz şahit olduk. Bu yüzden bunlar yeni tehditler değil.

İran rejiminin ABD’ye saldırıp öylece kaçamayacağını artık anladığı düşüncesindeyim. ABD vatandaşları ya da varlıklarına yönelik bölgede gerçekleştirilen herhangi bir saldırıdan rejimi ve vekillerini sorumlu tutacağız.
-Bu yalnızca ABD’nin varlıkları için mi geçerli? Peki bölgedeki müttefikler ne olacak?

Hayır, daha önce de bahsettiğimiz gibi müttefiklerimizle yakın temas içerisindeyiz. Yani yalnızca ABD varlıkları için geçerli değil.
- Abkayk (Abqaiq) ve Hurays'taki (Khurais) petrol tesislerine yönelik saldırı konusunda yeni bir şeyler var mı? Sonuçların yakın zamanda açıklanmasını beklemeli miyiz?

Güvenlik Konseyi’nin oynaması gereken rol, Suudi egemenliğini ihlal ettiği için İran'ı kınamak. Zirâ İran rejiminin Suudi Arabistan’a karşı 14 Eylül'deki bu saldırısının herhangi bir gerekçesi yoktu. Bu konudaki çalışmalarımız sürüyor. Suudi Arabistan'ın soruşturmayı ve tesisleri incelemeyi tamamlamaya yakın olduğunu düşünüyorum. Biz de böylece saldırı hakkındaki gerçek ve kanıtlarını sunabiliriz.
-İran’ın davranışlarını değiştirmek konusundaki azami baskı kampanyası ve diplomatik girişimler yetersiz kaldığında bir diğer seçeneğiniz rejimin değişmesi mi?

Saldırıları finanse etmek için ihtiyacı olan kaynakları engelleyerek rejimin davranışlarını biraz değiştirdik. Aynı zamanda bölgedeki kuvvetlerimizi ve istihbaratımızı güçlendirerek, vekillerinin düzenleyeceği saldırıların çoğunu engelledik. Hürmüz Boğazı sularında devriye gezen uluslararası bir deniz kuvvetlerimiz de var.

Tüm bunlar elbette ki İran'ın saldırı yeteneğini yok ettiğimiz anlamına gelmiyor, ancak yeni politikamızın fark yarattığı ortada. İran rejim, 40 yıllık tarihi boyunca finansal anlamda boyunca hiç bu kadar zayıf olmamış, hiç bu kadar iç siyasi baskı altında kalmamıştı. Bunlar ABD Başkanı’nın İran’a yönelik politikalarının bir sonucu.  
-ABD İranlı protestoculara destek verdiğini dile getiriyor. Peki sizce protestocular bu desteği memnuniyetle karşılıyor mu?

Evet memnuniyetle karşıladıklarını biliyoruz. Trump’ın Twitter’daki Farsça açıklaması, rekor beğeni elde etti.

Geçtiğimiz Kasım ayında düzenlenen protestolara baktığımızda; “Amerika’ya ölüm” yazılı bayrakları yırtan cesur İranlı kadınları, Yüksek Lider’in ve Kasım Süleymani’nin fotoğraflarını yakan cesur protestocuları görüyoruz. Uluslararası medyanın İran halkının gerçek inançlarını nakletmek konusunda iyi iş çıkarmadığını düşünüyorum. Zirâ İranlılar bu rejimden nefret ediyor; ABD’yi ise seviyor. İran ve ABD’yi ortak olarak görmek istiyorlar. Aslında İran ve ABD halkları çok şey paylaşıyordu, ancak bu rejim bizi 40 yıldır ayrı tutuyor.

Dünya ülkeleri, İranlıların yanında durmak için gereken çabayı sarf etmiyor. Aslında rejimden en çok acı çeken de onlar. Biz İran halkını desteklemeye devam edeceğiz ve peşimizden gelen daha fazla ülke görmek istiyoruz.
-Peki İran’da düşürülen Ukrayna uçağı hakkında Kanada, Ukrayna ve diğerleriyle işbirliğinde bulunuyor musunuz?

Başka bir ülkeye roket attığının ortaya çıktığı bir dönemde rejimin ticari havaalanını kapatma konusundaki isteksizliği her türlü yoruma meydan okuyor. Rejim, protestocular arasındaki veya Ukrayna uçağındaki birçok masumun canına kıydı. İran Yüksek Lideri’nin artık halkı için daha iyi kararlar almasını bekliyoruz.

ABD Hazine Bakanlığı, kaza soruşturmasında yardımcı olmak isteyenleri desteklemek için, İran’a uyguladığı yaptırımlarda istisnalar verdi. Daha önceden de kriz dönemlerinde İran halkına yardım etmiştik, şimdi ise rejimin bu konudaki onayını bekliyoruz.


Editörün Seçimi

Multimedya