Lübnan diplomasisi için bir Süpermen aranıyor

Lübnan diplomasisi için bir Süpermen aranıyor

Pazartesi, 20 Ocak, 2020 - 11:45

İki aydan uzun süren bir doğum sürecinden sonra yeni Lübnan hükümetinin oluşumunun kısa bir süre içinde deklare edilmesi bekleniyor. Ülkeyi yaşadığı istisnai durumdan kurtarmak için bütün umutlar ona bağlanmış durumda. Ülkenin karşı karşıya olduğu tehlike; birçok krizin iç içe geçtiği varoluşsal bir tehlikedir. Bu krizler ise yönetim, ekonomi, farklı siyasi güçler arasındaki iç çekişmeler, gergin bölgesel durumun Lübnan’a etkileri ve kendisi ile büyük bir krize dönüşmesi arasındaki çizginin iyice inceldiği halk hareketidir.

Beklenen hükümetin oluşumuna ilişkin eldeki bilgileri değerlendirdiğimizde, bakan seçilecek kişilerin arkasına gizlenmiş siyasi elitlerin yöneteceği ‘sembolik’ bir hükümet olacağını doğruladı. Bir kara mizah gibi, yönetimin aynı geleneksel kota sistemini benimsemeyi sürdürdüğünü, yerel ve uluslararası toplumu kandırmaya çalışma numarasını yine yapmaya çalıştığını kanıtladı. Bu numara artık herkes için bilindik olsa da sihirbazın kendisi insanların zekasını hafife alıyor ve hala süper kandırma yeteneğine sahip olduğunu sanıyor.

Bu hükümet kurulursa, hiç kimseden gizleyemeyeceği kadar açık bir biçimde tek bir siyasi renge sahip olacak. Tartışmasız İran-Suriye ekseninin söylemlerini benimseyecek bir hükümet olacak. Peki böyle bir hükümet, ilk olarak halk hareketinin talep ettiği gibi nasıl bağımsız olacak, ikincisi Arap ve Batı dünyasına karşı açıkça savaş açmış bir tarafın yanında yer alarak ülkeyi nasıl kurtaracak? Hizbullah Genel Sekreteri, lideri olduğu hareket ve bağlı olduğu eksenin bundan sonra, ABD’nin bölgedeki varlığını kökünden söküp atmak için savaşacağını deklare ederken nasıl başarılı olacak? Hizbullah’ın, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleriyle ilişkileri belirleyen siyasi kararı elinde tutmasının olumsuz yansımalarının gölgesinde yeni hükümet  nasıl başarılı olabilir?

Doğrusu, Lübnan’daki iç sorunları bütün kötülükleri ile bir kenara bırakırsak ülkenin bölgesel ve küresel olarak karşı karşıya olduğu durumun ve yeni hükümetin başa çıkmak zorunda kalacağı sorunların çok daha kötü olduğunu görürüz.

Bölgesel düzeyde hükümetin karşı karşıya kalacağı ilk sınav, Lübnan-Suriye ilişkileri olacaktır. Bilindiği gibi Suriye’deki yıkıcı savaş daha sona ermedi. Halihazırda İdlip’te yaşananlar da bunun son örneğidir. Yeni hükümet, Rusya örsü ile İran çekici arasında sıkışan Suriye rejimi ile nasıl bir ilişki kuracak? Saygınlığını ve heybetini kaybetmiş, halkına karşı işlediği ve işlemeyi sürdürdüğü tüm vahşice uygulamalarından sonra iç meşruiyetini, Arap ve Batı ülkeleri ile uluslararası toplum nezdinde dış meşruiyetini kaybetmiş rejime karşı nasıl bir tutum benimseyecek? Hizbullah’ın askeri varlığının devam ettiği, şimdi geri çekilse bile yaptıklarının Suriye halkının vicdanında kara bir leke olarak kalmayı sürdüreceği gerçeği ışığında Suriye’ye karşı nasıl bir politika benimseyecek? Hizbullah’ın iki ülke arasındaki sınırları açması ve bunun güvenlik, politik ve ekonomik etkileri sorunu ile nasıl başa çıkacak? Suriye rejiminin ancak kendi şartlarına göre dönmelerine olanak tanımakta direttiği Suriyeli sığınmacılara karşı tutumu ne olacak? Suriye rejiminin bunda diretmesi, Lübnan’ı sığınmacı ve göçmenlerin gönüllü olarak ve güvenlikleri sağlandıktan sonra ülkelerine dönmeleri gerektiğinde ısrar eden uluslararası toplum ile yüz yüze getiriyor.

Bütün bu soruları tek bir soruda özetleyebiliriz: Yeni hükümet Suriye rejimi ile ilişkileri normalleştirecek mi? En muhtemel yanıt bunu yapacağıdır. Eski hükümette Esed rejimine karşı olan Lübnanlı tarafların varlığı dahi Hizbullah ve müttefiklerini, bu rejim ile ilişkilerin normalleştirmesi gerektiği çağrılarında bulunmaktan alıkoyamamıştı. Dışişleri Bakanı Basil’i, Suriye’yi Arap Ligi’nden kovmaya yönelik Arap oybirliğine karşı çıkmasını engelleyememişti. Peki hükümet tamamıyla onlara ait, hükümetin destekçileri ülke sınır ve çıkarlarının ötesine uzanan bir ajandaya sahipken onları kim engelleyecek?

Hükümetin ikinci sınavı, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ilişkileridir. Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların sayısı, bu ülkelerin şimdiye kadar Lübnan’a sundukları yardımlar ve kriz zamanlarında verdikleri destekler göz önüne alındığında Lübnan ve Körfez ilişkilerinin önemini vurgulamaya gerek yoktur. Aynı şekilde Lübnan ve Körfez ilişkilerindeki gerilimin temel nedeninin Hizbullah ve Lübnan’ın resmi tutumunun da kendisiyle benzer olması olduğunu hatırlatmaya da gerek yoktur. Bu bağlamda, Lübnan’ın Körfez ülkelerine karşı düşmanca tavrını Suudi Arabistan-İran çekişmesi ve Hizbullah’ın ülkeyi Mollalar rejiminin yörüngesine çekmekte başarılı olması çerçevesinde ele alabiliriz. Peki, yeni hükümet ile ne değişecek?

Üçüncü sınavı; Irak ile ilişkilerdir. İran’ın ülkenin iç işlerine müdahalesine karşı çıkan büyük halk hareketi gölgesinde olan, açıkça İran ile ABD arasındaki savaşın sahasına dönüşen Irak’ın yaşadığı gelişmelere karşı benimseyeceği tutumdur. Bölgedeki genişlemeci politikaları açısından İran için Irak’ı kontrol etmek önemli bir stratejik kazanımdır. Körfez ülkelerinin istikrarını sarsmak için bir üs ve Lübnan’daki Hizbullah gibi Suriye’de bulunan askeri güçleri için temel bir lojistik ve destek hattı olduğu, ABD yaptırımlarını delmesini sağladığı için İran açısından Irak’ı kontrol etmek büyük önem arzediyor. Halihazırda İran’ı en çok korkutan şey, devletin kılcal damarlarına sızmış siyasi seçkinler ve kendisine bağlı silahlı gruplar aracılığıyla Irak’ı kontrol etmesine karşı çıkan Irak halk  hereketidir. Lübnanlılar olarak bizleri en çok ilgilendiren ise, Hizbullah’ın bir başka Arap toplumuna yönelik baskı ve sindirme çabalarına katılıp katılmayacağıdır. Bunun nedeni, Hizbullah’ın Irak sorumlusu Muhammed el-Kevserani’nin isminin Tahran ve milis güçlerinin Irak halk hareketini bastırma çabalarıyla birlikte anılmasıdır. Hizbullah’ın çevresi bu yeni bedeli ödemeye hazır mı? Böyle bir şey gerçekleşirse yeni hükümet, nasıl bir pozisyon benimseyecek? Lübnan’ın bölgesel sorunlardan uzak durduğu saçmalığına eklenecek başka bir saçmalıkla mı karşımıza çıkacak?

Uluslararası düzeyde; yeni hükümet, İran ile aralarındaki gerilimin yükselmesine paralel olarak ABD ve Batılı ülkelerle ilişkilerdeki gerilim oranının yükselmesine nasıl bir çözüm bulacak? Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın, bögedeki ABD varlığına savaş ilan etmesiyle nasıl başa çıkacak? İngiltere’nin, bütün kanatları ile Hizbullah’ı terör örgütü listesine dahil etmesi, Alman parlamentosuna Hizbullah’ın ülkedeki tüm faaliyetlerini yasaklama önerisinin sunulmasına karşı ne yapacak? İngiltere, Fransa ve Almanya’nın nükleer anlaşmadaki uyuşmazlıkların çözümü mekanizmasını işletme kararı alması ve İran’a karşı ABD’nin yanında yer almalarına karşı ne gibi adımlar atacak? Bunların yanısıra, Hizbullah’ın silahı, savaş ve barış kararı, Lübnan’ın bölgedeki petrol ve doğalgaz çatışması kapsamında haklarının savunulması gibi birçok sorun da var.

Yukarıda sorduğumuz soruların tamamı, ülkenin dış politikası çerçevesinde yer alıyor. Ancak, bu soruların yanıtı, kesinlikle başta ekonomik ve finansal ikilem olmak üzere iç sorunların çözümüne dayanıyor. Lübnan’ın kendisine yardımcı olabilecek tüm bölgesel ve küresel taraflara düşmanlık ederek bu ikilemin içinden çıkması mümkün değil. Hizbullah’ın ülkenin iç ve dış kararları üzerindeki kontrolünün ışığında yeni Lübnan diplomasisi, ülkeyi eksenler politikasından kurtaracak cesaret ve güce sahip midir? Bölgesel sorunlardan uzak durma saçmalığını bir kenara itip kendisine olumlu tarihsel tarafsızlığını yeniden kazandıracak diplomasinin temelini atma cesaretine sahip olacak mı? Lübnan’ı dengeye dayanan köklü geleneğinden uzaklaştıran yeni kışkırtıcı metotu sona erdirecek mi?  Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve İran ile ilgili küresel krizin şiddetlenmesinden sonraki dönemde Lübnan’ı uluslararası izole edilmekten koruyabilecek mi? Hükümetin başkanı, diplomasi çöküşe geçmeden önceki büyük siyasetçilerin ve diplomatların yolunu takip edecek mi?  Hayreddin el-Ahdab, Selim Nakla, Hamid Frenciye, Yusuf Salim, Philippe Takla, Halil Ebu Hamad, Fuad  Butros, Fuad Ammun, Gassan Tuveyni’yi örnek alacak m?

Yeni hükümette dışişleri bakanlığı görevini üstlenecek olan şahsın Allah yardımcısı olsun. Çünkü sıradan bir insandan çok Süpermen’e yakın süper güç ve yeteneklere sahip olması gerekiyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya