Lübnan’da 'liderlik' yoluna dair

Lübnan’da 'liderlik' yoluna dair

Pazar, 19 Ocak, 2020 - 08:00

50’li yıllarda takipçiler, kutlama ve özellikle de seçim dönemlerindeki mitinglerde kullanılmak üzere liderleri için özel sloganlar üretirlerdi. Çoğu imzalı ve kafiyeli olan sloganlar, erkeklik ve cesaret dolu olurdu. Örneğin Akkar ailelerinden lider Süleyman el-Ali’nin takipçileri şu sloganı kullanırlardı: “Süleyman Bey merak etme, adamların kan içer!”

Güney Lübnanlı lider Ahmed el-Es’ad örneğinde durum daha da kötüydü. Takipçileri kendisini büyük bir boğaya kendilerini de kuyruğunu sağa ya da sola salladığında ezdiği sineklere benzetmişlerdi. İki Yıl Savaşı’ndan (Lübnan iç savaşının ilk yıllarına verilen ad) birkaç ay önce El-Muhtara köyündeki konağında Dürzi lider Kemal Canbolat ve destekçileri arasındaki ilişkiye ise bizzat tanık olmuştum. O gün şaşkınlığa düşmüştüm. İlerici Sosyalist Parti (İSP) liderinin kibirli ve onları aşağılayan tavrını, destekçileri tam bir itaat ve sadakatle karşılıyorlardı. Elini sıkmak için safları geçiyorlar o da onlara soğukça ve tiksinti dolu bir bakışla umarsızca elini uzatıyordu.

el-Muhtara’da “Efendisi” Canbolat herkesin dilinde O’nun lakabı “Gökyüzünü Ayakta Tutan’ın Oğlu”ydu. Ancak, lider Ahmed el-Es’ad'ın oğlu Kamil el-Es’ad’ın kibri, gökyüzüne kadar yükselemeyip yeryüzünde kalmıştı. Onun kibri ancak yüksek bir yerden küstahça köylülere en ince ayrıntılarda bile karışmasına yetiyordu.

Bu tür liderler daha çok merkezden uzak ve kırsal olan Güney Lübnan, Bekaa ve Akkar’da veya güneydeki eş-Şuf ve kuzeydeki Zagrata gibi dağlık bölgelerde varlık gösterirlerdi. Kapitalist ilişkiler henüz bu bölgelere nüfuz etmemiş, çekirdek aile büyük ailelerin yerini almayı daha başaramamıştı. Liderler, başta çocuklarının devlet dairelerine ve orduya girmelerini sağlamak olmak üzere destekçilerine çeşitli “hizmetler” sunardı. Hizmetleri arasında devletin bir kalkınma planı olmadığı için bölgelerine minumum düzeyde de olsa bir alt yapı (okul ya da yol yapımı) sağlamak vardı. Ayrıca, coğrafi olarak komşu ya da farklı bir dini kimliğe sahip diğer bölgelere karşı onları ve onurlarını korumak da sundukları hizmetler arasındaydı.Buna karşılık takipçileri, seçimlerde kendilerine oy vermek şeklinde somutlaşan bağlılıklarını sunarlardı. Popülerliğini göstermek için düzenlenen mitinglerde ve özel günlerde toplanıp onun için slogan atarlardı. Bazı bölgeler liderlerine verdikleri desteği abartır seçim kampanyası ya da oğullarından birinin düğünü için kendi aralarında para toplarlardı.

Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Franjiye’nin (1910-1992) Zagratalı destekçilerinin, yabancı yani bölge dışından kendisi gibi liderler için düzenlediği ziyafet ve davetlerde ikram edilen yemek ve içecekleri karşılamak için gönüllü oldukları anlatılır.

Merkezdeki Beyrut ve Cebel-i Lübnan bölgesinde, kırsaldaki feodal sistemin oynadığı rolü devlet organları üstlenmişti. Ancak buradaki liderlikler, devletleri gibi merkezi liderliklerdi. Liderlikleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık ile somutlaşmıştı. Doğrusu, 1943’teki bağımsızlıktan 1975’te iç savaşın patlak vermesine kadar bu şekilde bir liderliği iki isim paylaşmıştı: Kamil Şamun (1900-1987) ve Fuad Şihab (1902-1973). Birincisine karizması ve 1958 Devrimi’ne karşı Hristiyanları, Abdunnasır’a karşı da Lübnan’ı savunması yardımcı olmuştu. Doğal kaynaklı bir mitolojinin de bu liderliğe katkısı olmuştu. Şamun’un babasının adı Nemr yani kaplandı. Dolayısıyla mitolojiye göre o da güçlü ve yırtıcı kaplanın oğluydu. Bu mitoloji, Kamil Şamun’a verilen, erkeklik ve cesarete işaret eden vasıflara hizmet ediyordu. Bu nedenle,  o dönemde yeni doğan birçok çocuğa Kamil ve Nemr adı verilmişti.

Şihab’a gelince, kendisi sakin birisiydi. Karizmatik değildi. Dolayısıyla onun liderliğini şekillendirme görevi, dönemin istihbarat teşkilatı İkinci Şube’ye ve yandaş medyadaki uzantılarına düşüyordu. Gerçekten de bu görevi yerine getirip Şihab’ı “aziz” ilan ettiler. Ancak, kendisini kusurlardan tenzih eden ve yükselten bu lakap aynı zamanda içinde bir çileyi de barındırıyordu. Zira bilindiği gibi azizler çektikleri çilelerden dolayı bu makama layık görülmüşlerdir. Şihab’ın çilesi ise Hristiyanların azizlere duydukları aşırı sevgi kadar ondan nefret etmeleriydi. Nefretlerin nedeni de onun Müslümanların tarafını tuttuğunu düşünmeleriydi.

İç savaş döneminde (1975-1990) liderlikler ölmedi aksine savaş, çoğalmaları için “demokratik” bir ortam sundu. Böylece onlarca Filistinli ve Lübnanlı cephe ya da örgüt lideri türedi. Bunlar, daha görünür görünmez takipçilerinin “Kanımız ve canımız sana feda olsun ey X” sloganları ile karşılanır oldular. Suriye ulusalcılarının, Antun Sadi (1904-1949) ve kusurlardan azade liderliğine tapınmaları açık bir fenomen iken yerini bayağı ve suistimal edilmiş liderlikler aldı.

Savaşın kargaşası içinde her bir dini grup kendisine tapınacağı büyük bir lider seçti. Şiiler Musa es-Sadr’ı (1928-1978) Maruniler Beşir Cemayel’i (1947-1982) seçtiler. Savaş sona erip barış sağlanır sağlanmaz liderlerin babacan yüzleri, Lübnan’da mezhepçilikten ayrılması zor savaşçı ve dini yüzlerinin önüne geçti.

Refik Hariri’nin “Yoksulların Babası” (1944-2005) ve sonrasında Mişel Avn’ın “Herkesin Babası” (1935-) olarak adlandırılması arasnda geçmişte Sami el-Sulh’e “Baba Sami” (1890-1968) dendiğinde bunun ender bir şey gibi görüldüğünü hatırlattı. Ancak barışımızın içinde gizli savaş, sınırlı güçteki babalıklara teslim olmamayı tercih etti. Hariri örneğinde olduğu gibi öldürülebilen ya da Avn örneğinde gücüyle övünse de zayıflığı açıkça görülen bir babalığı kabul etmedi.

Gerçekten de, bu nispeten uzun zamansal mesafe içinde kentleşmenin bastırmış, sivilleşmenin söndürmüş gibi göründüğü fenomen yine  patlak verdi. Nebih Berri (1938- ) için takipçileri “adındaki h harfi olmasa sen bir Nebisin!” derken, Hasan Nasrallah’a (1960- ) kutsallık dolu birçok lakap atfedildi.

Genel finansal ve ekonomik çöküş kapsamında liderliklerin de bir dağıtım ağı gibi çökmesiyle 17 Ekim sabahında genç erkek ve kızlar sokaklara dökülüp liderliği sorgulamaya başladılar. Miras alınan  liderlikleri yerdiler. Hatta liderlerin evlerinden çıkmalarını ve kamusal alanda görünmelerini engellediler.

Bu da, tanımlanması henüz zor olan yeni bir evre başlattı. Çünkü şimdiye kadar sadece Lübnanlıların büyük bir bölümünün adını hatırlamakta zorlandıkları bir Hasan Diyab liderliği doğdu.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya