Cezayir kamusal alana egemen 'Sömürgeci Lügat' ile mücadele ediyor

Cezayir kamusal alana egemen 'Sömürgeci Lügat' ile mücadele ediyor

Cuma, 17 Ocak, 2020 - 12:30
Irkçı ve ayrılıkçı davranışlar, Cezayir’deki halk hareketini körükledi (AFP)
İstanbul/Şarku'l Avsat
Atıf Kadadre

Cezayir; din, dil, ulusal marşı ve bayrağı gibi “temel” değerlerine dokunmadan yeni bir anayasa yapmaya hazırlanıyor. Nefretin ve ırkçı söylemin “etnik” temelde büyüdüğünü kabul eden Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, ise  bu fenomenleri suç sayacak bir yasa çıkarılmasını emretti.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre bu uygulama; özellikle sosyal medyada, nefret söyleminde ve ayaklanmaya teşvikte bir artış yaşanmasının ardından; ulusal uyumu tehdit eden sloganlar kurarak hareketin özgürlüğünü ve barışçıllığını kötüye kullananların önüne bir set çekmek için getirildi.

Söz konusu açıklamada aynı zamanda şu ifadeler kullanıldı;

“Herkes; özellikle ulusun ilke ve değerlerine, milli kimliğin, ulusal birliğin, devletin ve halkın esaslarına saygı duymak konusunda, cumhuriyet kanunlarına ve yasalara uymak zorundadır”

Bardağı taşıran son damla

Kültür Bakanlığı ise Facebook'taki bir paylaşımı nedeniyle El-Mesile Valiliği Kültür Direktörü’nün işine son verildiğini açıkladı. Söz konusu paylaşımında Cezayir Bağımsızlık Savaşı savaşçılarından Abane Ramazan'ı ihanetle suçlayan direktör, bu devrimin önünü açan 1956'daki Summam Konferansı’nın ise “gerçek ihanetin” başlangıcı olduğunu ifade etmişti.

Bu olayların ardından Kültür Bakanlığı, titiz ve hızlı bir çalışmayla paylaşım sahibini derhal görevinden aldı.

Halk hareketinden beslenen ırkçılıktan

'Nefret ve ırkçılığın' menfi gidişatı, yalnızca ülkenin anayasası ve ceza kanununda yer alan birkaç metnin etkinleştirilmemesinden ya da yasal bir eksiklikten kaynaklanmıyor. Halk hareketinin gidişatı da, dil ve lehçeye dayalı ırksal ayrımların ortaya çıkmasına neden oldu.

Independent Arabia’ya konuşan anayasa uzmanı Musa Budhan, Cezayir Cumhurbaşkanlığı’nın girişimini “dini, bölgesel ve etnik ırk ayrımcılığıyla savaşan, tebrik edilmeye ve övgüye layık bir adım” olarak tanımlıyor.

Aynı zamanda şu ifadelerde bulunuyor;

“Cezayir’in, provokasyonlara ve ayaklanmaya sebep olabilecek bu durumun üstesinden geleceğini düşündük. Cezayirlilerin, Fransız sömürge dönemine dayanan bir sınıflandırma bağlamında etnik kökenlerine göre Arap, kabile üyesi, Mozabite ya da Şaviy   olarak bölünmesini desteleyenler var.”

Budhan, açıklamalarına şu şekilde devam etti;

“Bu yasa, ulusal birlik ve bütünlüğü zedeleyen bu tarz söylem ve terminoloji konusunda caydırıcı olmalıdır. Ceza hukukundaki eksiklik ve dengesizlikler, mutlaka yeni yasalarla desteklenecektir. Zirâ işler artık kişisel olmaktan çıkarak ailelerin onuruna, tarihe, düzene, devrimin ve ülkenin değerlerine kadar vardı.”

Budhan, halk hareketi gruplarıyla ırkçı dilin eş zamanlı olarak büyümesinin sebeplerini ise şöyle açıkladı: “Ne yazık ki hareket, bir noktadan sonra asıl amacından saptı. Siyasi amaçlarla veya etnik ve dilsel gerekçelerle hareketi sömürenler var. Etnik kökenlere dayanan iğrenç bir sınıflandırma mevcut. Örneğin, kabile bölgesine karşı olan ve sömürgeciliğin en büyük sembolü haline gelen “zuvaf” (Sömürgeci Fransız askeri) kelimesinin kullanıldığına şahit olduk.”

Sözlüğe dönüşen terimler

Beklenmedik bir şekilde, sosyal medyadaki Cezayirliler arasında yeni bir dil gelişti. Farklı taraflar, siyasi seçeneklerin taraftarlarını etnik kökenlerine göre değersiz kılma çabası içerisine girdi. 1830'da Cezayir işgalinin ilk yıllarında Fransız ordusu saflarında savaşan bir grup “kabile” askerine ait bir kelime olan ve tartışmalı bir tarihsel hikayeden ortaya çıkan “zuvaf” teriminin kullanılmasının ardından, “ırkçı sözlüğü” tetikleyen ek bir dil ortaya çıktı. Örneğin halk hareketi dönemindeki seçim muhalifleri, “eşeğin üzerinde kim olursa olsun bindiği semer” anlamında “semer vuranlar” olarak nitelendiler. Anayasal yolun destekçilerine ise “rangers” (Fransız askerlerinin ayakkabıları) diye seslenildi.

Daha sonra ise, bölgesel sınıflandırmalar baş gösterdi. Öyle ki bu söylemlerde Cezayirliler; “kabile halkları, yerli halka ulaşan Nil’in çocukları ve tarihin şafağındaki İslam hikayesi mensuplarına” ayrıldı. Tüm bu söylemler, cumhurbaşkanlığı seçimi sebebiyle son haddine ulaştı ve oy kullananlara “mavi parmaklar” dendi. Bu tabir, oylama sırasında mavi mürekkebin parmaklar üzerindeki etkisini ifade ediyordu.

Siyasi ifadenin şok edici bulaşıcılığı

Bu konuda Independent Arabia’ya açıklama yapan Cezayir Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Muhammed Hoca, bu yeni dilin toplumdaki etkilerini şu şekilde ifade etti;


“Bu alanda gelebilecek zararlar; ulusal değerlerden ödün verilmesi, iftira seviyelerine kayılması, dini alana gösterilmesi gereken asgari saygının göz ardı edilmesi ve Cezayir halkının değerlerini olumsuz etkileyen atışmalarda aceleci olunmasıdır. Bu deneyim, Cezayir'deki siyasi ifadenin geleneksel araçlardan sosyal medyaya hızlı ve yoğun aktarımının şok ediciliğini gösteriyor.”

Diğer yandan, Şarku'l Avsat'ın aktardığı haberee göre bu yasanın yayıncıları ve köşe yazarlarını tehdit edebileceğinden korkuluyor.

Avukat Ammar Hababe, bu konudaki görüşlerini şu şekilde ifade ediyor;

“Açık yasal kontroller; ifade özgürlüğü ile ırkçılığın ve nefret söyleminin yayılması arasında ayrım yapılmasına yardımcı oluyor. İfade özgürlüğü konusunda herhangi bir kısıtlama olmamalıdır. Çıkarılacak olan yasa, ifade özgürlüğü ilkesine dokunmaksızın Cezayirlere hizmet etmeli, ulusal haklarını korumalı ve ırkçılıkla mücadele etmelidir.”

Editörün Seçimi

Multimedya