Uluslararası Adalet Divanı'nın kararı ve Friedman'ın açıklamalarına yanıt

Uluslararası Adalet Divanı'nın kararı ve Friedman'ın açıklamalarına yanıt

Cuma, 17 Ocak, 2020 - 12:45
Mervan Muaşer
Ürdün'ün eski Dışişleri Bakanı
ABD'nin Kudüs Büyükelçisi David Friedman geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, “Kudüs'ü İsrail'in başkenti ve İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliği olarak tanıdıktan sonra ABD yönetiminin bir sonraki aşamadaki hedefi Batı Şeria'dır” dedi.

ABD büyükelçisi, İsrail’in Batı Şeria'yı 19 yıl boyunca işgal eden Ürdün'den kurtardığını söyledi. ABD büyükelçisinin bu açıklamasından, Batı Şeria'nın İsrail tarafından Ürdün işgalinden kurtarılmış bir İsrail toprağı olarak kabul edildiği görülüyor.

İsrail daima işgal altındaki Filistin topraklarının tartışmalı bölgeler olduğunu ve Batı Şeria'daki Ürdün egemenliğinin yasal olmadığını iddia etti ve bundan dolayı bu toprakların ‘İsrail işgali’ altında olduğu yönündeki nitelendirmeyi reddetti.

İsrail, Birleşmiş Milletler’in (BM) 242 sayılı kararının yayınlanması sonrasında bile bu tutumundan vazgeçmedi. Oysa kararın girişinde başkasının toprağına güç kullanarak el konulması yasaklanıyor ve takip eden paragrafta devletlerin sınırlarının güvenliği ile bunun tanınması hakkı ön görülüyor.

Bu nedenle burada Uluslararası Adalet Divanı'nın kararını hatırlatmak gerekir. Zira Uluslararası Adalet Divanı, işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen ırkçı ırkçı duvarına karşı karar çıkaran dünyanın en yüksek yargı otoritesidir.

İsrail’in bu duvarı inşa etmeye karar vermesinin ardından Ürdün, Filistin Ulusal Yönetimi’ni destekleme kararı aldı ve Uluslararası Adalet Divanı önünde duvarın inşasına karşı çıkarak, bu duvarın Filistin çıkarının yanı sıra Ürdün’ün ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu söyledi.

Bunu takiben Ürdün, mahkemeye yöneltilen sorunun formüle edilmesine katkıda bulundu. Soruda bu duvarın meşruluğunun yanı sıra İsrail yerleşim yerlerinin ve işgalinin de meşruiyeti ele alındı. Böylece mahkeme sadece İsrail duvarının meşruiyetini değil, tüm İsrail işgalini sorgulamaya davet edildi.

Mahkemeye yöneltilen sorunun metni şu şekildeydi:

“1949 Dördüncü Cenevre Sözleşmesi ve ilgili BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları da dahil olmak üzere uluslararası hukukun kural ve ilkeleri göz önünde bulundurulduğunda, Doğu Kudüs ve çevresinin de içerisinde yer aldığı işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail tarafından bu duvarın inşa edilmesinden kaynaklanan yasal durumlar nelerdir?”

Mahkeme, duvarın yasal sonuçları hakkında karar vermenin yargı yetkisinin dışında kalmadığı yönünde karar verdi ve tüzüğünün bu konuda karar almasına izin verdiğini belirtti. Mahkemenin cevabı, İsrail'in mahkemenin yetkisini ihlal ettiği yönündeki itirazından sonra geldi. Birçok ülke tarafından mahkemeye çeşitli yazılı beyanlar sunuldu. Bu yazılı beyanları sunanlar arasında, BM’nin Ürdün Daimi Temsilcisi Prens Zayed bin Raad ve Dışişleri Bakanlığı’ndan kimselerin başında olduğu üst düzey bir ekip de vardı.

Mahkeme, İsrail’in itirazlarının kanuni bir dayanağı olmadığı yönünde karar verdi.  Bu bağlamda verilen kararları hatırlamak önemlidir:

- İşgal altındaki Filistin topraklarında İsrail yerleşim yerlerinin kurulması uluslararası hukukun ihlalidir.

- Doğu Kudüs’ün de dahil olmak üzere dahil işgal altındaki tüm Filistin toprakları hâlâ işgal altındadır ve İsrail burada işgalci güç statüsündedir.

Burada, mahkemenin kararının İsrail'i işgalci güç olarak tanımladığını ve bu işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu sonucuna vardığını belirtmek önemlidir. Kararda Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin işgal altındaki bu bölgeler için geçerli olduğu belirtiliyor. Nitekim mahkeme, İsrail'in Cenevre Sözleşmesi’nin bu bölgelere uygulanamayacağı yönündeki iddiasını reddetti.

Uluslararası Adalet Divanı'nın kararı, aralarında Ürdünlü hâkim Avn el-Hisavna’nın da bulunduğu 14 hâkimin onayıyla birlikte çoğunluğun oyuyla alındı. Karara sadece ABD’li bir hâkim karşı çıktı. Her ne kadar bu karar tavsiye niteliğinde olsa da en yüksek uluslararası yargı otoritesi tarafından alınmasıyla birlikte çoğunluğun onaylaması dikkate alındığında yüksek ahlaki ve etik niteliğe sahiptir. Bütün bunlar, ABD büyükelçisinin ifadelerinin yasal bir değeri olmadığı ve Ürdün Vadisi'nin veya Batı Şeria'nın İsrail tarafından ilhak edilmesinin uluslararası arenada kabul görmeyeceği anlamına geliyor.

Maalesef Washington, İsrail'i işgalci bir güç olarak nitelendiren 242 sayılı karar da dahil olmak üzere Arap-İsrail çatışması konusunda kabul ettiği uluslararası kararlarla çelişiyor.

ABD yönetimi her ne kadar bu gibi açıklamalarla ABD'deki radikal Hıristiyan grupların kalbini kazanmaya çalışıyor olsa da, Doğu Kudüs dahil Filistin topraklarının işgal edilmiş topraklar olduğu gerçeğini değiştiremeyecek. Ürdün ve Filistinliler uluslararası yasal savaşı kazandılar. İki taraf, Uluslararası Adalet Divanı'nın kararını İsrail işgalini sona erdirmek ve Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin devleti kurmak için yürüttükleri bu savaşta ek bir silah olarak kullanabilir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya