Erdoğan, Mavi Vatan, Libya'ya egemen olmak ve Mısır'ı meşgul etmek

Erdoğan, Mavi Vatan, Libya'ya egemen olmak ve Mısır'ı meşgul etmek

Perşembe, 16 Ocak, 2020 - 13:45
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

Mustafa Kemal Atatürk kesinlikle Recep Tayyip Erdoğan’dan bin kez hatta daha fazla önemlidir.

Bu konuda zaman faktörü de dikkate alınmalı ama Atatürk emel ve arzularında kendisini Osmanlı devletinin yeni halifesi olarak tasavvur edecek kadar ileriye gitmemişti. Aksine, Türkçe’de kullanılan Arap alfabesini, Latin harfleri ile değiştirmek dahil Osmanlı mirasının tamamını kaldırmaya girişti.

Bundan başka, Türkiye’nin İslam ve Müslümanlara, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesinin ve yıkılmasının nedeni olduğuna inandığı Araplara sırtını dönmesini sağladı. Oysa Arapların, Osmanlı’nın yenilmesinin nedeni oldukları kesinlikle doğru değildi.

Doğrusu, Osmanlı İmpratorluğu 20’inci yüzyılın başında zaten yaşlılığının ve zayıflığının zirvesine ulaşmıştı ve savaşta yenilmesi acıydı bir felaketti.

Osmanlı mirasını paylaşanlar, aralarında İsrail’in de olduğu devletler ve devletçikler halinde Osmanlı coğrafyasını bölenler Araplar değil, savaşın iki galibi Fransa ve Büyük Britanya’ydı.

Burada dikkate alınması gereken nokta, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ve onun yerine Atatürk rejiminin kurulmasının asıl amacının, Filistin topraklarının bir bölümünde İsrail devletinin kurulması olduğudur.

Türkiye’deki Yahudiler bu konuda temel bir rol oynamışlardı. Ama Osmanlı halifelerinden İkinci Abdülhamid, Siyonistlerin Osmanlı sınırları içindeki herhangi bir bölgede özellikle de Filistin’de bir Yahudi yurdu kurma isteklerini kesin ve şiddetli bir biçimde reddetmişti. Bunun gerçekleşmesini engellemeye çalışmıştı. Çünkü Filistin toprakları, Kudüs, Mescid-i Aksa, Kubbetu's Sahra, Müslüman ve Hristiyanlar için önemli diğer dini yerleri içinde barındırdığı için kutsal sayılıyordu ki hala da öyle sayılıyor.

Dolayısıyla, dürüst olup Atatürk ile Erdoğan arasında büyük bir fark olduğunu belirtmek hatta vurgulamak gerekiyor.

Mustafa Kemal, Osmanlı Hilafeti’ne karşıydı. Hem kendisi hem de destekçileri kendilerini “laik” sayıyorlardı. Anlatılanlara göre laik ülkesinde neredeyse İslam dinini kaldıracaktı.

Öte yandan Erdoğan ise, komşu ülkelere karşı ve Türkiye’nin içinde “Osmanlı” gibi davranmayı ve Osmanlı’nın “mülkü” saydığı bazı yerleri geri almaya çalışmayı sürdürüyor. Büyük olasılıkla hatta kesin bunun için Müslüman Kardeşler’e katıldı. Kendisini halife, müminlerin emiri, Osmanlı halifelerinin ve özellikle de İkinci Abdulhamid’in mirasçısı olarak sunmak için Genel Mürşidleri oldu.

Bütün bunların arkasında açık ve net siyasi emeller olduğuna şüphe yok. Erdoğan’ın sarığı ve kaftanı olmasa da yeni Osmanlı halifesi olarak davranışları, Türk nüfuzunu Ortadoğu’nun tamamına yaymaya çalıştığı anlamına geliyor. Kendisi coğrafi ya da siyasi açıdan olsun dedeleri Osmanlıların “mülkü”nde genişleme ve yayılma hakkına sahip olduğuna inanıyor.

Osmanlı Devleti aynı zamanda Kızıldeniz, Basra Körfezi, Karadeniz, Atlas Okyanusu’nda  varlık gösteren, Akdeniz’de uzantıları olan bir deniz gücü olduğundan “Mavi Vatan” sloganını benimsiyor.

Asıl önemli olan Erdoğan’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Osmanlı halifelerinin varisi olduğuna dair kesin inancıyla, Türk ve Rum kesimi ile Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlı olmasının hakkı olduğuna dair kesin kanaate sahip olmasıdır.

Akdeniz’deki karasularının Kıbrıs adasının karasuları ile sınırlı kalmayıp Afrika, özellikle de Libya kıyılarına hatta Mısır kıyılarının bazı bölgelerine kadar uzanmasının hakkı olduğuna inanmasıdır.

Erdoğan’ın eli kolu bağlı “Trablusgarp devleti”nin başkanı ve kendisini Türk kökenlere sahip bir Türk olarak gören Fayez es-Serrac ile bu ilginç ve garip anlaşmayı imzalamasının temel etkeni şüphesiz budur.

Erdoğan, Mısırlı Müslüman Kardeşlerin yardımını almadan Osmanlı İmparatorluğu hayallerinin tamamını hatta bir bölümünü bile gerçekleştiremeyeceğini biliyor.

Mısır’daki Müslüman Kardeşler bilindiği gibi, uluslararası Müslüman Kardeşler denkleminde örgütsel ve siyasi açıdan önemli bir konuma sahip bulunuyorlar. Eski Devlet Başkanı (Müslüman Kardeşler’den) Muhammed Mursi’yi uzaklaştırıp mevcut Cumhurbaşkanı Sisi’nin gelmesini sağlayan Mısır halk hareketinin sonucu olarak 3 Haziran 2013’de kaybettikleri iktidarlarını geri almaya çalışıyorlar. Bu halk hareketi sırasında, doğru ve samimi vatansever temellere dayanan ve dayanmaya devam eden ordu da halkın yanında yer almıştı.

Dolayısıyla Erdoğan’ın bütün bu amaç ve beklentileri, birbirlerine eklenerek hem kendisinin hem de Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Libya’nın tek meşru tarafı saydığı Fayez es-Serrac ile söz konusu ilhak anlaşmasını imzalamasını sağladı. Bu noktada, asıl amaç kesinlikle Mısır’ı kuşatmak ve Müslüman Kardeşler’in “kayıp mülkleri”ni geri almalarını sağlamaktır. Bu gerçekleştiğinde – ki bu asla gerçekleşmeyecek- Osmanlı Cumhurbaşkanı, Mavi Vatan hedefini gerçekleştirebilecek ve Erdoğan Türkiyesi Akdeniz’de Osmanlı Devleti’nin bir zamanlar sahip olduğu konumu elde edecek.

Elbette bu Osmanlı emellerine ek olarak, Erdoğan Libya’nın dizlerine kadar Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz yataklarına batmış olduğunu, Libya’nın bazı topraklarında bu bölgede eşi benzeri olmayan altın madenleri olduğunu biliyor. Yeni Osmanlı’nın, bu değerli madenin parıltısı ve ışıltısına epey tutkun olduğu elbette çok iyi biliniyor. Osmanlı zamanında, altın Mecidiye liraları olduğunu biliyor.

Bu nedenle, başta Suudi Arabistan olmak üzere birçok kardeş devletin desteğini alan Mısır, bu yolda sonuna kadar gitmekte ve Erdoğan’ın Libya’yı Osmanlı mülküne katma hedefini gerçekleştirmesini engellemekte tereddüt etmemelidir. Çünkü bu son derecede önemli, asla ihmal edilmemesi gereken bir meseledir.

Arapların gerçekten de Osmanlı Hilafeti’nin ortadan kaldırılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bilindiği gibi, bütün bunların arkasında Birinci Dünya Savaşı’nın kazananları İngilizler ve Fransızlar vardır. Büyük Osmanlı Devleti, “Sevr” neşteri ile bölündü.

Arap dünyası da yine bu anlaşmaya göre paylaştırıldı. Bazı bölümleri, Fransa’nın bazıları da İngiltere’nin sömürgesi oldu. Bu iki sömürgeci devletin en büyük suçu ise, Filistin’de yapay bir İsrail devleti kurmaları ve Filistin halkının büyük bir bölümünü mülteci olarak komşu ülkelere dağıtmaları oldu. Bu mültecilerin bazıları hala acınacak haldeki kamplarda yaşıyorlar.

Bu bağlamda, Erdoğan’ın “Mavi Vatan” adını verdiği projesini gerçekleştirmek için çalışmaya devam edeceği kesin. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son anlaşmasına uymasının beklenmemesi gerektiğine, Fransa, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dışişleri bakanlarının son çağrısına karşılık vermeyeceğine şüphe yok. Bu yolda sonuna kadar gideceği açık ve net. Bu da, ilgili ülkelerin tamamının, komuta ettiği Libya Ulusal Ordusu’nun son dönemde fiili kazanımlar ve zaferler elde ettiği Mareşal Halife Hafter’e gerçek bir destek vermeleri gerektiği anlamına geliyor.

Sonuç olarak; boğazına kadar Osmanlı hayallerine batmış olan, Müslüman Kardeşler’in, İran’ın ve Katar’ın desteğine dayanan Erdoğan’ın, Mısır’ı zayıflatmadan ve iç sorunlarla meşgul etmeden Mavi Vatan hedefini gerçekleştiremeyeceğini bildiğine şüphe yok. Bu nedenle, kendisi ve müttefikleri, Libya’ya terörist grupları ihraç etmeye ve nakletmeye başladılar. Sayıları binleri bulan bu teröristler, geçmişteki terör eylemlerine devam etmeleri için Libya-Mısır sınırına konuşlandırılıyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya