Ruhani ve ‘silah taşıyan’ devlet

Ruhani ve ‘silah taşıyan’ devlet

Salı, 14 Ocak, 2020 - 09:30

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, bir yıl önce Twitter hesabından attığı bir tweet ile istifasını açıklamıştı. Bu kararın nedeni, İran Devrim Muhafızları liderlerinin, birden Tahran’da olduğunu öğrendiği Beşşar Esed’in ziyareti konusunda kendisini bilgilendirmeyerek yok saymalarıydı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin istifasını reddetmesi üzerine Zarif, geri adım atmıştı. Bunlar bir yıl önce yaşandı. Birkaç gün önce ise Ruhani’nin kendisi, Devrim Muhafızları’nın Tahran’daki Humeyni Havalimanı’ndan kalkan Ukrayna uçağının düşürülmesinden doğrudan sorumlu olduğunu itiraf etmemesi halinde istifa etmekle tehdit etti.

İran’ın bölgedeki politikasını eleştirenler, özellikle Irak ve Lübnan’da kendisi için devlet kurumlarına fiilen egemen olan gölge hükümetler kurmakla kınayanlar öncelikle bizzat İran içerisindeki siyasi yapıya bakmalılar. Gölge hükümet ya da Hasan Ruhani’nin adlandırmasıyla ‘silah taşıyan devlet’ dışarıya ihraç edilmeden önce İran’da kuruldu.

Bu devlet, 1979 yılında gerçekleşen Humeyni Devrimi’nden yaklaşık iki yıl sonra kuruldu ama İran-Irak savaşının sona ermesinden sonra şeklini alarak özellikleri ve misyonu netleşti. Bu tarihten sonra orduya paralel olarak İran Devrim Muhafızları adını taşıyan silahlı bir güç, gönüllülerden oluşan Besic güçleri ortaya çıktı. Bu güçler, Hizbullah, İslami Davet Partisi ve Kudüs Gücü vb. dış silahlı birlikler kurma sorumluluğunu üstlendiler.

Dini Lider Ali Hamaney’in himayesinde, uluslararası temsile sahip resmi hükümete paralel hükümetin stratejisini teşkil ettiler. Zamanla söz konusu paralel hükümet resmi hükümetten daha güçlü hale geldi. Resmi hükümet, devletin kaynaklarını tüketen, karar mekanizmalarına hakim olan otoriter bir askeri rejimin kırılgan bir vitrinine dönüştü.

Ruhani, hükümeti ve bakanları, cumhurbaşkanlığı görevine gelmesinden bu yana derin devlet ile politik ve ekonomik bir çatışma içinde bulunuyor. Politik olarak Ruhani, hükümetinin Batı ile bir nükleer anlaşma imzalamış olması ve uzun süren uluslararası ekonomik yaptırımlardan sonra ülkeye rahat bir nefes aldırmasıyla övünüyordu.

Aşırılık yanlısı ve muhafazakar kesimi içeren Devrim Muhafızları ise hükümetin bu başarısını küçümsüyor ve aşağı görüyordu. İran’ın bölgede istikrarı sarsıcı faaliyetlerini durdurması talebi nükleer anlaşmada yer almamıştı ama Devrim Muhafızları bu kazanımla yetinmedi. Başkan Donald Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin temel nedeni olan balistik füze faaliyetleri ile uluslararası toplumu ve İran hükümetini kışkırtmaya ve kızdırmaya devam etti.

Washington’ın anlaşmadan çekilmesi, Ruhani hükümeti için bir darbe, ülke içindeki zayıflık ve güçsüzlüğünün kanıtı oldu. Ekonomik çatışma kapsamında ise Ruhani, farklı konuşmalarında birçok kez insanlara, ülkenin ekonomisinin neredeyse yarısının Devrim Muhafızları’na ait şirketlerin elinde olduğunu tekrarladı. Bu şirketlerin başında Hatemul Enbiya şirketi geliyor. Söz konusu şirket, kamu sektörünün yüzde 80’inin özelleştirilmesinden sonra inşaat, petrol ve telekomünikasyon gibi önemli sektörleri ele geçiren bir holding gibidir.

Son birkaç gün içinde, Ukrayna uçağı meselesi, Ruhani ile Devrim Muhafızları arasındaki çatlağın ne kadar büyük olduğunu daha net bir biçimde gösterdi. Kararın elinde olmadığı zayıf bir hükümette kalmayı reddeden çok sayıda hükümet üyesi ardı ardına istifasını sundu. Ruhani, istifa etmemek için Devrim Muhafızları’nın uçağı düşürdüğünü itiraf etmesini şart koştu. Cumhurbaşkanının istifasının içinde bulunulan bu zor zamanda İranlıları Dini Lider Hamaney’e karşı ayaklandırabileceği korkusuyla bu şart yerine getirildi. Fakat bu kez de İran’a yönelik uluslararası öfkenin artmasına neden olduğu için Devrim Muhafızları karşıtı protestolar alevlendi.

Aslında devrimin iktidarı ele geçirmesinden bu yana Mollalar rejiminin politikası gözden geçirildiğinde düşmanlarına karşı kasıtlı olarak planladığı eylemlerin listesini yapmak mümkün. Fakat burada söz konusu eylemleri sayarak, sınırlı olan yazı alanımı boşuna harcamak istemiyorum. Bu yüzden, sadece Lübnan’da ABD Büyükelçiliği ve deniz piyadelerine ait garnizona düzenlenen saldırılar ile 1983 yılındaki Kuveyt patlamalarında 300’ü aşkın ABD askeri ve sivilin öldüğüne değinmekle yetineceğim.

Bunları, bombalı saldırılar, uçak kaçırma eylemleri, suikastler, diplomatik merkezler ve işadamları aracılığıyla organize mafya örgütleri gibi çalışmaya kadar başka suç eylemleri takip etti. Dünyanın tamamı, bu rejimin figürleri ile değil siyasi ideolojisiyle bir terör rejimi olduğunu ve değişmeyeceğini biliyordu. Yine de Batı, çılgınlığını sınırlamak için onu kendi safına çekmeye çalıştı ve onunla nükleer anlaşma imzaladı. Batı özellikle de büyük Avrupa ülkeleri Fransa, Almanya ve İngiltere önemli bir gerçeğin farkına ancak bugün vardılar. O da nükleer anlaşmayı, silah taşıyan devletle değil dışlanmış ve zayıf hükümet ile imzalamış olduklarıdır.

Mevcut şahin kanadı ile ABD yönetimi, bu gerçeğin farkına daha önce vardı ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, “Hedefimiz gerçek karar alıcılar” sözü ile ifade ettiği gibi hedef tahtasına silah taşıyan devleti oturttu. Bu karar alıcılardan biri de ölümü, Humeyni Devrimi’nin yapısını 40 yıldan bu yana eşi benzerini yaşamadığı bir deprem gibi sarsan Kasım Süleymani’ydi. Devrim Muhafızları’nın gerekçe olarak gösterdiği bu deprem, subayın ne yaptığını bilmeden yanlışlıkla uçağı düşüren balistik füzenin düğmesine basmasına neden oldu. Ukrayna uçağı yanlışlıkla vuruldu. Süleymani’nin bir hava saldırısı ile öldürülmesi ve saldırı anının görüntülerinin yayınlanması, İran ve Arap ülkelerinde işlediği suç ve katliamların kurbanlarından birçoğunun kalbini sevinçle doldurdu. Devrim Muhafızları ve Dini Lideri ile İran’da şok etkisi yarattı, terör maskesinin arkasına gizlenen aldatıcı gücün gerçek yüzünü ortaya çıkardı.

Bu aşama, İran rejimiyle başa çıkmakta en hassas aşamalardan biridir. Bu nedenle, Washington iki gün önce İranlı kurum ve kişilere daha fazla yaptırımı devreye soktu. Bu yaptırımları aşan herhangi bir ülkenin şiddetle cezalandırılacağını vurguladı. İran rejiminin yıkılmak üzere olduğunu söyleyerek çok ileriye gitmeyeceğim ama rejimin gerek içeride gerekse dışarıda en kötü günlerini yaşadığı da bir gerçek.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya