Velayet-i Fakih rejimi yok olmanın eşiğinde mi?

Velayet-i Fakih rejimi yok olmanın eşiğinde mi?

Salı, 14 Ocak, 2020 - 09:00
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni

İran’daki olaylar ve gelişmelerine ilişkin soru işaretleri, rejimin kaderini keşfetmeye zorluyor. Neler olabilir?

Irak’ta kendisini hedef alan ani ve tekrarlanan ABD saldırıları, en öne çıkan askeri liderinin öldürülmesi aslında seksenli yılların sonlarında İran-Irak savaşının sona ermesinden bu yana rejimin sağlamlılığı ve gücüne yönelik ilk gerçek sınavdır.

Misilleme yapamaması, Ukrayna uçağını düşürmesi, protesto gösterilerinin Tahran sokaklarına geri dönmesi ve Veliyyi Fakih yani beklenen Mehdi'nin vekili olan Rehber’in istifasını talep ederek taleplerinin çıtasını yükseltmesi, bütün bunlar Tahran’ın üst üste yaşadığı felaketler oldu.

Bu felaketler, yeni yıl ile gelen bir şanssızlık ya da tesadüf değil hem kibirli hem de bitkin bir rejimin doğasının sonucuydu.

Karşımızda kükreyen bir aslan gibi görünen bu rejim aslında içerideki dönüşümlere uyum sağlayamayan, çevresine ve dünyaya adapte olamayan kocamış bir rejimden ibarettir. Daha bu krizden önce, Velayet-i Fakih devletinin düşmanının ABD, İsrail ve Suudi Arabistan değil içeride görmezden geldiği halkı olduğunu yazmıştım.

Şu anda bir soru ısrarla tekrarlanıp duruyor: Kendisine yönelik bu dev iç ve dış baskılar  göz önüne alındığında rejimin kaderine dair olasılıklar nedir?

En kolay olasılık – ki bunu yapmayacaktır- hemen iç ve dış politikasını değiştirmesi ve kurtulmasıdır.

İkincisi, rejimin başının değişmesidir. Ordu ya da Devrim Muhafızları genarellerinden birinin iktidarı ele geçirmesi sokak hareketlerinin boyutuna bağlı bir husustur.

Bu durumda, rejim içeride ve dışarıda kendisini yeni baştan üretmelidir. Üçüncü olasılık; sokağın büyük baskısı altında rejimin çökmesi, ordunun desteği ile halk hareketinin liderlerinin iktidarı ele geçirmesi, bildiğimiz şekliyle Ayetullah rejiminin sona ermesidir. Dördüncü olasılık; protesto gösterilerinin devam etmesi ve baskının artmasıdır. Sonunda rejimin, Suriye’de yaptığı gibi bir kan gölünün ortasında kontrolü sağlaması ve bunun için dışarıya büyük tavizler vermesidir. Ancak bu seçenek uzun vadeli olamayabilir çünkü İran büyük ve sıkıntılı bir ülke.

Son olasılık ise rejimin bir anda çökmesi ve kaosun hakim olmasıdır. Bu da, İran ve bölgeye yönelik tehlikesi göz önüne alındığında hiç kimsenin temenni etmeyeceği bir seçenektir.

Rejimin kaderini sorgulamak, Süleymani’nin öldürülmesi ve sonrasında rejimin başını saran felaketlerden sonra gündeme gelmiş bir konu değil bir süredir gündemde olan bir konudur.

Eski ABD idaresinin imzaladığı nükleer anlaşmanın, yaptırımlar ve izolasyondan muzdarip Tahran’a bir hayat öpücüğü verdiğine şüphe yok. Ancak Tahran rejimi hatalarını düzeltmek yerine daha da ileri gitti. Bölgesel maceralarının düzeyi yükseldi, içeriye dönük baskı arttı. Ama yeni ABD yönetiminin gelmesiyle yaptırımlar ve meydan okumalar geri döndü.

Rejimin düşünce biçimi eski, hizmet kurumları ise yıpranmış. Öldürmek, kaçırmak, işbirlikçi örgütler, mezhepçi radikal ideoloji gibi aynı berbat yöntem ve araçlarla politikalarını uygulamayı sürdürüyor.

Bu yüzden kontrolü kaybedip, yanlışlıkla uçağı vurması, en önemli askeri liderini kaybetmesi, halkının yaşam için gerekli olan zaruri ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinin çökmesi, petrolünü uluslararası piyasalarda satamaması gayet normaldir.

Bütün bunlara rağmen, ABD gibi büyük bir güce kafa tutmak ve dört Arap başkentini kontrol etmek istiyor.

Rejimin bu agresif ve düşmanca politikası, sınırlı idari ve ekonomik yeteneklere sahip birkaç erişkin tarafından yönetiliyor. Balistik füzeleri ve droneleri kullanma, Aramco saldırısı gibi bazı gelişmiş saldırılar düzenleme kapasitesinin kaynağı ise, Kuzey Kore ve ABD eksenine düşman diğer müttefiklerinin kendisine sağladığı destektir.

İktidara gelmesinden bu yana rejim, modern ve sanayileşmiş bir devlet kuramadı. Onun yerine halkını ve dünyayı bağımsız olabileceği, üretebileceği ve savaşabileceğine inandıran büyük bir propaganda ve askeri makine inşa etti.

Düzenli ordu, milis ve yedek güçlerden oluşan dev askeri sistemi, İran’a büyük bir güç veriyor olabilir. Ancak rejimin, Şah devrinden miras aldığı petrol rafinelerini bile geliştirmeyi başaramadığı da bir gerçektir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya