Ortadoğu'nun afyonu: Mehdicilik ideolojisi

Ortadoğu'nun afyonu: Mehdicilik ideolojisi

Salı, 14 Ocak, 2020 - 08:00

İran rejiminin resmi ideolojisi, İmam Humeyni’nin “İslam Fıkhında Devlet” kitabında teorize edilmiştir.

İslam Cumhuriyeti, “Mehdi gelene kadar ortamı hazırlama” misyonu ile kendisine kutsal meşruiyet atfeder. Bu sebeple Velayet-i Fakih şeklinde tanımlanan “Devrim Rehberi” Mehdi gelene kadar onun vekilidir.

Bu kutsal misyon gereği İran rejimi, kendisini ne halka ne de bölgeye, uluslararası hukuka karşı sorumlu görmez bilakis bunları gereksiz ayak bağları olarak görür. Her kutsal devlet gibi!

Devrim Rehberi/Veliyyi Fakih Hamaney’in kutsal diktatörlüğünü bu bağlamda ortaçağdaki Roma Katolik Kilisesi’ne benzetebiliriz.

Peki, koskoca bir ülke yönetimini ve bölgeyi bu denli derinden etkileyen Mehdi inancı nedir?

Şiiler, 873 yılında 12. İmam Mehdi’nin doğduğuna inanıyor. Ancak tüm tarih kaynakları 11. İmam’ın kısır olduğunu belirtiyor.

Doğduğu varsayılan Bebek Mehdi’yi ise sadece 4 kişi görmüş. O 4 kişi daha sonra bu bebeğin bir mağaraya saklandığını iddia etmişler.

69  yıl boyunca kimsenin yüzünü görmediği mağaradaki Mehdi, en sonunda 940 yılında Gaybet-i Kübra’ya çekildiğini duyurmuşlar. Kimler görmüş bu 4 kişi/naib kimler kayboldu bir gün gelecek diye duyuru yapmış yine bu 4 kişi!

Velhasılı kelam Şii inancına göre, 1080 yıldır meçhul Mehdi aramızda dolaşıyor ya da bir yerlerde gizleniyor. Bir gün Mehdi olduğunu tüm dünyaya açıklayacak ve yeryüzünde mutlak adaleti tesis edecek. (Detaylı tarihsel araştırma için bkz. Şiada Siyasal Düşüncenin Gelişimi, Şuradan Velayeti Fakihe, Ahmed El-Katib, Otto Yay. Ankara 2016)

Bilimsel-tarihsel bir dayanağı olmayan tamamen subjektif bir inanca dayanan bu iddialar üzerine bir siyasal resmi ideoloji ve rejim inşa ediliyor.

İşte “Mehdi’nin ordusu” da bu mitolojik senaryoda kendisini her türlü uluslararası hukukun, insani yönetim ve halk iradesinin üzerinde görüyor.

Bu yüzdendir ki İran derin devleti, içeride halkı sindir, dışarıda sömürgeci biçimde yayılma stratejisine hız veriyor.

Ülkemizde Fethullah Gülen ve Adnan Oktar cemaatleriyle gündeme gelen, Hasan Mezarcı'dan İskender Evrenesoğlu'na burada adını sayamayacağımız uzun bir listede gündemimizi meşgul etmeye devam eden "Mehdi"cilik en son, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın askeri danışmanı Adnan Tanrıverdi’nin 3. Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi’ndeki sözleri tepkilere neden oldu. Adnan Tanrıverdi, kongreye ilişkin yaptığı açıklamada "İslam Birliği olacak mı olacak. Nasıl olacak Mehdi Hz. geldiği zaman. Peki Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir. Peki bizim bir işimiz yok mu, ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte ASSAM bunu yapıyor" ifadelerini kullanmıştı..

Mehdi-kurtarıcı ideolojisinin farklı versiyonları var. Örneğin Siyonist versiyon, Hristiyan-Siyonist Evanjelist versiyon, Sabataycı versiyon, Nusayri versiyon, Sünni Selefi versiyon, Sünni Tasavvufi, Sünni Nurcu versiyonlarıyla herkesin bir Mehdisi var. Sünni/Selefi, Sünni/Sufi ve Sünni Nurcu Mehdi beklentileri ise Sünni Hadis literatürüne dayanıyor. Şiiler yukarıda belirttiğim gibi zaqten yaşayan kaybolmuş/gizlenmiş bir Mehdi'nin bir gün süpermen misali gerçek kimliğini açıklayacağına inanıyorlar. Sünniler ise doğacak bir bebek Mehdi bekliyorlar.

İlahiyatçı Yazar Mehmed Ali Durmuş ise İşaret Yayınları tarafından 2015'te "Mitolojik Kurtarıcı Mehdi" adıyla basılan Doktora tezinde Sünni Hadis Külliyatında yer alan Mehdi rivayetlerini hem senet-ravi hem de metin açısından değerlendiriyor.

Müslümanların Kur'an ve Sahih Sünnet ölçülerinden uzaklaşıp dejenerasyon sürecine girmeleriyle beraber bir çok bid'at ve hurafenin İslam kültürüne girmesi karşısında ihya ve ıslah çabaları dünden günümüze devam edegeldi.

"Mehdi" inancı da bu açıdan irdelenmesi gereken vahiy-dışı düşüncelerden birisi.

Müslümanların iman esasları korunmuş kitaplarında belirlenmişken onların tarih algılarını değiştiren, toplumsal olaylara bakışlarını derinden sarsan zanni rivayetlerle ihdas edilmeye çalışılan "Mehdi" itikadının temellerine Mehmed Ali Durmuş Kur'an bütünlüğü ve Hadis ilminin cerh ve tadil kriterleriyle yaklaşıyor.

Yazarın ifadesiyle "Hadis uydurma anaforunda Mehdi hadisleri, sahne dekorunun önemli bir parçasıdır. Yahudi ve Hristiyan Mesih figürü, Mehdi ve İsa'nın nüzulü gibi renklere boyanarak Müslüman inananda kendine yer bulabilmiştir. Deccal gibi Mehdi/Mesih fonksiyonunun karşı kutbunu temsil eden isimler için de aynı hüküm geçerlidir."

Eser, Durmuş'un "Mehdi Hadislerinin Tedkiki" başlıklı yüksek lisans tezinin genişletilmiş halini oluşturmakta. Kitaba "Mehdi" teriminin anlamlarını irdeleyerek ve Mehdiden başka geleceği müjdelenen kurtarıcı karakterlerini bildiren rivayetleri inceleyerek başlayan yazar, daha sonra rivayetlerde çerçevesi çizilen "Mehdi"nin biyografisini ortaya koyarak okuyucuya rivayetler arasındaki çelişkileri göstermekte, rivayetlerin üretildiği tarihsel koşulları da yansıtmaktadır. Şia'nın Mehdi anlayışını da 12 imam kültü dairesinde inceleyen Durmuş, daha sonra Sünni Mehdi hadislerinin senet yönünden tahlilini yapmaktadır.

Tüm rivayetlerin rical ilmi açısından tedkikini yapan ve sened olarak sıhhatlerinin ne derece olduğunu araştıran yazar, kitabın dördüncü bölümünde de Mehdi rivayetlerinin metinlerinin tahkikine girişmiştir.

Mehdi fikrini doğuran harici etkenleri işledikten sonra da Mehdi fikriyatını İslam kültüründe ilk benimseyen fırka olan Şia'nın Mehdi, ric'at, imam ve cifir inançları üzerinde kapsamlı birer tahlilde bulunmuş, Şia'nın Kur'an'ı te'vilinden örneklerle Şia dogmalarının gelişim sürecini incelemiştir.

Tasavvuftaki Mehdi/Mesih inancına da değinen Durmuş, Abdal tasavvurunu tasavvufi kaynaklardan örneklerle ortaya koymuş.

Fiten edebiyatı ve İsrailiyat'a dikkatleri çeken yazar, Mehdi hadislerinin siyasi arka planının İslam tarihi kaynaklarından izini sürmüş, Mehdi rivayetlerinde anahtar kavramlar ve yer adları olan "siyah bayraklar", "yere batan ordu", "12 rakamı", "hilafet", "Şam" ve "Horasan" simgelerinin tarihsel konumlarını ve kurgulanan rivayetlerin hangi tarihi koşula oturduğunu ortaya koymuş. Durmuş, kitabın son bölümünde Mehdi hadislerindeki abartı, çelişki ve tutarsızlıkları irdeleyip Kur'an'ın gayb, sünnetullah ve kıyamet söylemleriyle karşılaştırmasını yapmış.

Özellikle Kur'an'daki gaybi haddlerin bu gibi zanni söylencelerle aşıldığı, Sünnetullah'a ters bir "ahir zaman" algısının Müslümanların zihnine sokulmaya çalışıldığı ortaya konmaktadır. Kitab'ın ilmi tedkiklerinin iki ana sonucu bulunmaktadır: Mehdi ile ilgili hadis rivayetlerinin tedkiki göstermektedir ki, hadisçilerin en çok önem verdikleri sened açısından da bu rivayetler güvenilir değillerdir. Her bir hadisin en az bir ravisi, şiddetle tenkid edilmiştir, (s. 262)

Dolayısıyla Mehdi rivayetleri ilmi açıdan bir söylentiden ahirzamanda yaşanacağı ileri sürülen olaylar da bir mitolojiden öteye gidememektedir. Ayrıca "metin tenkidi açısından ilk başta göze batan husus, hadislerin içerdikleri mantıksal, tarihsel çelişkiler ve abartılardır. Ardından, bu hadislerin, Kur'an mentalitesiyle çatışan içerikleri gelmektedir." (s. 262)

Alanında önemli bir boşluğu dolduran çalışmadan önce "Mehdilik" konusunda Avni İlhan'ın "Mehdilik" (Beyan Yay.) isimli çalışması bulunmaktaydı. Ancak bahsi geçen çalışma "Mitolojik Kurtarıcı Mehdi" kitabı kadar kapsamlı bir çalışma değildi. Durmuş'un bu çalışmasıyla günümüzde Kur'an merkezli ıslah söyleminin bazı cemaat ve iktidarlarca özellikle popülerleştirilen "Mehdi'nin ve Mesih'in dönüşü" kurgusuna karşı Kur'ani perspektifle ve Hadis ilminin cerh ve tadil ölçütleriyle net bir cevap verileceğini göstermiş oldu.

Yazar'ın kendi ifadesiyle "nazm-ı celili mahfuz kalan Kur'an, yorum olarak Beni İsrail'in Tevrat'a ve İncil'e yaptıklarının benzeri bir akıbete duçar olmuş mudur? 'Eğer olmamıştır' diyebilecek olanlar varsa "ahirzaman eksenli, Mehdi'nin de içinde yer aldığı bir yığın Kur'an dışı kurgu neyin nesidir?!" sorusuyla konunun önemi ortadadır.

Mehdi'nin ve Mesih'in geleceği dogması, geçmiş cahili kültür ve felsefelerin ve özellikle de İsrailiyat ve Hristiyanlığın Kur'an'ın sünnetullah anlayışına, gaybi ölçülerine birer saldırışıdır. Müminlerin inançlarına sokulmaya çalışılan bu tür zanni vehimlerle mücadele etmek ve her türlü inanç ve rivayete Kur'an'ın ölçütleriyle yaklaşmak Kur'an'ın Furkan özelliğini hayatımızda işlevsel kılmak demektir. Mehdi konusundaki popülist hurafeci iddialara karşı ilmi bir cevap niteliğindeki bu kapsamlı çalışmaya emek veren Mehmed Ali Durmuş'a ve İşaret yayınlarına teşekkür ediyoruz.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya