​Süleymani’nin öldürülmesinden sonra İran’ın sabrının sınırları olacak mı?

​Süleymani’nin öldürülmesinden sonra İran’ın sabrının sınırları olacak mı?

Perşembe, 9 Ocak, 2020 - 14:00
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

Geçen hafta çarşambayı perşembeye bağlayan gece Londra saati ile 02:41’de telefonuma şu acil haber mesajı geldi: Kasım Süleymani öldürüldü! Dokunulmaz olduğunu sandığımız adam ölmüştü.

İranlılar tepkileriyle bağlantılı durumlarda “sabır” kelimesini kullanırlar. Bu kelime kimi zaman ellerinden bir şey gelmediği kimi zaman da harekete geçmek için uygun zaman ve mekanı seçmek için bir süre bekleyecekleri anlamına gelir.

Nitekim, Süleymani’nin öldürülmesinden hemen sonra yerine atanan Tuğgeneral İsmail Kaani de, “Sabırlı olun ve biraz bekleyin” açıklamasını yaptı.

Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan ise CNN'e verdiği demeçte, ülkesinin acelesi olmadığını, hedeflerini dikkatlice seçeceğini belirtti ve “Tepkimiz akıllıca ve iyi düşünülmüş olacak. Uygun bir zamanda gerçekleşecek ve büyük bir etkiye sahip olacak” diye konuştu. Çarşamba sabahı İran, Irak’taki iki ABD askeri üssünü bombaladı.

Genelde bir şeyin açığa kavuştuğunu belirtmek için maskeler düştü ifadesini kullanırız. Ancak Süleymani’nin öldürülmesinden sonra bu ifadeyi: Birçoklarının gizlendiği çadır yıkıldı şeklinde dönüştürüp kullanabiliriz. İran’ın vekilleri ve taraftarları çok geçmeden medyada boy göstermeye, tehditler savurmaya ve İran’ın tepkilerini belirlemeye başladılar. Böyle yaparak sanki İran liderliğinin içine düşmüş olduğu şaşkınlığı açığa çıkarıyorlardı. Görünüşe bakılırsa İran liderliği o kadar ne yapacağını bilmez bir durumdaydı ki, dünyayı tehdit etme hatta üçüncü dünya savaşı çıkacağı ile korkutma görevini vekillerine bırakmıştı.

Ortada basit belki de aptalca bir soru var. Bu soruyu çocuklarını kaybetmiş anneler, yetimler ve dullar adına sormak istiyoruz. Uzandığı her bölgede Süleymani’nin planları neticesinde binlerce sivil hayatını kaybetti, neden hiç kimse onların öldürülmesini kınamadı? Direniş liderleri kendilerini “şehadet projeleri” diye tanıtıyorlar, eğer buna gerçekten inanıyorlarsa neden istedikleri olunca tehdit ediyor ve intikam alma yeminleri ediyorlar?

Bu, Süleymani’nin değil bölgeye egemen olmak için başka ülkeleri ortadan kaldırmak ve silmek ya da zayıflatmak isteyen Mollalar rejiminin hikayesidir.

Süleymani, İran’daki en yüksek askeri nişan olan Zülfikar Nişanı’nı alınmıştı. Bahsi geçen nişan, 1856 yılında Kaçar hanedanlığı döneminde oluşturulmuştu. Devrim Rehberi Ali Hamaney, geçen yıl şubat ayında bu nişanı Süleymani’nin göğsüne taktıktan sonra sanki yakın zamanda öldürüleceğini sezmiş gibi şöyle demişti: “ Sonunda şehit olarak ölmesini temenni ediyorum ama İran İslam Cumhuriyeti’nin daha uzun yıllar ona ihtiyacı var.”

Ölümünden sonra tüm dünya endişeye kapıldı. Fakat İran bir çıkmaz içinde. Vekil örgütleri yoluyla saldırı düzenleyip bunu üstlenmezse Süleymani’nin intikamını almış sayılmayacak. Herhangi bir saldırının arkasında olduğunu iddia ederse bu kez ekonomisi dipsiz bir çöküş içinde olan bir ülkede, kendisine yönelik öfkenin daha da artması riskini almış olacak. Hatta ekonomiyle birlikte kendisi de çökecek. Süleymani’nin öldürülmesinin en olası sonucu: ABD’ye karşı hafif bir İran savaşı olacaktır. İran doğrudan savaşmaz ancak son İranlı olmayan adamını kaybedene kadar  vekalet savaşını sürdürür. Fakat Süleymani’nin ölümüyle İran’ın vekilleri aracılığıyla yürüteceği savaş da daha zayıf olacak.

Üçüncü dünya savaşı ile tehdit etmek, tam bir saçmalık. Dünya savaşı bir yana bir savaş tehlikesi bile gittikçe uzak bir ihtimal haline geliyor. Ortada Süleymani’nin öldürülmesinin gerilimi   yükselteceğine ilişkin bir kanıt yok. İran’ın gerilimi tırmandırması ve bir şekilde intikam alması olası ama bu savaş başlatacağı anlamına gelmiyor. Hem İran daha Süleymani öldürülmeden önce gerilimi tırmandırmaya başlamıştı.

ABD’liler ile Avrupalılar arasında da Başkan Donald Trump’ın bu kararla savaşa davet çıkardığına işaret eden bazı yorumlar yapıldı. Ama bu dar görüşlü bir yorumdur.

İran ve Suriye rejimi yıllardır Suriyelilere karşı savaşıyorlar. Bu savaşta yaklaşık yarım milyon Suriyeli hayatını kaybetti. Bağdat ve Irak’ın güneyinde ekim ayından bu yana gösteriler düzenleyen Iraklılar, Süleymani ve Ebu mehdi el-Muhendis’in ölümüne üzülmediler. Çünkü onlar ve adamları yaklaşık 400 göstericinin ölümüne neden olmuşlardı. Kuzey Suriye’de insanlar bu haberi duyduklarında tatlı dağıttılar.

İran’ın ilk tepkisi, Irak parlamentosunu ABD kuvvetlerinden ülkeden ayrılmasını talep eden bir karar almaya zorlamak oldu. Söz konusu oturuma ne Kürt ne de Sünni milletvekilleri katılmadı. Bunun yanında, Iraklı Şiilerin çoğu da ülkelerinin uluslararası alanda izolasyona maruz kalıp İran için daha kolay bir lokma olmaması için söz konusu güçlerin kalmasında ısrar ediyor. ABD eğer Irak’tan çekilirse Trump seçilmesini sağlayan vaadini yani ABD güçlerinin Irak ve Afganistan’dan çekilmesini gerçekleştirmiş olacak.

İran’ın yandaşları ve Batılı solcular, Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’da ve genel olarak bölgede İran’ın Arap halklarına çok pahalıya mal olan eylemlerini önemsemeden Süleymani’nin öldürülmesini emperyalizme başkaldırı için bir fırsat olarak gördüler. ABD Ortadoğu’da korkunç şeyler yaptı. Bu açık ve nettir. Lakin Süleymani’nin düzenlenmesine ve planlanmasına yardımcı olduğu kasıtlı ve sistematik toplu katliamlar da en az onlar kadar korkunç ve kötüdür.

ABD başkanları daha 2006 yılında, Süleymani’yi öldürülmesi gerekenler listesine eklemişlerdi ama bu adımı atamıyorlardı. Sonra Trump geldi ve bu adımı attı. İran, bölgeyi ABD kuvvetleri, diplomatları hatta şirketleri için daha zor hale getirmeye çalışacak ve nükleer anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyecek. Doğrudan savaşın yaşanıp yaşanmayacağını ise ABD’nin buna vereceği tepki belirleyecek.

Birçokları, İran’ın içerideki öfkeyi azaltmak için bir şeyler yapması gerektiğini biliyorlar. Örneğin; ABD’nin Ortadoğu’da farklı yerlerde bulunan çıkarlarına birkaç füze atmak gibi. Öte yandan, süper güç ABD’ye karşı açık ve tam anlamıyla bir savaş açması, İran açısından tam bir intihar olacaktır.

İran içerisindeki bir başka sorun, Devrim Muhafızları’nın sanılanın aksine eskisi gibi güçlü olmamasıdır. İranlılar da açık bir savaşa yol açabilecek eylemler istemiyorlar. Bütün bunların yanında bir de finansman sorunu var. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi rejimin işine yaradı. Bu sayede kitleleri milliyetçilik duyguları ve yabancı düşmanlar aracılığıyla etrafına toplamayı başardı.

Rejim, içeride devam eden protesto gösterilerini bastırmak için de bu suikastten yararlanabilir. Dini Lider de gittikçe daha fazla popülerleşen ve bir “kült” haline gelen bir kişilikten kurtulmuş oldu ki rejim için bu hiç  kötü bir şey değil.

Süleymani’nin öldürülmesi minumum düzeyde, bölgede orantısız çatışmanın ve siber saldırıların artmasına yol açacaktır.

Konuştuğum bir İranlı muhalif şöyle konuştu: Süleymani’nin bir teröristten ibaret olduğunu söylemek rolünü büyük ölçüde önemsememek demektir. Süleymani milyarca dolara hükmetti ve terörist gruplara aktardı. Süleymani’yi öldürmek bir terör örgütünün liderini öldürmeye benzemez.

Bilakis aynı anda hem bir terör örgütü liderini hem de bir devlet başkanını öldürmek demektir. Süleymani uzun yıllar bir diken gibiydi. Rehber onun öldürülmesini savaş için kışkırtıcı bir neden olarak görebilir ama kendisi zayıf ve gittikçe gücünü kaybediyor.

Öldürülmesinden saatler sonra Iraklılar bunu kutlamak için toplandılar. Tahran’da bile cenazesi sırasında: Layığını buldu diyenler oldu. İran rejimi mantıklı olsaydı halkların kendisinden nefret etmesine sebebiyet veren Irak, Suriye ve Afganistan’daki katliamlarını görürdü. Rejimin sorunu, özünün ve ideolojisinin barış ile çatışıyor olmasıdır.

İran’ın bölgesel politikaları, vekil örgütleri ile ilişkileri Süleymani ile başlamadı ve onunla sona ermeyecek. Ancak Süleymani bu vekiller, liderleri ve savaşçıları ile ilişkileri geliştirmekte kesin bir rol oynadı. Ölümü İran’ın vekilleri ile ilişkisinde bir boşluk bırakacak. Bir boşluk bırakacak çünkü Süleymani’nin aynı tecrübeye ve aynı düzeyde kişisel ilişkilere haiz doğal bir varisi yok. Kişisel ilişkileri İran’ın güvenlik politikaları ve kendisi için bir güç kaynağıydı. Bu nedenle, ölümü İran’ın vekilleri ve bölgesel politikaları için büyük bir darbe sayılıyor.

Ölümü, onun emelleri yüzünden sevdiklerini kaybeden Iraklılar ve Suriyeliler için “kutlanacak bir an”dı. Onlar gibi Süleymani de başlattığı savaş kapsamında hayatını kaybetmişti.

Süleymani’nin doğal bir şekilde ölmeyeceği, bir “külte” dönüşmesinin varisleri olmasını engelleyeceği biliniyordu. İran’ın vekillerinin neden onun ölümünün savaşı başlatabileceğini tekrarlayıp durduklarını anlamak istiyorsak onu yalnızca Devrim Muhafızları’na tabi Kudüs Gücü’nün komutanı olarak görmemeliyiz. Onun bir “alametifarika” ve İslam Cumhuriyeti’nin sembolü olduğunu anlamalıyız.

İran’da birçok lider var ama sadece bir Süleymani vardı. 90'lı yılların sonunda Lübnan’da yıldızı yükselmeye başladı. Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak ordusunu Lübnan’dan çekmeye karar vermesi Süleymani, Kudüs Gücü ve Hizbullah için bir zafer sayıldı. Ölümü ise Irak’ta oldu. Öne çıkan bir bölgesel aktördü. Yıllar içinde tesis ettiği gizli alt yapıyı, öldürmek, kazanmak, varlığını kanıtlamak gibi gizli olmayan hedeflerini gerçekleştirmek için maharetle kullandı.

Son günlerinde Suriye’yi garanti altına aldığı hissine kapılmıştı ki Lübnan ve Irak’taki gösterilerle şaşkına uğradı. Dengesi bozuldu. Eski ABD büyükelçisi Ryan Crocker’ın dediği gibi, ona göre Irak-İran savaşı bitmemişti. Süleymani’nin amacı, Irak’a karşı kesin bir zafer elde etmek, bu olmazsa en azından onu zayıf bir ülkeye dönüştürmekti. Ama bunun yerine Irak’ta öldürüldü.

General David Petraeus’un anlattığına göre, Süleymani kendisine Kürt lider Celal Talabani aracılığıyla bir telefon mesajı göndermişti.

Bu mesajda şöyle deniyordu: General Petraeus, benim adım Kasım Süleymani. Şunu bilmelisin ki İran’ın Irak, Gazze, Afganistan ve Lübnan politikalarını ben kontrol ederim.”

Nitekim Bağdat’ta öldürülmeden önce son durağı Lübnan olmuştu.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya