Lanetli demokrasi ve popülizm

Lanetli demokrasi ve popülizm

Cuma, 20 Aralık, 2019 - 11:45
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar

Popülizm hakkında birçok teori bulunuyor, yaygınlaşmakta olan bu fenomen hakkındaki görüş çokluğu aynı zamanda bir entelektüel kafa karışıklığına işaret ediyor.

Siyasi ve entelektüel çevrelerde ‘popülizm’ hakkında çok fazla konuşulduğuna şahit oluyoruz.

Popülizm kelimesi özellikle dönüş kelimesiyle ilişkilendiriliyor, ‘popülist siyasete dönüş’ gibi.

Sanırım siyasiler ve medya uzmanlarının ‘dönüşten’ kasıtları, tarihi olarak Avrupa’da popülist akımların önce yaygınlaşması ardından aşılmış olmasına işaret etme amacı taşıyor.

Popülizm hakkında zihinlerde yer eden düşünce; halkı kutsayan, halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu taşıyan, halkın duygu ve tepkilerini dikkate alan bir eğilim olmasıdır.

Gustave Le Bon'un gözden kaçan kitaplardan biri olan "Kitlelerin Psikolojisi" adlı kitabında, kitlenin temel özelliğinin; kişisel ayrımların ortadan kalkmasıyla, üyelerinin tek bir ruh ve müşterek bir tutkuda birleşmesi, ayrıca zihinsel seviyenin de düşmesi olarak değerlendiriyordu.

Le Bon ayrıca kitle ile hipnoz arasında bağ kurduğu yeni bir yorum öneriyor, kitle içinde yer alan bireyde meydana gelen değişikliklerin hipnoz sırasında kişinin yaşadığı şeylerle çok benzer olduğunu düşünüyordu.

Bu yaygın popülizm ortamında belki de sorulması gereken soru şudur; Popülizm kendini tekrarlıyor mu, yoksa farklı bir popülizm kavramıyla mı karşı karşıyayız?

Bu soruyu cevaplamaya çalışmadan önce, üzerinde durulması gereken bir çıkmaz var gibi. Seçkinlerin, iktidara ulaşma noktasında demokrasiyi yaygın olarak benimsemesi bazı ülkelerde popülizmin ortaya çıkmasına, demokrasiyi çok önceden benimsemiş ülkelere de popülizmin geri dönmesine katkı sağlamıştır. Demokrasi ve popülizm arasında yadsınamayacak bir bağ bulunmakta, demokrasi en basit tanımıyla halkın yönetimi, özellikle çoğunluğun yönetimi değil midir?

Bu tür soruları sormanın, düşüncenin sağlam bir zemin üzerinde kurulabilmesi için önemli olduğu görüşündeyim. Özellikle Tunus gibi ülkelerde popülizmin demokrasi ile ilişkilendirilmesi çok boyutlu bir gerginliğe ve akılcılıkla çatışmaya kadar gidebiliyor.

Tabii ki buradaki yerimiz meselede fazla derinleşmemize olanak sağlamıyor. Öyleyse somut bazı örnekler ve bazı mülahazalar üzerinden eleştiri getirmekte fayda var.

Bu mülahazaların ilki; seçim süreçlerinin şeffaflığına rağmen demokrasinin suiistimal edilmesi halkın yanlış kararlar vermesine neden olabiliyor. Halkın yanlış seçimleriyle başa geçen liderler de meselelere kıyas edilebilir çözümler bulamadığından popülizme başvurmayı tercih ediyorlar. Tarih boyunca en iyi yönetim biçimi olarak benimsenen demokrasi bu gibi yaygın durumlarda meyvelerini vermiyor.

Demokrasinin başarılı olabilmesi için, seçimlere katılan partilerin gerçekçi şeffaf açık ve net projelerinin olması gerekiyor ki geriye sadece seçimle işbaşına gelip eyleme geçmeleri kalsın.

Yani siyasal alanın zaafları demokrasiyi olumsuz yönde etkiliyor, tabir caizse itibarını zedeliyor.  

Bugün Tunus'ta geniş gruplar arasında yaygın olduğu üzere halkın algısında lanetli bir şeye dönüşüyor demokrasi. Elbette sorun demokrasinin kendinde değil, siyasi alanın kırılganlığında.

İtalyan sosyolog Vilfredo Pareto’ya göre insanlık tarihi, seçkinlerin durmadan devam eden yer değiştirme tarihidir:

Biri yükselirken diğeri alçalır, kısa aralıklar dışında insanlar her zaman bir seçkin azınlık tarafından yönetilmişlerdir.

Demokrasi ise ‘dönüşümlü seçkinlik’ anlamını taşır. Siyasi elitin, yeterlilik, bilgi gibi bazı özellikleri olmalıdır, bu özellikler ve şartların yokluğu demokrasiyi zedeler ve popülizmin artmasına sebebiyet verir.

Siyasal alanın yozlaşması nedeniyle, halkın çoğunluğunun yönetiminden, seçim sürecindeki bir şaşkınlığı anlamına gelen çarpıtılmış popülizme geçiş yaşanmaktadır.

İkinci mülahaza ise;  yeni popülizmin eski popülizmden farklı olduğudur. Yeni popülizmde halk, talep ve beklentilerinde maddidir, dolayısıyla ekonomik vaatler bir şeyin halk tarafından rasyonel olmasını sağlar.

Max Weber’e göre bu onları açık hedefleri olan rasyonel bir popülist yapan ekonomik bir şeydir.

Max Weber, batı toplumlarının gelişme dinamiğini rasyonelleşme kavramı ile açıklıyor. Ona göre, zihniyetin rasyonelleşmesi kapitalist iktisadi zihniyeti yoğuruyor, kapitalist iktisadi zihniyet ise modern kapitalizmi yaratıyor, dolayısıyla kapitalizm iktisadi zihniyetin rasyonelleşmesinin bir tezahürüdür.

Eylem açık bir hedef tarafından yönlendirildiğinde rasyoneldir ve bu Weber rasyonalitesi olarak bilinir.

Bu ne anlama geliyor? Bu durumda bir politikacı halkı kutsamasını nasıl dile getirebilir, ebeveynini yoran şımarık bir çocuğun kaprislerine uyarak mı?

Dünün popülist sloganları bugün geçersizdir, maddi popülizm kendini dayatmakta, iktidarlarını popülizme borçlu olan yetersiz yöneticilere doğrudan ya da dolaylı olarak baskı kurmaktadır.

Yöneticiler ya halkın maddi isteklerini kutsayacak ya da demokrasiden yardım isteyecektir. Gerçek demokrasilerde popülist yöneticiler cezalandırılır ve halk olgunlaşarak siyasi seçkinler arasında değerlere dayalı seçimlerde bulunur.

Bu şekilde demokrasi yavaş yavaş yerine oturur.

Popülizmin zaman kaybı olduğu ve hayal kırıklığı yarattığı doğrudur, ancak demokrasi şimdilik bu ateşin üzerinde ağır ağır pişip halkı küçük bir çocuktan genç ve bilinçli bir bireye dönüştürecektir. Aynı şekilde halk, demokratik sürecin ana oyuncuları olan seçkinleri tanımakta da ilerleme kaydedecektir.

Her ne kadar psikolojik, zamansal ve mali olarak ağır bedeller ödeyerek olsa da…


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya