Hizbullah'ın Ürdün'deki popülaritesi neden azaldı?

Hizbullah'ın Ürdün'deki popülaritesi neden azaldı?

Perşembe, 12 Aralık, 2019 - 12:45
Güvenlik organları, Hizbullah’ın 2006 yılından bu yana Ürdün arenasına nüfuz etme girişimlerini takip ediyor (AFP)
İstanbul/Şarku'l Avsat
Tarık Dilvani

İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan Ürdünlü esir Hebba el-Labadi, kendisine sempati duyan birçok Ürdünlü açısından bir sembole dönüştü. Lübnan Hizbullahı ve lideri Hasan Nasrallah da geçen Kasım ayında serbest bırakılmasından birkaç saat sonra kendisini selamladı. Söz konusu selamlamanın ardından bazı taraflar, Hizbullah ve liderine eleştiriler ve öfke dolu tepkiler yönelterek, parti üyelerini mezhepçi militanlar olarak niteledi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre olay, Hizbullah’ın Ürdünlüler arasındaki popülerliğinin zirveye ulaştığı 2006 yılı sonrasında nasıl azalmaya başladığını da gösteriyor.

Özellikle de Ürdün’deki Filistinli mülteci kamplarında olmak üzere Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın yıllarca el üstünde tutulması sonrasında Suriye devrimini destekleyici gösteriler sırasında Hizbullah bayrakları yakıldı ve Nasrallah’ın konuşmalarına yönelik ilgi azaldı. Hatta sosyal medya organlarında da görüldüğü üzere Hizbullah, Ürdün sokaklarında “Deccal” olarak anılmaya başlandı.

Temkinli tavır

Ürdün Kralı 2. Abdullah’a yakın kaynaklar, kralın, özellikle de Suriye’deki çatışma ve şiddetin körüklenmesinde oynadığı rol sonrasında Hizbullah’a karşı kızgın olduğunu belirtiyor. Ürdün’ün resmi konumu, “Lübnan devletiyle uyum ve Hizbullah’ın Lübnan’daki eylemleri” hususunda birçok Arap ülkesiyle aynı konumda.

2016 yılında Ürdün, Arap Birliği’nin “Hizbullah’ı terörist olarak tanıma” kararını destekledi. Ancak Lübnan hükümetinde Hizbullah’a mensup bir bakanla görüşme beklentisiyle bu tavrını resmi şekilde ilan etmedi.

Aynı şekilde Ürdün makamları, Ürdün topraklarındaki Hizbullah’ın DEAŞ örgütünü desteklediği yönündeki şüphelerini takip etmek için bir karar daha aldı.

Bölünme ve uyuyan hücreler

Yazar Mahir Ebu Tayr, Ürdün’de Hizbullah’a karşı bir bölünme yaşandığını belirtti. Ebu Tayr, suçlama dilinin, Hizbullah’ı hala destekleyen ve onu bir direniş grubu olarak gören az sayıda kişi arasında da yaygın olduğunu ifade etti. Mahir Ebu Tayr, “Ürdün’deki Hizbullah ve destekçileri, Hizbullah’ı veya Hasan Nasrallah’ı eleştiren herkesin, doğru yoldan saptırmaya çalışan Siyonist ve Mossad ajanı olduğuna inanıyor” dedi.

Ebu Tayr, Hizbullah’ın Ürdün’deki popülaritesinin azalması hususunda endişelerini dile getirirken, “Bölgesel hesaplarda her zaman çatlaklar olsa bile bölgenin tüm sorunları, Ürdün’de bize karşı, ağır ve üzücü bir şekilde geri dönüyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemciler de Hizbullah’ın Ürdün’de uyuyan hücreleri olduğuna inanıyor. Öyle ki gözlemciler, Hizbullah’a destek veren çoğu tarafın, Ürdün ve Hizbullah arasındaki gergin ilişkiler çerçevesinde birer saatli bomba olduğunu ifade etti.

Ürdün’ün endişelerini artıran şey ise, birkaç yıl önce İsrail’de yayın yapan 10. Kanal’ın “Ürdün, Mısır ve Filistin’de Şiileştirme faaliyetleriyle ilgilenen, Hizbullah’a bağlı “1800” adlı bir birimin bulunduğu” yönündeki haberi oldu.

10. Kanal, haberinde söz konusu birimin liderinin, 133 adında yeni bir gruba liderlik etmek üzere görevlendirildiğini ve Ürdün, Mısır ve Batı Şeria’da İsrail çıkarlaına zarar verecek unsurları görevlendirmeye çalıştığını açıkladı.

Mezhepçilik ve örtülü tehditler

2011 tarihinde Ürdün’ün Arap Baharı’na dahil olabileceği iyle birlikte, Hizbullah’ın özellikle de sol kesim ve Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) saflarında olmak üzere Ürdün güçleri arasına nüfuz edebileceği korkusu ortaya çıktı.

Ürdün’deki bölünmüşlerin Hizbullah’a karşı tavırları devam ederken, Müslüman Kardeşler de desteğini geri çekmeye başladı. Suriye’deki olayların patlak vermesiyle ve Hizbullah’ın askeri açıdan kriz hattına dahil olmasıyla birlikte Hizbullah güçlerinin mezhepsel faaliyetleri, Hizbullah’ın Ürdün’deki popülerliğini azalttı.

Halkın Hizbullah’a yönelik tavrı, o dönemde Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından yürütülen bir anketle ortaya koyuldu. Ankete göre Hizbullah’ı meşru bir direniş hareketi olarak görenlerin yüzdesinde önemli bir düşüş yaşandı.

Özellikle de Hizbullah’ın birçok defa Ürdün’e örtülü tehditte bulunmasının ve Ürdün’ün Suriye rejimine askeri saldırılara katılmasıyla Ürdün’de askeri taciz hamlelerinin başlamasının ardından Ürdün, Hizbullah’ın Suriye sınırındaki varlığından her zaman endişe duydu.

Askeri faaliyet ve güvenlik endişeleri

Hizbullah’a yönelik güvenlik endişeleri, son yıllarda Ürdün açısından büyük bir endişe kaynağı haline geldi. 2015 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, yedi Ürdünlüyü, Ürdün'de Hizbullah’a bağlı faaliyetler yürütmekle suçladı.

Ancak bu önlem ilk değildi. Zira güvenlik organları, ABD’nin ülkedeki askeri varlığını hedef alma başlığı altında Hizbullah’ın 2006 yılından bu yana Ürdün arenasına nüfuz etme girişimlerini takip ediyor.

Başkent Amman’daki İsrail büyükelçiliğine karşı askeri operasyon planının yanı sıra İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırısı sonrasında 2008 yılında Amman’da bulunan Starbucks kafesinin bir şubesi hedef alınmaya çalışıldı.

Ürdün güvenlik organlarına göre 2011 tarihinde Hizbullah, Ürdünlü bazı unsurları, İsrail’e karşı askeri operasyonlar yürütmek üzere saflarına dahil ederek onları, şifreli mesaj programını kullanmak üzere eğitti.

Ürdün’ün Hizbullah’a yönelik güvenlik endişeleri, 2007 yılında yetkililerin, Tahran’dan Şam’a uçuş yapan bir uçağın Ürdün sahasından geçmesine izin vermemesi sonrasında açıkça görüldü. Yetkililer, uçağı Hizbullah’a silah ve mühimmat taşıdığı şüphesiyle iniş yapmaya zorlamıştı.

Ürdün hükümetinin o dönemde Şam’a gönderdiği mesaj, İran’ın Hizbullah’a verdiği desteğin durdurulması ve Ürdün hava sahasının kullanılamayacağı yönünde oldu.

Editörün Seçimi

Multimedya