Suudi Arabistan ve İran: Büyük fark

Suudi Arabistan ve İran: Büyük fark

Salı, 10 Aralık, 2019 - 10:45
Muammer el-İryani
Yemen Enformasyon Bakanı

Zaman zaman bazı medya araçlarında, Suudi Arabistan’ın temsil ettiği model ile İran’ın temsil ettiği diğer yönetim modeli arasında karşılaştırmalarla karşılaşıyoruz.

Doğrusu bu karşılaştırma, kardeş ile düşman, gelecek ile geçmiş, barış ile saldırganlık, inşa etmek ile yıkmak arasında haksız bir karşılaştırmadır.

Destekçileri, İran rejimini Suudi Arabistan’ın temsil ettiği “ılımlı eksen” karşısında "engel olma ekseni" ya da "direniş cephesi" olarak tanımlamakta ısrar ediyorlar. Bununla İran’ın ve bölgedeki uzantılarının, İsrail projesini engelleyen bariyer olduğunu kastediyorlar. Fakat işin iç yüzü dikkatlice araştırıldığında, İran projesinin ve bölgedeki uzantılarının, krizler yaratmakta İsrail’e yardım eden bir faktör oldukları ortaya çıkar. Filistin sorununu eksene alan Arap dünyasının ortak gündeminin İran ve uzantılarının politikaları sebebiyle meşgul edilmesi İsrail'in bu dağınıklıktan faydalanarak istediğini yapmasını kolaylaştırmaktadır.

İran'ın Ortadoğu'daki işgalleri, Arap halklarına karşı en az İsrail kadar kanlı bir varoluşsal tehdit oluşturmakta. Arap ülkelerinin kendi varoluşlarını tehdit eden bu tehlikeyle uğraşmaları Filistin gündeminin arka plana düşmesine yol açmaktadır.

Mollalar rejimininin tetiklediği savaşlar, mezhepçi tasfiyeler, etnik katliamlar, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Bahreyn’de alevlendirdiği çatışmalar; Bölgeyi adeta bir mayın tarlasına dönüştürme, kaynaklarını sömürme, birbirini takip eden krizlerle meşgul etme misyonunu üstlenen bu rejimin alnındaki bir lekedir.

Buna karşılık, Suudi Arabistan liderliği ise elindeki imkan ve olanakları, bu tehlikeyi püskürtmek, barış tohumlarını ekmek, gerilime ve tıkanıklığa yol açabilecek faktörlerden kaçınmaya adamaktadır.

Bugün Suudi Arabistan ve onunla birlikte bütün iyi rejimler, gelecek, yapıcılık, insanların refahı, dünyaya uyum sağlama ve birlikte yaşamaya dönük bir eğilimi temsil etmektedir.

İran’daki teokratik rejim ise tarihin ve ölümün mezarlıklarında sipere yatmaktadır. "Devrim ihracı" adını verdiği düşmanca ilkenin arkasına saklanarak bölgeye zehir, intikam, katliam ve provokasyonlar enjekte etmektedir.

Tahran rejimi, kandırma ve aldatmacaya dayanmaktadır. Arap halklarını ve uluslararası camiayı aldatmak için siyasi hile ve oyunlara başvurmaktadır. Kitle imha silahları elde etmeye çalışmaktadır. Yabancı güçlere Arap dünyasına müdahalelerde bulunmaları için gerekçe sağlamaktadır. Bölgesel çevresine karşı üstünlük taslayan, ona kin besleyen rejimin liderlerinin bu pervasız ve akılsızca davranışlarının faturasını ise eli kolu bağlı olan İran halkı ödemektedir.

Öte yandan Suudi Arabistan, tüm dünya ile sevgiye dayalı ilişkiler kurmakta, temelinde istikrar, ekonomik ve sosyal refahın yer aldığı, maddi ve manevi iyi sonuçları dünyanın dört bir yanına ulaştıracak dengeli bir projeye liderlik etmektedir.

İran rejimi, ihracatını hedef alan uluslararası yaptırımlardan, kendisini karaborsa ve yeraltı ekonomisinin kapısını çalmak, petrol ve doğalgazını gizliden satmak zorunda bırakan bir izolasyondan muzdariptir.

Suudi Arabistan’ın dünya ülkeleri arasındaki konumu ise gün geçtikçe güçlenmektedir.

Nitekim gelecek ocak ayında Riyad, dünyanın en büyük 20 ekonomisinin oluşturduğu G-20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacaktır.

Bu, her Arap ve Müslümanın kendisi ile gurur duyduğu bir ülkenin tarihine altın harflerle yazacağı bir başka başarıdır.

Bu noktada şu büyük soru akla geliyor:

Suudi Arabistan’ın temsil ettiği yapıcı Arap projesine karşılık yıkıcı İran projesi saflarında yer alma çağrısında bulunanlar hangi temellere dayanıyorlar?

Ne kadar haksız bir karşılaştırma, ne kadar kısır bir düşünce!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya