NATO hala gerekli mi?

NATO hala gerekli mi?

Pazartesi, 9 Aralık, 2019 - 13:30
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar

NATO ittifakının ortaya çıkışından yıllar sonra, bazıları ittifakın üyelerinden gelen birçok soru işareti gün yüzüne çıkıyor.
Bu soru işaretleri arasında şunlar da var;

İttifakın varoluşu ne kadar yararlı? Uluslararası barış ve güvenlik durumunu istikrara kavuşturmakta ne kadar etkin? NATO geçmişte olduğu gibi bugün de bazı rejimleri kontrol altına almak veya Irak, Libya ve geçmişte Yugaslovya’da olduğu gibi tek taraflı bir bakış açısıyla ‘haydut’ sayılan rejimleri devirmek için kullanılan bir sopa ya da araçtan mı ibaretti?

Açıkçası, NATO’nun müdahaleleri, El Kaide, DEAŞ vb. gibi bölgeye musallat olarak insanları öldüren, işkence eden, yakıp yıkan terör örgütlerinin yayılmasına yol açtı.
Bu durumda sorulması gereken en önemli soru şu;

Terör, NATO’nun bu ülkelere müdahalesinden sonra mı yayıldı?

Cevap; Evet.

Hatta bu müdahaleler sonrasında daha çok ülkeye yayıldı. Söz gelimi Libya, bir terörist yuvasına dönüştü. Onlar için büyük bir askeri kamp oldu. Bu teröristler, Libya’da elde ettikleri deneyimi Suriye’deki savaşçılara aktardı.

Erdoğan’ın Savunma Bakanı bir keresinde; “NATO ittifakı içerisinde DEAŞ’a karşı savaşan tek ordu bizim ordumuzdur” demişti. Oysa Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un itiraf ettiği gibi herkes Erdoğan’ın ordusu ile Suriye ve Irak’taki DEAŞ arasındaki ilişkiyi biliyor.

Macron bu konu ile ilgili şöyle demişti;

“Türkiye’ye baktığım zaman, DEAŞ’a karşı bizimle savaşanlara karşı savaştığını, bazen de DEAŞ ile bağlantılı gruplarla işbirliği yaptığını görüyorum.”

Erdoğan ise ülkesinin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü savaşı terörle mücadele olarak tanımlamaması halinde NATO’yu Baltık devletlerini savunma planını veto etmekle tehdit etmişti.

Oysa Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bahsi geçen bölgeyi DEAŞ’tan temizlemeden önce örgüt, birkaç yıl Erdoğan’ın sınırlarına yakın olan bu bölgeye yerleşmiş ve burada güvenle yaşamıştı. Bu süre boyunca Erdoğan’ın ordusu, örgüte karşı hiçbir harekata girişmemiş ya da bu bölgeyi terör örgütlerinin yerleştiği bir bölge olarak görmemişti.

Libya’daki NATO bombardımanları, örneğin milis güçlerin Libya ve çevresinde yayılmasını sağladı. Bu güçler, dev silah cephanelerini ele geçirerek, farklı cephelere dağıttı. Al Jazeera vb. televizyon kanallarının ‘devrimci’ olarak tanımladıkları kişilerin çoğu özellikle de Cemaat el-İslamiyye el-Mukatile (Libya İslam Savaşçıları Cemaati) aslında El Kaide ile bağlantılı savaşçılardı.

NATO, Libya’daki bütün hava ve deniz üslerini, hava savunma sistemlerini ve donanmayı imha etti. Bu da terör örgütlerine, Kaddafi rejimine ait silah depolarına el koyma ve savaşçılarına dağıtma, dolayısıyla ülkenin her yerine kaos ve terörü yayma fırsatı verdi.

Bu örgütlerin başında, ideolojik olarak El Kaide’ye bağlı Abdulhekim Bilhac ve Halid el-Şerif liderliğindeki Libya İslam Savaşçıları Cemaati, el-Sallabi, Bin Humeyd ve el-Ureybi’nin liderlik ettiği Müslüman Kardeşler milis güçleri geliyor. Bütün bu kişiler, terör suçlaması ile Arap ülkeleri ve uluslararası camia tarafından aranan kişiler.

İngiliz The Guardian gazetesi de, “İngiliz, Fransız ve ABD’li subayların, devrimci olduklarını zannettikleri için isyancılara lojistik vb. destek sağladığını” yazmıştı.

BM İnsan Hakları Konseyi, NATO’nun Libya’da işlediği suçların zaman aşımı ile düşmesinin mümkün olmadığını vurguladı. On binlerce Libya vatandaşı ve yabancının ölmesine, yaralanmasına, 2 milyondan fazla Libyalının topraklarından kaçmasına neden olan bombardımanlar hakkında mutlaka hukuki kovuşturma başlatılması gerektiğinin altını çizdi. NATO, bu bombardımanları sivilleri Kaddafi’nin askeri güçlerinden ve silahlarından koruma sloganı altında gerçekleştirmişti. Ama kendisi milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine, yaralanmasına, evini terketmesine, göç etmesine neden oldu.

Halklar unutmazlar. Libya halkı da bunları unutmayacaktır. Özellikle de NATO’nun zayıflatılmış uranyum içeren füzeler kullanmasını ve bunun Libya’nın her yerinde kansere yakalanma oranlarının yükselmesine yol açmasını unutmayacaktır. Aynı şey Irak’ta da yaşanmıştı.

Libya’da terör, gelişmeye, büyümeye ve yayılmaya devam ediyor. Söz konusu saldırılar ve bombardımanlar onu geriletmedi. Bilakis daha da güçlenmesine ve şiddetlenmesine neden oldu. Libya’nın, Avrupa’yı hedef almayı planlayan terör örgütlerinin istedikleri gibi at koşturdukları bir yere dönüştüğünü gören NATO, hala yaptıklarından dolayı şaşkın bir durumda.

Peki; NATO, gücünü tekrar toplayıp bu terör örgütlerini ortadan kaldırıp, hatasını düzeltecek mi yoksa Macron’un dediği gibi ‘beyin ölümü’ gerçekleşti mi?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya