Lübnan ve iflas canavarı

Lübnan ve iflas canavarı

Cumartesi, 7 Aralık, 2019 - 14:45
Racih Huri
Lübnanlı yazar

Geçen Çarşamba günü, ailesine bakamadığı için intahar eden Dani Ebu Haydar adındaki Lübnanlı vatandaş toprağa verilmeden önce, iki Şii grup Hizbullah ve Emel Hareketi’nin temsilcisi Hasan Halil ile Başbakan Saad Hariri arasındaki üçüncü toplantının sona ermesinden sonra, Cumhurbaşkanı Mişel Avn, meclis istişarelerinin gelecek Pazartesi günü başlayacağını açıkladı. Mişel Avn, görüşmelerin başlamasını beş gün daha erteleyerek, hükümetin istifasından 34 gün, büyük halk devriminin başlamasından 47 gün sonra istişarelerin gelecek pazartesi başlayacağını açıkladı.

Peki, çarşamba ile pazartesi günü arasında ne değişecek?

Lübnan’ı iflas ve çöküşün eşiğine getiren ekonomik krize atfedilen yönetim ve hükümeti kurma krizi düzeyinde elbette hiçbir şey değişmeyecek. Zira ne aday Samir el-Hatib’in önündeki hükümeti kurma süreci engelsiz ne de Avn’ın cumhurbaşkanı olmasını sağlayan siyasi uzlaşının yıkılmasından sonra Saad Hariri’nin geri dönüş yolu açık. Bunun yanısıra, yeni hükümet ülkeyi iflasa sürükleyen politikacılar dışında yetkili uzmanlardan oluşmadıkça halk hareketinin de yeni hükümeti kabul etmesi olası değil.

Peki, nereye ulaşılmak isteniyor?

İnsanların bankalardaki hesaplarından çekebilecekleri miktarı 300 dolar ile sınırlayan, mevduatlarda kesinti yapılmasına yönelik haklı korkunun artması ile yurtdışına yapılacak para transferlerini engelleyecek olan sermaye kontrolü ‘capital control’ önlemi sonrasında paniğe sevkeden hatta cehenneme dönüşen ekonomik süreçten bahsetmek yeterli değil.

Cumhurbaşkanı Avn ve kendisini birçok kez anayasayı hiçe saymak ve Taif anlaşması öncesine dönmeye çalışmakla suçlayan eski başbakanlar arasındaki şiddetli söz düellosunun patlak vermesinden sonra daha da karmaşık hale gelen siyasi süreçten bahsetmek de yeterli değil. Taif anlaşması öncesinde bakanlar, Cumhurbaşkanı tarafından atanır, başbakan onun tarafından seçilirdi. Eski başbakanlar, Hariri’nin istifasından sonra geçen 34 gün boyunca yaşananların bunun yapılmak istendiği izlenimi verdiğini belirtiyorlar. Ancak hem halk hem de politikacılar düzeyinde Cumhurbaşkanı Avn’a yapılan anayasaya saygı duyma ve zorunlu meclis istişarelerini başlatma çağrısına karşılık cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada: “Cumhurbaşkanı, ülkenin uzun sürecek bir boşluğa sürüklenmemesini garanti altına almak için hükümeti kuracak kişiyi görevlendirme ve hükümeti kurma sürecini birbirine bağlayarak anayasal yetkilerini ve haklarını kullanıyor” ifadesi yer aldı.

Ancak bu konudaki anlaşmazlık devam ediyor. Hizbullah ile Emel Hareketi ve Avn’dan oluşan ittifak, halk ayaklanmasının talebi olan uzmanlardan oluşan bir hükümet kurulmasında ısrar eden Hariri’yi, kabul etmesi halinde siyasi olarak intihar olacak kararları desteklemek için ikna etmeye çalıştı. Bu ittifak, Hariri’den yazılı bir açıklama ile önce Muhammed el-Safadi’yi, bunda başarılı olamayınca da Samir el-Hatib’i desteklediğini açıklamasını istedi. Müftü ile eski başbakanları ikna edip onaylarını garanti etmesini talep etti.

Hariri ise Hizbullah’ın yürütme organı üzerindeki kontrolünün devam etmesini sağlayacak, kendi yahut başkasının başkanlığında bir tekno-siyasi hükümeti kabul etmesi için yapılan baskıları ve kendisine verilen vaatleri reddetmeye devam ediyor. Fakat söz konusu ittifak halen başbakan olması ya da başbakan olacak ismi desteklemesine yönelik ısrarını sürdürüyor. Çünkü onların perspektifinden Hariri: İlk olarak, CEDRE (Sedir) Konferansı’nda toplanan yardımların yeniden gündeme getirilmesi aracılığıyla ekonomik düzeyde yararlı olabilecek bir araç. İkincisi; özellikle Hizbullah’ın en sert dış baskılara ve yaptırımlara maruz kaldığı, ABD’nin terör listesine alındığı bu zor dönemde yerel ve bölgesel olarak Sünni düzeyde arkasına gizlenilecek iyi bir perde. Üçüncüsü; Hariri’nin tekno-siyasi hükümeti kabul etmesinin, iki Şii gücün ayaklanmadan ve kendi kalelerinde onlara karşı artan tepki ve itirazlardan kurtulmalarına yardımcı olacak olması.

Özellikle bu tepki ve itirazların, İran’daki kanlı ayaklanmalar ile aynı zamana denk geldiği göz önüne alınırsa bunun, iki Şii güç için ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Aynı şekilde, maruz kaldıkları şiddetli ve kanlı müdahalelere karşın “İran dışarı, dışarı” sloganları atan eylemcilerin, Necef’teki İran Konsolosluğu’nu üç kez yaktıkları ve Irak halk ayaklanmasının ışığında Hariri’nin bunu kabul etmesi çok önemli.

Cumhurbaşkanı Avn’ın meclis istişarelerinin başlangıcı olarak pazartesi gününü belirlemesinden önce eski başbakanlar ile cumhurbaşkanlık arasında epey şiddetli söz düelloları yaşandı. Eski başbakanlar Fuad Sinyora, Tamam Selam, Necip Mikati yayınladıkları açıklamada şu ifadeleri kullandılar: “Taif anlaşmasının maddi ve manevi olarak tehlikeli bir şekilde ihlal edilmesi bizi korkutuyor. Aynı şekilde yeni başbakanın belirlenmesi için cumhurbaşkanının yürütmek ve sonuçlarını kabul etmek zorunda olduğu meclis istişarelerini gerçekleştirmemesi nedeniyle milletvekillerinin yetkilerine yapılan açık saldırı da bizi ürkütüyor. Olası başbakan gibi tanımlar icat edilerek görevlendirilecek başbakanın yetkilerine saldırı olarak görülebilecek bu girişimler bizi korkutuyor.”

Avn ise buna karşılık yayınladığı açıklamada, bir aydır yinelediği gibi,  meclis dışında yürüttüğü istişarelerin, ne anayasa ne de Taif anlaşmasını ihlal etmediğini ifade etti. Eski başbakanları, istişarelerin hemen başlamasının genel durum ve ulusal birlik üzerindeki olumsuz yansımalarını anlamamakla suçladı!

Bütün bunlar Hariri’nin, geçen hafta yaptığı ve Avn’ı açıkça ülkenin içinden geçmekte olduğu tehlikeli durumu ısrarla inkâr etmekle suçladığı açıklamasının ardından yaşandı. Hariri, Avn’ın, halk hareketi ve uzmanlardan oluşan bir hükümet kurulmasına yönelik haklı talebi yahut ülkeyi çöküşün eşiğine getiren ekonomik krizi olsun kronik bir hale gelen tehlikeleri kabul etmemekte direndiğini belirtti. Kendisini, nazlanmak ve diğer adayların önüne engeller koymakla suçlama çabalarına sert bir biçimde karşılık verdi. Bu sorumsuzca uygulamalara karşı olduğunu ifade etti. Avn’ın bilinen ve üzerinde ısrar ettiği için ülkeyi 2.5 yıl süren bir boşluğa sürükleyen “başkası değil sadece ben” sloganına karşılık “ben değil başkaları” sloganını benimsediğini vurguladı.

Yoksulluk ve ihtiyaçtan dolayı intihar edenlerin sayısının artmasının ardından daha da alevlenen protestolar, istişare tarihinin açıklanmasının ardından Samir el-Hatib’in adaylığını reddettiğini deklare etti. Bu itirazını da şimdi Bağdat’ta da kullanılmaya başlanan “hepiniz yani hepiniz” sloganını tekrarlayarak ortaya koydu. Bu slogan, halkın bütün yolsuz siyasi takımın gitmesini istediği anlamına geliyor. Fakat şu anda iki Şii güç ve yönetim çevresinden meydan okuyan karşıt bir slogan yükseliyor: “Hepimiz yani hepimiz hükümetin içinde yer alacağız.” Bu slogan, Hizbullah milletvekili Muhammed Raad’ın, ulusal mutabakat hükümetinden yani mevcut hükümetin bir kopyası yahut hükümet kurulana kadar uzun bir süre mevcut hükümetin görevini sürdürmesinden başka bir çözüm yolu olmadığı yönündeki açıklamasıyla bağlantılı. Bunun anlamı ise Lübnan’ın gerçek anlamda iflas ve tam anlamıyla çöküş evresine girdiği bir zamanda halk hareketinin hiçbir talebinin yerine getirilmeyeceği, protestocuların yolsuzluk ile suçladığı yönetimin görevde kalacağıdır.

Perşembe günü, Fuad Sinyora Samir el-Hatib’in aday gösterilmesine, “Kişinin ahlakı ve kişiliği başka, mevcut istisnai aşamaya uygun olması başkadır” yorumunu yaptı. İstişareler sırasında el-Hatib’i önerip önermeyeceği sorulduğunda ise, “Akıllarının yapacakları şeyi tahmin etmek mümkün. Başkalarını ise bilemeyiz” karşılığını verdi. Yani örtülü olarak akıllı kimselerin el-Hatib’in adaylığına karşı olduğunu belirtti.

Bu gerçekten de ilginç.

Eğer kurulacaksa hangi krizden hükümet kurulacak? Genel olarak Sünniler ile Avn ve iki Şii güç arasındaki şiddetli anlaşmazlıklardan mı? Yoksa devrimin başını ezme girişimlerinden mi?  Kızının okul taksitini ödeyemediği için kendini yakan George Zureyk’in, oğluna zahterli pide alamadığı için intihar eden Naci el-Flayti’nin, ailesine bakamadığı için çarşamba günü intihar eden Dani Ebu Haydar’ın, perşembe günü yine bir vatandaşın intihar etmesinin ardından halk hareketinin daha da alevlendiği bir zamanda tekno-siyasi bir hükümet kurma çabalarından mı?

İstişareler için siyasi bloklara verilen randevular dizisi, bahsi geçen ittifakın Hariri’yi ikna etmek için son bahsini oynandığını açıkça gösteriyor. Fakat 42 milletvekilinden oluşan Şii ve Avn bloku ile görüşmelerin sona bırakılması, dizgilerin Avn’ın elinde kalmasını ve söz konusu ittifak için uygun olan hükümetin kabul edilmesini sağlama amacını taşıyor görünüyor.

Peki devrimi ne yapacağız? Devrimcilere ne diyeceğiz? Ülkeyi kuşatan iflas canavarı ile nasıl yüzleşeceğiz? Onun yüzünden oğluna bir pide alamayıp intihar eden vatandaşı ne yapacağız? Bu ekonomik kriz ortasında hayatları boyunca biriktirdikleri birikimlerinden sadece 300 dolar çekebilmek için bankalara akın eden insanlara ne diyeceğiz? Televizyon kanallarının birbirleriyle yarışarak yayınladıkları yağma ve hırsızlıklara ilişkin inanılmaz skandallar dizisi ne olacak? Politikacıların büyük bir bölümü tarafından yağmalanan ve Avrupalı bankaların hesaplarında olduğunu belirttikleri miktar 320 milyar doları aşarken, ülkenin borçlarının 100 milyara ulaşmasına nasıl bir gerekçe bulacağız?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya