Libya ve yanlış okumalar krizi

Libya ve yanlış okumalar krizi

Cumartesi, 7 Aralık, 2019 - 11:15
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
Libya krizine yönelik perspektiflerin, bakış açılarının ve vizyonların çeşitliliği nedeniyle kendisine dair yanlış okumalar da çok ve çeşitli. Kimi ülkeler Libya krizine ekonomik açıdan bakıp sözleşme ve anlaşmalardaki paylarını korumak isterken, kimileri de güvenlik konusuna büyük önem veriyor. Doğrusu son yaklaşım teşhis olarak Libya’nın durumuna daha yakın. Çünkü Libya, siyasi değil bir güvenlik krizi yaşıyor. Nitekim Libya krizinin doğasını yanlış teşhis ettiği, siyasi olduğunu düşünüp buna göre çözüm üretmeye çalıştığı için BM de altı özel temsilcisi aracılığıyla krize bir çözüm bulmakta başarısız oldu.

Bölgesel kutuplaşmalar, sözgelimi siyasi uzlaşı sürecinin yönetimine dair İtalya ve Fransa arasındaki uluslararası rekabet ve sekiz yıl boyunca gelişip büyüyen kaosunun gölgesinde milis güçleri, Libya’da kendilerine merkezler ve konumlar elde etmeyi başardılar.

Libya krizi, tam ve katışıksız bir Libya krizi değil uluslararası bir krizdir. Bunun, siyasi boşluk ve devletin yokluğunda tartışmasız kabul edilen bir gerçek olduğunu düşünüyorum. Dış müdahaleler ve para akışı, Libya’da durumun kötüleşmesinin nedenleridir. Libya devletinin 2011 yılında devletin yeniden inşası için alternatif bir uluslararası plan olmadan NATO tarafından yıkılması, ülkeyi, Libya ordusuna ait dev silah silah depolarını yağmalayarak silahlanan milis güçlerin mağduru yaptı. NATO güçleri hava ve deniz üslerini, hava savunma sistemlerini yok ettiği gibi bu depoları yok etmeyip kapılarını açık bıraktığı için buraları silaha sahip olmak isteyen herkese açık bir duruma geldi.

Libya, dış müdahalelerin, kavramların birbirine karışması ve uluslararası kararların yanlış yorumlanmasının kurbanıdır. Bu yanlış yorumlardan biri de 2011 yılında alınan sivilleri savunma kararının NATO tarafından yorumlanmasıdır. Bu nedenle, devletin farklı kurumlarını hedef alan 11 bin hava saldırısında binlerce ton bomba kullanıldı. Oysa Güvenlik Konseyi’nin bu kararını uygulayan NATO, ne Güvenlik Konseyi’ne bağlı bir kurum ne de bir yardım derneği yahut insan hakları kuruluşu değil. Bilakis tek taraflı, kolonyal geçmişleri olan güçlerden oluşmuş bir ittifaktır. NATO müdahalesi ve bombadımanları, bazı üyelerinin birbiriyle kesişen çıkarları ile yönetildi. Dolayısıyla, Libya’nın harap olmasının ve içinde bulunduğu kaos durumunun temel nedenlerinden biri de bu haksız dış müdahalelerdir.

2011 yılının şubat ayında yalnızca Kaddafi rejimi değil Libya devletinin devrilmesi, uluslararası camianın ve BM’nin neden olduğu en büyük felaketlerdendir. BM’nin  görünüşte sivilleri koruyan ancak içerikleri belirsiz ve çelişkili yorumlara açık olan kararlar alması, NATO’nun aslında sivilleri korumak için alınan bu kararlardan yararlanmasına neden oldu. Oysa bu kararlar, özgürlük talep eden eden Şubat devrimini bastırmak adına harekete geçen Kaddafi’nin askeri güçlerinin Bingazi’deki sivilleri hedef almasını engellemek için alınmıştı.

Devletin ortadan kalkmasının ardından çok geçmeden Mısır’da olduğu gibi Müslüman Kardeşler, yönetimi ele geçirmek için Şubat devriminden faydalandı ve Libya, kaçakların ve teröristerin sığınağı oldu. Katar ve Türkiye’nin desteği ve finansmanıyla Libya toprakları, teröristleri barındıran ve yeni teröristler üreten kamplara dönüştü.

Libya krizi aslında yerli değil bir uluslararası üretimdir. Libya’da her ne kadar demokrasi olmasa ve Kaddafi rejimi ifade özgürlüğü gibi bazı özgürlükleri kısıtlamış olsa da güvenli, huzurlu ve istikrarlı bir ülkeydi. Londra Üniversitesi’nde ekonomi bilimleri alanında doktara sahibi Kaddafi’nin oğlu Seyfulislam’ın önderlik ettiği reform girişimleri kapsamında ‘Libya’nın Yarını’ projesinin 2006 yılında başlatılması ile bazı kamusal özgürlüklerde iyileşmeler görülmüştü. Fakat Seyfulislam’ın bu projesi, projesine ortak etmiş ve onlara açılmış olduğu Müslüman Kardeşler’in liderlik ettiği komployla içeriden başarısızlığa uğratıldı.

Libya krizi bir vekâlet savaşına, Total, Eni, BP petrol ve doğalgaz şirketlerinin birbirleriyle çatışması gibi ülkenin petrol zenginlikleri üzerinden şirketler arası çatışmalara dönüştü. Türkiye’nin Akdeniz’in doğusundaki ve özellikle de Libya’daki doğalgaz yataklarına yönelik emellerini de unutmamalııyız. Nitekim bu Erdoğan’ı anayasal olmayan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile anlaşmalar imzalamaya itti. Bu anlaşmalar deniz yetki alanlarının sınırlandırılması iddiasıyla aslında Libya’nın zenginliklerini yağmalama anlaşmalarıdır. Çünkü Libya ile sınırı olmayan bir ülke ile imzalanmıştır. Erdoğan’ın Akdeniz doğalgazına yönelik emelleri, Trablus’taki milis güçlerini açıkça ve sürekli desteklemesi, Libya’yı Müslüman Kardeşler’in hazinesine dönüştürmesi, başkent Trablus’ta durumun kötüleşmesinin ve kaosun egemen olmasının temel nedenidir. Erdoğan’ın desteği, Libya ordusunun başkenti milislerden kurtama çabalarını sekteye uğrattı. Bu da Libya’daki durumun daha da karmaşık bir hal almasına yol açtı. Foreign Policy sitesinde yayınlanan yazısında Samuel Ramani’nin belirttiği gibi, Libya’daki inşaat anlaşmaları için yarışan ve rekabet eden yabancı güçler, ülkedeki çatışmaların ve savaşın sona ermesini engelliyor.

Libyalılar, temelde yabancı müdahalelerin, komşu ülkelerden kaçan teröristlerin, terör örgütlerin, kaçakların ve suçluların toplanma yeri haline gelmesinin sıkıntısını ve acısını çekiyorlar. Nitekim savaş, Libya’daki egemenliği yeniden ele almak için NATO’nun küllerinden yeniden doğan Libya Ordusu tarafından etkisiz hale getirilmeden önce, Cezayirli büyük terörist Muhtar bin Muhtar, Tunuslu Ebu Ayyad, Mısırlı Aşmavi ve DEAŞ’ın Trablus Valisi Ebu Amir el-Cezravi, Ebu Muaz et-Tikriti ve DEAŞ ile El Kaide’den önde gelen liderler tarafından yönetiliyordu. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya