Irak, İran ile mücadele alanıdır yalnız bırakılamaz

Irak, İran ile mücadele alanıdır yalnız bırakılamaz

Perşembe, 5 Aralık, 2019 - 12:45
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

Belki de, hayır, kesinlikle İran yani mevcut İran rejimi ile fiili ve gerçek mücadele, şu anda Irak’ın  büyük bir bölümünde, merkezindeki ve güneyindeki bütün şehirlerinde bütün şiddeti ile devam eden mücadeledir diyebiliriz.

Gençlere ve çocuklara karşı yürütülen kanlı çatışmaları yönetenin, 500’den fazla İran Devrim Muhafızı’nın koruması altında Irak’ın farklı bölgeleri arasında dolaşan İranlı General Kasım Süleymani olduğunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz.

Bu noktada, İran ordusunun bazı birliklerinin Irak sınırını geçtiği, Besic güçleri ve diğer mezhepçi milis güçleriyle birlikte Irak’ın merkezi ve güneyindeki sıcak noktalara yayılmaya ve konuşlanmaya başladığını doğrulayan kesin bilgiler olduğuna işaret etmeliyiz.

Başta Ali Hamaney olmak üzere Tahran’daki karar alıcıların, büyük İran şehirlerinde görülen ve daha tehlikeli olan son ayaklanmadan sonra mücadeleyi bütün ağırlığı ile Irak’a taşımaya karar verdikleri açıkça görülüyor.

Irak’ın temel mücadele arenası olduğunu, bu arenanın kaybedilmesinin, İran’ın Arap dünyasında sahip olduğu nüfuz bölgelerini kaybetmesi anlamına geldiğini kabul ediyorlar. Kaybetmekten korktukları nüfuz alanları ise Suriye, Lübnan, Yemen ve bunların yanısıra Gazze Şeridi ve bazı Arap ülkeleri.

Bilindiği gibi "Devrim Rehberi" Ali Hamaney kibirle, İran’ın artık 4 Arap başkentini kontrol ettiğini söyleyerek övünmüştü. Bununla Şam, Bağdat, Beyrut ve Sana’yı kastetmişti. Bu da bölgede alev almış ve kızışmış savaşların İran’ın işi, genel olarak çatışmanın bir Arap-İran çatışması olduğunu gösteriyor. Doğrusu bu savaşta tarafsız olma seçeneği yok. Ülkeler ya burada ya da karşı tarafta yer almalılar. Arapların tamamı ise aynı tarafta olmalılar. Aksi takdirde, Safevilerin ülkelerimize tekrar ele geçirmeleri kaçınılmaz. Özetle Iraklılar, bu ölüm kalım savaşında tek başlarına bırakılmamalıdır. Bazı Arap ülkelerinin tarafsız olan gri bölgede yer almayı tercih etmeleri, bazılarının da alenen eski Fars ihitşamını geri getirmek istediğini deklare edenlerin tarafı, tutmasından daha büyük bir ayıp ve utanç yoktur.

Toprakları ve halkının çoğunluğu hatta tamamı ile Irak’ın, Hamaney İran’ı ile savaşın ilk hattına dönüştüğü açıktır.

General Kasım Süleymani’nin kendi kuvvetleri ve bazı mezhepçi güçlerle birlikte birçok bölgede konuşlanması, büyük Irak halkı’nın gerçekten de şiddetli bir ölüm kalım savaşı verdiği, bu savaşta yalnız bırakılmaması gerektiği anlamına geliyor.

Bu bağlamda, uzun yıllar Necef’te mülteci olarak yaşayan Humeyni’nin, bilinen yöntem ve biçimde Tahran’a döner dönmez işgalci ve yayılmacı emellerinin ilk önce Irak’a yönelmiş olduğuna dikkat çekmeliyiz. Dolayısıyla yaklaşık 14 yıl boyunca hayal ettiği ve istediği şeyi takipçileri, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD’nin, Irak’ın sınırlarını İran hücumuna açmasıyla gerçekleştirdiler. Bu hücum, mezhepçi milis güçler, Devrim Muhafızları ve yerleşimcilerin iç içe geçtiği bir işgal niteliği taşıyordu. Medain’deki Kisra Sarayı’nı yeniden inşa etmeyi ve eski Fars ihtişamını geri getirmeyi hayal ediyordu ve etmeyi de sürdürüyor.

Dediğimiz gibi Irak, şimdi uzak bir geçmişe dayanan bir ölüm kalım savaşı veriyor. Bu noktada, Humeyni’nin Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejimine karşı elde edilen zaferi, diğer etkili İranlı güçlerinin elinden alıp tekelleştirmeyi başarmasıyla İran’ın, Irak’a doğru genişlemeye başladığına işaret etmeliyiz.

Başta Mesud Recevi liderliğindeki Halkın Mücahitleri örgütü olmak üzere Arap, Kürt ve Beluçlardan oluşan diğer muhalif grup ve oluşumları devre dışı bırakıp iktidarı tek başına ele geçirmesiyle, bugün halkı, ön saflarda, Suriye, Lübnan ve Yemen’de mücadele eden Irak’ta yayılmaya başladığının altını çizmeliyiz. Akdeniz kıyılarındaki Lazkiye şehrinin, Afrika kıtası veya Asya kıtasında y olsun bütün Arap dünyasını ele geçirme ve genişleme emellerini gizlemeyen Velayet-i Fakih devletinin ileri bir deniz üssüne dönüştüğünü göz önüne almalıyız.

Bilindiği üzere Hamaney, Kasım Süleymani, Devrim Muhafızları ve Besic “İranlıları” Lazkiye’ye ulaşmadan, Şam’ı kontrol altına almadan, Güney Beyrut’u kendilerine üs bellemeden önce İran’ın Irak ile giriştiği savaşta yenilmesinden sonra Humeyni şöyle demişti: “Ateşkesi kabul ederek öldürücü zehiri içmiş gibi oldum.” Ama çok geçmeden olaylar yeni bir seyir izlemeye başladı. ABD’nin bu Arap ülkesinin sınırlarını, eski ve yeni hesaplarını tasfiye etmek için bu tarihi anı bekleyen İranlılara açmasıyla savaşmadan Irak’ı kontrolleri altına aldılar. Ancak geçmiş tarihi dönemlerde olduğu gibi bugün de Irak halkı, güçlerin eşitsiz olan bu kanlı savaşı sürdürerek Arap ümmetini savunuyor.

Tahran, Yemen’deki Babu'l Mendeb Boğazı’ndan başlayan, Irak’tan ve bazı Körfez ülkelerinden geçerek Akdeniz kıyısındaki Lazkiye’de sona eren Şii Hilali projesini açıkladığında Arap ülkeleri ortak bir tutum benimsemeliydi. Doğrusu, bazı Arap ülkelerinin desteğiyle Suudi Arabistan bu projenin önünü kesmeseydi İran’ın stratejik bir başarı elde etmesinin mümkün olduğunu belirtmeliyiz.

Bütün bunlardan ötürü, ilgili Arap ülkelerinin, Irak halkını yürüttüğü bu ölüm kalım savaşında tek başına bırakmaması gerekiyor. Çünkü aslında bu savaş, bütün Arap halklarını savunma savaşıdır.

Dolayısıyla bu ağır yükü sadece Irak halkının omzuna yüklenmemelidir. Bunun yanısıra son İran halk hareketi de durmayıp devam etmelidir. Bilhassa Fars, Azeri, Kürt, Arap, Beluci gibi bütün ulusal oluşumların, ev hapsinde tutulan Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi gibi bazı “Reformcu” figürlerin ve birçoklarının bu ayaklanmaya katılmış olduğu göz önüne alınırsa.

Hamaney ile generalleri, liderleri ve bazı Iraklı mezhepçi grupların liderleri, Velayet-i Fakih devletinin Irak’ı kaybederse, Arap bölgesinde elde ettiği nüfuzu ve kazanımları kaybedeceğini bilmeliler.

Bunun yanısıra İran’ın tamamını da kaybedeceklerini bilmeliler. Çünkü bu son ayaklanmaya katılan Halkın Mücahitleri ve muhalif Arap, Kürt ve Beluci gruplar, yakın geçmişte olduğu gibi mücadelelerini sürdürecekler.

Dolayısıyla bir kez daha, ayaklanmış ve isyan etmiş Irak’ın bu zor denklemde önemli bir aktör olduğunu ve İran’ın hedef tahtasında olan Arap ülkelerinin kendisini yalnız bırakmamaları gerektiğini vurgulamalıyız. Birçok Arap ülkesinde gerçek başarılar elde eden İran’ın Arap dünyasına yönelik emellerinin, yeni olmadığını itiraf etmeliyiz. Bu bağlamda, devrimin başarılı olmasından sonra, Tahran’a düzenlediği tarihi ziyarette, Filistin Devlet Başkanı Arafat’ın, dostluk ve kardeşlik nişanesi olarak İran’ın işgal etmiş olduğu Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait 3 adadan çekilmesini istediğinde Humeyni’nin verdiği yanıtı örnek olarak verebiliriz.

Humeyni, bu adaların İran adaları olduğunu ve kıyamete kadar da öyle kalacağı karşılığını vermişti.

Sonuç olarak; Humeyni ve Hamaney İranı budur!

Çivi çiviyi söker yani Arap ülkeleri ancak güç kullanarak kurtarılabilir.

Irak temel mücadele alanıdır.

Araplar, bölgenin kaderinin, yakın ve uzun vadeli sonuçlarına bağlı olduğu bu mücadeleye seyirci kalmamalıdır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya