Garaudy: Buda'dan İbn Sina ve Marks'a

Garaudy: Buda'dan İbn Sina ve Marks'a

Çarşamba, 4 Aralık, 2019 - 09:45
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Roger Garaudy’nin adını ilk olarak Şam’da 1984 yılının yazında duydum. Her çarşamba, o dönemde edebiyat ve kültür severlerin buluşma yeri olan Havana Kahvehanesi’ne giderdim. Kahvehane, Port Said Caddesi’nin batı tarafında, kendi adını taşıyan alanın ortasında yer alan Yusuf el-Azma heykelinden birkaç metre uzaklıkta bulunuyordu.

Kahvehane arkadaşlarımdan biri bana, yeni yayınlanan, hayatına protestan olarak başlayıp sonrasında direnişçi, komünist bir düşünür, katolik olarak devam eden Garaudy’nin sonunda İslam’ı seçmesinin gerekçelerini sunduğu “İslam’ın Vadettikleri” kitabından bahsetti. Kitap merakımı uyandırdı. Okuduğumda alışılmışın aksine açık, geniş ufuklu, Buda’dan Gandi, İbn Sina, Hallac hatta Karl Marks’a tüm fikirlere ve insanlara katlanabilen bir İslam çağrısında bulunduğunu gördüm. Açıkçası gözlerimi bütün bir gün, ünlü arif Muhyiddin İbn Arabi’ye nispet edilen beyitleri naklettiği sayfadan ayıramadım:

Kalbim artık bütün suretleri kabul eder oldu

Ceylanlara otlak, rahiplere manastır

Putlara tapınak, hacılara Kabe

Tevrat'ın levhaları, Kur'an'ın sayfaları

Aşk dinin yolundan gidiyorum şimdi ben

Ne tarafa yönelirse aşk kervanı

Aşktır benim dinim ve imanım


O dönemde, mezheplerin ötesine geçmiş, toplumsal ve tarihsel aidiyetlerden bağımsız bir İslam’ın bilimsel ve pratik olasılığı hakkında dönen ateşli tartışmaların ortasında bu yaklaşım bana daha da çekici göründü.

Bu çerçevede, söz konusu iki yaklaşımdan birini ya da karşıtını savunan birçok kitap yayınlandı. Bana göre bunların en ünlüsü, merhum Muhammed Said Ramazan el-Buti’nin sadece seksenli yıllarda 10 baskı yapan “Mezhepsizlik İslam Şeriatını Tehdit Eden En Tehlikeli Bid’attir” adlı kitabıydı.

Bu noktada, Suriye rejimi ile İslamcılar arasındaki şiddetli çatışmanın, yine komünistler ile sık görülen anlaşmazlıkların kültürel çalışmalara yansımadığına işaret etmek isterim.

Kitapçılarda İslamcı bir yazarın kitabının Marksist, liberal ve diğer eğilimlerin yazarları ile aynı rafta yer aldığını görürdüm.

Garaudy’nin kitabını, din ile sosyal çevresi ve tarihi kimliğiyle ilintili çerçevesini birbirinden ayırma yahut modern düşünür Abdülkerim Süruş’un deyimiyle dinin özü ile çehresini birbirinden ayırma olasılığına ilişkin gündemi meşgul eden tartışmanın arka planında okumuştum.

O zamanlar, genel eğilim kimliği, sosyal aidiyeti ve dış görünüşü dini gerçekliğin kaynağı olarak görmek yönündeydi. Çünkü bunların kendisi dini emirlerdi ya da dinin yaşam üzerindeki egemenliğini destekliyordu.

Garaudy ise ne dinlerin ne de ideolojilerin çözmekte başarılı olamadığı sorunlarla yüzleşen bir dünya görmüştü.

Nitekim kitabında şöyle der: “Bütün tezahürleriyle Hristiyanlık ve sosyalizm gayretin ve fırsatların mayası olarak kalabilir. Ancak Batı’nın ölüm çabasını durduramadığı kesin.” Bu yüzden, insanlığın ürettiği ve inandığı her şeyi kapsayan evrensel bir vizyonun, evrensel sorunları bencil olmayan evrensel bir perspektifle ele almak için ciddi bir başlangıç olacağını düşündü.

Garaudy’e göre bunun için de azgelişmişlik, çatışma ve gerileme çağlarından miras aldığımız İslam’ın daha derin bir versiyonuna ihtiyacımız var:

“İslam’ın geleceğin şekillendirilmesine katılmasını istiyorsak, düşünceyi engelleyen katı tutumlar, gerginlikler ve kaoslar ile sınırlanmasını önlemeliyiz.”

Bazen bu direnişçi filozofun görüşlerini hatırlar ve bugün yaşadığımız bazı sorunlara ilaç olabilirler mi diye sorgularım.

Yayınlandıkları dönemde olması gerektiği gibi kabul görmediklerini biliyorum ama bugün dünden farklı.

Belki bu, mevcut kısıtlamaların ve yükümlülüklerinin ötesine geçip geleceğe, gizlediği fırsat ve imkanlara ulaşan görüşlerin kaderidir.

"İslam’ın Vadettikleri" kitabının Avrupalı okurlara hitap ettiğini biliyorum. Fakat kendisinde ve Garaudy’nin diğer kitap ve tezlerinde, bize yaşadığımız zamanın dışında farklı bir zamandan yapılmış bir çağrı buluyorum.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya