Gece geç saatlerde sohbet

Gece geç saatlerde sohbet

Pazar, 1 Aralık, 2019 - 15:15

Uzun bir aradan sonra karşılaştığın bir dost ile geçirilen vakit, akıl için en iyi gıdadır.

Oldukça kültürlü, olayları takip eden, bölgede yaşananları iyi analiz eden, 20 yıldır ABD’de gurbetçi olan bir Arap bankacı dostum ile dünyada yaşananlara ilişkin doyurucu bir zihin yolculuğunun ardından hissettiğim duygu buydu. Dostum sohbeti, halihazırda yayınlanmakta olan Ateş Krallıkları adlı televizyon dizisine yönelik ilgiden bahsederek başlattı. Birçok kişi, (Memlüklüler döneminin sonunu ve Osmanlı döneminin başlangıcını ele alan) diziyi, tarihe yönelik bir yeniden okuma ve düzeltme olarak görüyor. Bu bağlamda dostum, çok önemli ve dikkat çekici bir soru sordu: “Resullah’ın (sav) vefatından modern tarihimize kadar ki tarihi ele alan, önemli dönüm noktalarına değinen, Arap ve İslam tarihine ilişkin daha derin araştırmalar yapılması düşüncesini kabul etmeye hazır mıyız, bunun için gerekli, uygun ve yeterli zihiniyete sahip miyiz?

Bu soru bana, bilinen ve anlatılanların aksine Kral Faruk dönemine ilişkin daha adil bir tarihsel argüman sunan “Kral Faruk” dizisinin yayınlanmasından sonra verilen olumlu tepkileri hatırlattı. Nitekim aynı şey Endülüs dönemini ele alan dizilerin yayınlanmasıdan sonra da yaşanmıştı. Bu bağlamda, ABD’li yazar Alex Haley’in aynı adlı kitabından uyarlanan ABD’li “Kökler” adlı diziyi de unutmayalım. Bu kitabında Haley, Afrikalı kökenlerinden, Amerika kıtasının kuzeyindeki beyazlar adına Afrika’nın batısında yürütülen köle ticareti kapsamında büyük dedesinin köle olarak Amerika’ya getirilişinin hikayesini anlatıyordu. Bu dizi, kuzey Amerika’da köleliğin tarihsel olarak gözden geçirilmesine katkıda bulunmuştu.

Elbette sohbet çok geçmeden Irak’ta yaşananlara kaydı. Dostum, Irak’ta olup bitenlerin önemli bir boyutu olduğunu çünkü (Lübnan ve İran olaylarıyla birlikte) İran ve ona bağlı olan ülkelerdeki rejimler için adete doğal ve otomatik bir halk referandumu teşkil ettiğini söyledi. Halklar arasında onlara karşı büyük bir nefretin varlığını açıkça gösterdiğini belirtti. Öte yandan bu olayların bir yönü daha olduğunu da ekledi. O da İran ve müttefiklerini siyasi müdahale ile suçlaması. Irak’ta ayrıca dünyadaki en önemli Şii dini merci olan Necef etrafında bir çatışmanın yaşandığını, bu mercinin İran etkisinin dışında kalması için kararlı bir mücadele yürütüldüğünü ifade etti. Bilindiği gibi İran, Humeyni’in yönetime gelmesinden beri İran’ın Kum şehrindeki dini merciyi, Necef’teki dini merciye alternati olarak öne çıkarmaya çalışıyor. En azından onunla aynı ağırlık ve öneme sahip olduğu düşüncesini kabul ettirmeye çalışıyor. Ancak Necef’in sahip olduğu tarihi derinlik, ağırlığın hep ondan yana olmasına neden oldu. İran ve işbirlikçilerinin bölge ülkelerine yönelik farklı siyasi müdahalelerinin açığa çıkması ile birlikte bu projede gün yüzüne çıktı ve zayıfladı. Bu da Emel Hareketi’nin, İmam Musa Sadr’ın Libya’da oldukça gizemli koşullarda ortadan kaybolmasını suistimal etmesine benziyor. Emel Hareketi, İmam’ın kaybolmasından yararlanarak, Şiilerin vicdanlarında yarattığı derin ve doğrudan etkiyi siyasi olarak kullanmıştı. Nitekim Lübnan asıllı ABD’li Profesör Fuad Acmi de “Kayıp İmam” adlı kitabında, bu olayın siyasi olarak nasıl kullanıldığını anlatıyor. Şiileri politik ve duygusal olarak yönlendirmek için Musa Sadr’ın kayboluşu ile On ikinci İmam’ın kaybolması arasında nasıl bağlantı kurulduğunu açıklıyor. Sohbetimiz sırasında doğal olarak ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarına da değindik. ABD, Çin’in fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiğini, fikirlerin bedelini ödemeyip onları çalarak başarılı olduğunu düşünüyor. Çin ekonomisi, başkalarının fikirlerini çalıp daha ucuz bir şekilde geliştirmeye dayanan bir ekonomi. Bu yüzden ABD açısından bu savaş, bir fikri mülkiyet haklarını ve patentleri koruma savaşı. Bununla ilgili olarak dostum, kendi kendini dengeleyen araçların üreticisi Segway şirketi ile bu ürünü olduğu gibi alıp kendisi üreten Ninebot şirketi arasında yaşananları örnek verdi. Bu sayede Ninebot, Çin içindeki satışlarından yararlanarak büyüyüp Segway’ın kendisinden daha büyük bir şirkete dönüştü. Segway şirketi dava açmakla tehdit ettiğinde ise Çinli şirket kendisini satın aldı.

Uluslararası toplum, bu yeni modelin Çin’in fikri mülkiyet haklarını çalma hilelerinden biri haline gelmesi tehlikesinden endişe duyuyor. Çin’de Mercedes, BMW, Rolls-Royce, Land Rover arabalarının birebir kopyası olan Çin arabaları var. Ama uluslararası araba şirketlerinin kendini koruma gücünden korktukları için Çin dışında satış yapmaya cesaret edemiyorlar. Sohbetimizi sonlandırmadan önce dostuma, “Peki İsrail hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordum. Güldü ve şöyle dedi: İsrail bugün ekonomik olarak en iyi günlerini yaşıyor. Başbakanı’nı yargılayarak adaleti sağlamaya odaklanmış.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya