Max Weber'e dönüş

Max Weber'e dönüş

Çarşamba, 27 Kasım, 2019 - 09:30
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Araştırmacıların dikkatini sosyolojinin tanımlayıcı-yorumlayıcı yönünün önemine çekmekte "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" adlı kitap büyük bir pay sahibidir.

Yazarı Max Weber’in büyük ölçekli sosyal hareketlerin en ünlü teorisyenlerinden olmasının temel nedeninin de bu kitap olduğunu düşünüyorum.

Weber, kapitalizmin Avrupa’da ekonomik ilerlemenin tek yolu olmasının sebeplerini belirlemeye çalıştığını söylüyor. Bu da onu kapitalizmi bazı toplumlarda mümkün bazılarında da mümkün kılmayan faktörleri ele alan bir başka soruya yönlendirmiş.

Özetle Weber, dinin insanın kendisini çevreleyen dünyaya yönelik bilincini, bu dünyadaki rolünü dolayısıyla hedeflerini ve önceliklerini, umutlarını artıran ya da endişelerini uyandıran faktörleri, cesaretini kıran veya güven veren etkenleri şekillendirmede dinin hayati bir faktör olduğu sonucuna ulaşmış.

Ekonomik faaliyetlerle ilgili olarak ise Protestanlığın, dünyevi başarı (tamamen maddi anlamda) ile uhrevi kurtuluş arasında derin bir bağ kurarak insanların ekonomik etkinliğini teşvik eden tek din olduğuna karar vermiş.

Protestanlık özellikle de Reformist din adamı John Calvin’in kurmuş olduğu Kalvinizm, Tanrı'ya yakın olmak için kilisede düzenlenen olağan ayinlere katılmanın şart olmadığına inanırlar.

İnsan, günlük görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiğinde de Tanrı'ya yakın olabilir.

Çiftçi, işçi, zanaatkar ve her meslek sahibinin işini en iyi şekilde yapması ibadettir (mecazi değil gerçek anlamda). Bu durumda, pazar günü veya başka herhangi bir gün kiliseye gitmesine gerek yoktur. Calvin’e göre Mesih’in Kilisesi onun takipçileri ve sevenlerinin olduğu yerdedir.

Weber ile kendinden öncekilerin araştırmaları arasındaki temel farkın; olayları okuma ve mekanik bir bağlam içinde yorumlama çabası, olayların meydana gelmesinde temel ya da ikincil bütün faktörlerin oynadığı rolü açıklama, onun çevresinde ortaya çıkan işlevleri belirlemeye yoğun ilgi göstermesinde yatıyor olması muhtemel.

Bu araştırmalar aynı zamanda kişisel eğilim ya da ideolojik bir pozisyonu ifade ediyor olsalar da yorumlayıcı tarafın ağır basması ve her araştırma konusu için makul bir teorik çerçeve sağlamadaki başarısı bu zayıf noktayı örtüyor.

Okuyuculara, Weber’in eserlerini okumayı hatırlatmamın nedeni, hep birlikte kendisinin tartışmaya çalıştığı soruyu düşünmemizi istememdir. O da din, ne zaman ekonomik etkinliği teşvik eder ve ne zaman alıkoyar.

Weber’in yorumunu, yalnızca net model sınırları dahilinde ikna edici buluyoum. Yani bunun, dinin insanın zihniyetinin oluşumunda tek etken olduğu, yardımcı ya da rakip herhangi bir etkenin olmadığı durumda geçerli olduğunu düşünüyorum.

Fakat bu şartın gerçekçi olmadığını biliyoruz. Çünkü toplumsal fenomen doğası gereği bileşiktir.

Her biri fenomenin oluşumuna, boyutunun ve etki alanının belirlenmesine etki eden pek çok faktörün etkileşiminin ve birbirleri ile rekabetinin sonucudur.

Daha sonra devreye giren diğer faktörlerle birlikte bu faktörler aynı zamanda fenomenin eğilimlerini ve kaderini (yani devam etmesine ya da sonlanmasına olanak tanıyan koşulları) belirler.

Söz konusu soruyu düşünmenin ve tartışmanın –istesek de istemesek de- kimlik ya da inanca ilişkin herhangi bir tartışmaya karşı, bir önyargı oluşturan saygılı ve yüceltici ya da mazaretçi eğilimden etkileneceğini biliyorum. Ancak okuyucuları, bu eğilimin düşünmeyi yok ettiği, yeni düşüncelere ulaşmaya hiçbir şekilde yardımcı olmadığı konusunda uyarmak istiyorum.

Dini kimlik tehlikede değil. Aynı şekilde din hakkında düşünmekle de insanın inancı zayıflamaz.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya