Tunus'ta şiddet olgusu hangi seviyeye ulaştı?

Tunus'ta şiddet olgusu hangi seviyeye ulaştı?

Pazar, 24 Kasım, 2019 - 10:45
28 Haziran 2019'da Burgiba Caddesi'nde intihar saldırısının gerçekleştirildiği alanın yakınında yürüyen Tunuslular (AFP)
İstanbul/Şarku’l Avsat
Hammadi Muammeri

Dünya üzerindeki bütün toplumlar, birlikte yaşamanın kaçınılmaz bir sonucu olarak siyasi, entelektüel ve kültürel çatışmalardan kaynaklanan bir şiddete tanık oluyor. Ancak bazı zamanlar bu şiddetin normal seviyesinin üstüne çıktığı ve insanların hayatına mal olduğu görülüyor. Böyle durumlarda devlet, organları aracılığıyla, toplumsal dengesizliklerin önüne geçmek ve insanların birbirleriyle uyumlu bir şekilde bir arada yaşamalarını sağlamak amacıyla gerekli güvenliği ve sosyal huzuru temin etmek adına harekete geçmelidir.

Güvenlik duygusunun kaybedilmesi

Tunus'taki şiddet olgusu son yıllarda devasa bir boyuta ulaştı. Öyle ki Tunusluların bir kısmı sokakta, okulda ya da serviste olan çocuklarının hayatları konusunda ciddi bir şekilde endişelenmeye başladı. Tunusluları endişelendiren şey sadece sözlü şiddet değil, bilakis neredeyse her gün işlenen yeni bir suçla güne başlamaları, onların diken üstünde bir yaşam sürmelerine sebep oluyor. İnsanlar her gün basında, tecavüz, cinayet ve kadına ve çocuklara karşı şiddet gibi çeşitli suçlara tanık oluyor.

Babası ve arkadaşlarıyla birlikte doğum gününü kutlayan 23 yaşındaki Adem’in başına gelenler, ülkede aşırı şiddet olgusunun derinlemesine düşünülmesi gerektiğini gözler önüne serdi. Ayrıca şiddet, Tunus'ta en çok kullanılan Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde toplumun bir kesimi tarafından bir doktrin gibi benimseniyor. Bir ülkede, bir arada yaşama arzusunun ve yapıcı diyaloğun tezahürleri görünmediği takdirde bu tür durumların üstesinden gelinmesi mümkün değil. Suç ve şiddete ilişkin olgular, bunların nedenlerine, göstergelerine ve bunlarla nasıl başa çıkılacağına ilişkin bir dizi soruyu gündeme getiriyor.

Devletin zayıflığı

Independent Arabia’ya konuşan Sosyolog Muhammed Necip Boutalip, Tunus'ta artan şiddet ve suç olgusunun nedenleri üzerine şu açıklamalarda bulundu;


“Ülkede şiddet ve suç olgusunda gözlenen artış, devlet aygıtının zayıflığı başta olmak üzere 2011'den sonra Tunus’ta yaşanan toplumsal değişikliklerden kaynaklanıyor. Dindarlık ve barış içinde yaşama gibi değerler olmasına rağmen şiddet ülkede ciddi bir tehdit oluşturuyor. Son yıllardaki şiddet, sokakta hiç yadırganmaksızın kabul edilebilir hale gelmesiyle birlikte korktuğumuz bir dereceye vardı.”

Bu konuda sorumluluğun devlete ait olduğunu ifade eden Boutalip, kaynak yetersizliği ve yeterli lojistik araçların olmayışı gibi birtakım sebeplerle her ne kadar bunun haklı gerekçeleri öne sürülse bile, devlet kurumlarının güvenliği sağlamada ve caydırıcı müdahalelerde bulunma konusundaki yetersizliğinin bir gerekçesinin olmadığını belirtti.

Eğitim kurumlarının etkilenmesi

Toplumda hoşgörü, diyalog ve bir arada yaşama gibi değerlerin yeterince gelişmediğini dile getiren Boutalip, yaşanan herhangi bir olayda devletten ve yargıdan yardım almak yerine arkadaş, aile ve aşiretlerden yardım alındığını belirtti. Şiddet üreten bazı taraflar ise zaman zaman bu eylemlerini devrimin kendilerine sağladığı özgürlükle haklı çıkarmaya çalışıyor ve yasadışı mekanizmalar yoluyla intikam ve hesap sorulması çağrısında bulunuyorlar.

Öte yandan büyüyen bu şiddet olgusu karşısında ailelerin ve okulların etkilenmesi de söz konusu olayların yaşanmasının sebepleri arasında yer alıyor. Çünkü bu kurumlar ve özellikle de okullar ve üniversiteler, devrim sonrası Tunus için net bir stratejilerinin bulunmaması dolayısıyla asgari bir rol oynamakla yetindiler.

Basın üzerinden ortaya çıkan şiddet

İdeolojik çatışmaların yer aldığı televizyon ve radyo programları veya siyasi arenada parlamento çatısı altında vuku bulan çatışmalar, şiddetin ayrı bir yönünü temsil ediyor.

Tüm bunların yanı sıra ülkede tanık olunan siyasi ve sosyal istikrarsızlık, işsizliğin artması ve geçim sıkıntısı gibi faktörler de çeşitli şiddet biçimlerine kapı aralıyor.

Alman sosyolog Max Weber’in ‘şiddet içermeyen bir toplum’ olarak isimlendirdiği seviyeye ulaşmak için devletin prestijini yeniden kazanması ve şiddet üreticilerine karşı ‘meşru şiddeti’ uygulaması gerekmektedir. Bununla birlikte şiddetle mücadelede katılımcı bir yaklaşımın önemi hakkında bir bilinç uyandırmak için sosyal bilimcilerden faydalanmalı ve sivil toplumun rolünü aktifleştirmelidir.

Editörün Seçimi

Multimedya