Devrimlerdeki liberal ruh

Devrimlerdeki liberal ruh

Pazar, 24 Kasım, 2019 - 08:15
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni

İran, Irak ve Lübnan’da yaşanan olaylar üzerine düşündüğümüzde, kötü ekonomik koşullardan ve var olan başarısız rejimlerden kurtulma çabasından daha fazlasını görüyoruz.

Tahran, Basra ve Beyrut'ta bireylerin ve sokaktaki öfkeli devrimcilerin temsil ettiği toplumun profilinde ve protestoların fikri kimliğinde bir benzerliğe tanık oluyoruz. Bu ülkelerde, eski siyasi rejime ve onun uygulamalarına karşı olan gençlerin meydanları doldurduğunu görüyoruz. Öyle ki her ne kadar Irak nispeten yeni kurumlar ve sistemler ile yönetiliyor olsa da ülkedeki yöneticiler Tahran ve Beyrut'takilere benziyor.

Tanık olduğumuz bu devrimler, başarısızlığa ve yoksulluğa karşı durmanın yanı sıra toplumsal değişim çağrıları yapan ve dini aşırılığa karşı olan hareketlerdir. Burada, değişen zamana uyum sağlayan liberal bir ruhun olduğunu görüyoruz.

İran’da, Kerbela ve Necef gibi şehirlerde bile muhafazakarların ve din adamlarının hâkimiyetine karşı açıkça düşmanca tezahürler var. Gösterilerde istisnasız olarak dini liderlere karşı düşmanlık içeren açık sloganlar yükseliyor. Irak ve Lübnan’da da benzer bir durum söz konusu. Her üç ülkede yükselen sesler ve açılan pankartlar, mevcut muhafazakâr duruma saldırıyor. Her üç ülkede de gerek ekonomik planda gerekse de insan hayatına yönelik ortaya konulan çözümler başarısız oldu ve gençler, özgürlükten ve geleceklerini şekillendirme haklarından mahrum edildiler.

Beyrut'ta gösteri yapanlar, kendilerini etkilemeye çalışan güçlerin boyutlarından haberdarlar mı?

Muhtemelen hayır. Ya da değişim için ortaya koydukları arzunun mukabilinde bunu umursamıyorlar. Bu kişilerin, kendilerini birtakım tuzaklara sürüklemeye çalışan Hizbullah, cumhurbaşkanlığı ve mevcut durumdan istifade edenlerin oyunlarına gelmediklerini görüyoruz.

İran’daki göstericiler, Şah'ın yıkılmasından sonra iktidarın güvence altına alınması yolunda gençlerinin rejime itaatle emzirildiği İran toplumundaki radikal sınırların ucunu temsil eden Ayetullah'ın vesayetini reddettiler. Bu, her ne kadar batılı anlamda tam bir liberal demokrasi olmasa da kırk yıl boyunca doksan milyon insanın tepesine çöken dini kurumun çöküşü yönünde büyük bir arzu olduğunu gösteriyor.

Dini model İran ve Irak'ta başarısız oldu. Hilal ve haç unvanıyla ortaya atılan ve atıktan petrole kadar ülke kaynaklarını politikacıların paylaştığı Lübnan bile vatandaşlarına hizmet veremiyor.

İran, Şah'ın yönetimi döneminde bölgede zengin ve öncü bir devletti. Bu dönem, iktidarı ele geçirmekte ısrar eden din adamları tarafından büyük bir trajediyle nihayetlendi. Bu kimseler, İran'daki trajediyi beslemekle kalmadılar, aynı zamanda sınırlar ve din aracılığıyla bu trajediyi komşu Irak'a da taşıdılar. Buradaki modern siyasi kurumlar, sivil siyasileri etkilemek ve onları kontrol altına almak için meclis ve başkanlıkları kullanan İranlı din adamları için kolay bir geçit oldu.

Lübnan’da farklı kültürlere sahip insanlar, kurtuluş ve değişim yönündeki özlemlerini dile getiriyorlar. Protestocuların şarkıları ve ezgileri, siyasi liderleri daha fazla kederlendiriyor. Kimse bu durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyor. Nitekim göstericiler, ABD ve İsrail bayraklarını kaldırmıyorlar veya herhangi bir mezhep karşıtı sloganlar atmıyorlar.

Bölgede yalnızca yaşam planında değil, fikri alanda da değişimlerin yaşandığına tanık oluyoruz. Öfke duyulan kurumlar projelerini kabul ettiremedikleri takdirde projeleriyle birlikte düşecekler.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya