​İran ve Ayetullah'ın sahte patlayıcı kemeri

​İran ve Ayetullah'ın sahte patlayıcı kemeri

Cuma, 22 Kasım, 2019 - 15:00
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
1960'larda gizemli bir şekilde başlayan diğer otoriter ideolojiler gibi Humeynizm de varoluş nedenini tek bir kelimeyle örtmeye çalıştı. Şah'ın reformlarına karşı kullanılmasının yanı sıra kadınlar için eşitlik ve köylüler için toprak da dahil olmak üzere bir dizi sloganı içeren bu kelime 'meşruiyet'ti. Bu kelimenin dini hukukun insan yapımı yasalar üzerindeki üstünlüğünü sembolize ettiği farz edilir.

Ayetullah 1970'lerin başında ise diğer bir kelimeyi benimsedi: İslam.

1970'lerin sonunda bu kelime Farsçada ‘devrim’ anlamına gelen ‘darbe’ kelimesiyle değiştirildi. Ancak kısa bir süre içerisinde yeni yöneticilerin eski rejimden daha kötü davranmaya başlamalarıyla birlikte bu kelime de anlamını yitirdi.

1980'lerin sihirli kelimesi ise ‘savaş’tı.

Humeyni, on milyon kişiden oluşan orduyu Ortadoğu'yu istila etmeye ve ABD’yi ortadan kaldırmanın başlangıcı olarak İsrail’i haritadan silmeye yönlendirmek için bu kelimenin ‘Allah’ın bir nimeti’ olduğunu söyledi.

Bu rüyalar, güneşin doğuşuyla ortadan kalkan sis misali şafakla birlikte söndü ve yeni bir sihirli kelime ortaya çıktı: Direnç. Ancak İmam’ın kendi eliyle koyduğu zehri içmesinin ardından bu sihirli kelimenin de içinin boş olduğu anlaşıldı.

Humeyni'nin halefi Ayetullah Ali Hamaney, kelimeleri üçe çıkararak Yeni İslam Medeniyeti adı altında ideolojik mührünü empoze etmeye çalıştı. Sloganını güçlendirmek için dünya gençliğine açık mektuplar yazdı ve onları Humeyni'nin İslam yorumunu yeni bir medeniyet için şablon olarak benimsemeye davet etti.

Ayrıca ABD’de eğitim gören Jinekolog Dr. Ali Ekber Velayeti'nin başkanlığında özel bir ofis kurdu ve fikri teşvik etmek için cömert bir bütçe ayırdı. Velayeti bu yeni görevi dolayısıyla Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile orduyu dağıtma, Devrim Muhafızları'nı kurma ve Tahran'la bir ittifak anlaşması imzalama meselelerini görüşmek için 2012 yılında Kahire'ye gitti.

Mesaj, İranlı ‘düşünürlerin’ ürünü olan mevcut ‘İslam medeniyetinin’ fosilleşmiş olduğuydu. Gençlere geçici yaşam sevdasını bırakmalarını ve insanın en yüksek kemali anlamına gelen “şehitliği” aramayı öğretmek gerekiyordu. Şimdi açıkça görüyoruz ki Hamaney’in bu üç kelimelik sloganı, insan gerçekliği alanında dalgalar yaratmayı başaramadı. Hamaney’in beklentileri boşa çıktı. Zira gençler, ücretsiz olarak dağıtılmasına rağmen bu kılavuz kitapçığı almak amacıyla İslam Cumhuriyeti'nin elçiliklerinin önünde saf tutmadı.

İran'da şiirden sinemaya, mimariden müziğe kadar bütün kültürel üretim daha önce sahip olduğu İslami içerikten giderek boşalıyor. Tahran'daki İslam Kültürü Yüksek Konseyi’nin üyesi olan Rahimpor Ezğadi, İran'daki insanların yaşamları üzerinde “Batı kültürünün sanal hakimiyeti” mersiyesini yazdı.

İranlılar geçen hafta öfke ve hayal kırıklıklarını dile getirmek için benzin fiyatlarının üç katına çıkmasını kullandıklarında Hamaney’in üç kelimelik sloganının da tek kelimelden oluşanlar gibi defnedilmesi gerektiği ortaya çıktı.

100'den fazla şehre yayılan halk ayaklanmasının bir sonucu olarak Hamaney ve ekibi yeni bir slogan aramaya başladı. Protestoların üçüncü gününde ise yeni bir slogan ortaya atıldı: Güvenlik. Hamaney konuşmalarından birinde ‘Güvenlik bizim kırmızı çizgimizdir’ sloganını duyurdu. Rehber Hamaney'e bağlı olan Kayhan gazetesi, “Güvenlik olmadığı takdirde devlet ve hükümet olmaz” diye yazdı. Ayrıca gazetenin başmakalesinde insanların evlerinin ve dükkanlarının yağmalanmasından, devlet dairelerinin yakılmasından ve birçok masum vatandaşın ölmesinden bahsedildi. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, insanları güvenliği korumaya çağırdı ve kötü niyetli kimselerin güvenliği baltalamalarına izin vermemelerini istedi.

Rejim, ülkedeki halk ayaklanmasının ulusal güvenliği tehdit ettiği iddiasını doğrulamak için güvensizlik duygusu uyandırdı. Devlet kontrolündeki medya yağmalanan süpermarketler, soyulan ve ateşe verilen bankalar hakkında söylenti yaymak için raporlar yayınladı. Ayrıca yabancı ajanların ve katillerin protestolara öncülük ettikleri iddia edildi. Hükümet, askerlik ve güvenlik servisleri üyelerine, halka açık yerlerde tek başlarına görünmelerini tavsiye etti. Ayrıca Şii din adamlarına ortalıkta görünmemeleri ve mümkün olduğunca halka açık yerlerde geleneksel kıyafet giymekten kaçınmaları önerildi.

Humeynizmin seçkin isimlerinin son 40 yılda kullandıkları tüm sloganlar gibi ‘güvenlik’ sloganı da bir yalanlar paketine dayanıyor.

Resmi haber ajansı IRNA, 20 Kasım Çarşamba günü ‘Ulusal Güvenliğe Ciddi Zarar’ başlığı altında şu maddeleri yayınladı:

Tahran’da mağaza zincirleri soyuldu

Şiraz'da özel bir ev yakıldı

Bazı arabaların camları kırıldı

İnternet ülke genelinde kesildi

Huzursuzluğun fitilini ateşleyen bir dizi vatandaş öldü.

İlginç olan şu ki, bir hükümet kararı olan internetin kesilmesi meselesi bile protestocularla ilişkilendirildi. IRNA haber ajansının bu ayrıntılı raporu ulusal güvenliğin tehdit altında olduğunu gösteriyor mu?

Her şeyde başarısız olan Hamaney şimdi ise kendisini İranlılar için tek güvenlik garantörü olarak göstermeye çalışıyor ve insanları Suriye’dekine benzer bir trajedinin yaşanabileceği konusunda dolaylı olarak tehdit ediyor. Obama yönetiminin kalıntıları da dahil olmak üzere onun yurtdışındaki savunucuları, Hamaney’in kendisiyle birlikte tüm Ortadoğu’yu da havaya uçurabilecek patlayıcı kemeri harekete geçirecek herhangi bir eylemden kaçınılması hususunda uyarıda bulundular.

Kayhan gazetesinin çarşamba günü attığı manşette isyanları örgütleyenlere karşı misilleme çağrısında bulunuldu ve onların stratejik ve ekonomik merkezlerine saldırı gerçekleştirilmesi talep edildi. Ayrıca Rehber Hamaney’in patlayıcı kemeri harekete geçirilerek bu kesimlere kolayca diz çöktürülebileceği belirtildi.

Ancak Hamaney’in bu ‘intihar kemeri’ de tıpkı insanların güvenlerini yitirdikleri rejimdeki diğer her şey gibi sahte.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya