​Irak ile Lübnan devrimlerini karşılaştırmak

​Irak ile Lübnan devrimlerini karşılaştırmak

Cuma, 22 Kasım, 2019 - 15:00
Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü

Irak ile Lübnan arasındaki benzerlik gerek ülkede iktidarlar açısından gerekse de devrimciler açısından gün geçtikçe daha da arttı.

Irak ve Lübnan’daki iktidarlar, iki ülkede de silahlı milisleri bulunan İran’ın boyunduruğu altında olan yerel seçkinlerden oluşuyor.

Irak ve Lübnan'ın diğer kentlerindeki devrimciler ise çoğunlukla işsizlikten, temel hizmetlerin yokluğundan ve ülkedeki yaygın yolsuzluktan şikâyet eden gençlerden oluşuyor.

İki hareketin ön plana çıkan ayırıcı vasfı, Lübnan için tamamen yeni olan ve Irak için ise 2003'ten beri ilk kez gerçekleşen “mezhepçilik ve particilik eksenli eğilimlerden uzak olma” durumudur.

Bu hareketlerin bir diğer önemli niteliği ise güvenlik güçleri ve milisler tarafından açılan ateş dolayısıyla Irak’ta yaklaşık 400 göstericinin hayatını kaybetmesine rağmen protestoların barışçıl olma vasfını korumasıdır.

Lübnan'da ise aralarında ordu istihbaratından bir asker tarafından öldürülen bir genç ile birlikte 2 veya 3 kişi hayatını kaybetti.

Irak'ta dökülen kanın ve ülkedeki dini merciin protestoları desteklemesinin ardından hükümet bazı önlemler aldı ve reform için yasa tasarıları hazırladı.

Irak cumhurbaşkanı, mevcut yasaya ilişkin bir dizi düzenlemeyi de içerecek şekilde seçimler için bir yasa tasarısı sundu. Buradaki fikir, erken seçimin altı ay veya bir yıl içinde uluslararası gözetim altında yapılabileceği yönünde. Oldukça zor bir mesele, fakat dini mercii bu hususta baskı yapıyor.

Şii Dini otorite (Sistani) ve protestocular, yolsuzlukla mücadele mahkemesinin kurulmasına ve aralarında bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu bir dizi üst düzey yetkili hakkında dava açılmasına rağmen yolsuzlukla mücadelede kapsamında atılan adımların ciddi olmadığını ve adımları yetersiz bulduklarını belirttiler. Bununla birlikte dile getirilen en büyük şikâyet ise göstericileri öldüren kimselerin halen belirlenmemiş ve mahkemeye çıkarılmamış olması yönündeydi.

Lübnan’daki göstericiler ise şimdiye dek ordu ve güvenlik güçleri tarafından önemli bir baskıya maruz kalmadılar. Ancak hükümeti devirmeyi ve Temsilciler Meclisi'nin iki kez toplanmasını önleyemediler.

Lübnanlıların talepleri, yolsuzluk ve israfı durduracak bağımsız bir teknokratlar hükümetinin kurulması ve erken seçime hazırlık için yeni seçim yasasının çıkarılması konularına odaklanıyor.

Cumhurbaşkanı ve Hasan Nasrallah ise elbette ne bir teknokratlar hükümetinin kurulmasını ne de bir erken seçimi kabul ediyorlar.

Maliyesi çökmüş olmasına ve ülkenin borçlarına rağmen Irak'ın durumu Lübnan’dan daha iyi. Lübnan Merkez Bankası 10 milyar dolar kaybetti ve bankalar ise iki haftadan fazla kapalı kaldılar. Paralarının bir kısmını dolar olarak almak isteyen vatandaşlara ise izin verilmedi. Ayrıca yurt dışına havaleye izin verilmedi. Ülkede devletin çalışanların maaşlarını ödeyemeyeceğine dair söylentiler de var.

Peki iki ülkedeki durum nereye doğru sürükleniyor?

Irak'ta hükümet istifa etmeyecek. Başbakan Abdülmehdi hükümette birtakım değişiklikler yapacağından bahsediyor. İranlılar hareketin zorla ve kanla bastırılmasını umuyorlardı fakat, Sistani’nin desteğiyle ve protestocuların ısrarıyla böyle bir şey gerçekleşmedi.

Lübnan'da ise Nasrallah tarafından desteklenen cumhurbaşkanı hükümet kurmaya kararlı görünüyor.

Hariri'yi bunu yapmaya ikna etmek konusunda ümitsizliğe düşseler de başka bir aday aramaya devam ettiler. Başbakanlık görevi için Bakan Muhammed Safadi’nin adı geçiyor.

Cumhurbaşkanı, bir sonraki hükümeti kuracak kişinin tayin edilmesi hususunda belirleyici olan meclis istişareleri için herhangi bir tarih belirlemeyecek.

Bir ekonomistin görevlendirileceği yönünde yaygın bir kanaat var fakat, bu kimse hiçbir şekilde hükümet kuramayacak.

Irak'taki egemen sınıf göstericileri baskıyla susturmak hususunda ümitsiz görünüyor. Ancak İran'a bağlı olan partiler taviz vermeye devam edemeyecekler ve iktidarı bırakmayı kabul etmeyecekler. İran’daki olayların büyümesi ve artan gerginlik Iraklı göstericileri devam etmeye ve durumu tırmandırmaya sevk ediyor.

Lübnan’da ordunun ve güvenlik güçlerinin baskısına maruz kalan göstericiler ise tüm yolları kapatıyor ve güvenlik güçleriyle çarpışma riskini göze alıyorlar.

Cumhurbaşkanı ve Nasrallah, göstericilerin bir süre sonra bıkacaklarını ve okulların, üniversitelerin, işletmelerin ve bankaların atıl bir durumda olması dolayısıyla vatandaşların bir kısmının rahatsız olacağını umuyor.

Öte yandan ülkede korkunç bir mali kriz var ve bundan göstericiler değil iktidardakiler sorumlu. Bundan dolayı siyasi arenada bir tıkanıklık ve artan bölünmeler gözleniyor.

Hamaney döneminde birkaç isyan patlak verdi ve 2009 Yeşil Hareket protestoları yaşandı. Bütün bu isyanlar binlerce ölü ve tutuklu pahasına da olsa bastırıldı.

Mahmud Ahmedinejad’a karşı çıkan iki cumhurbaşkanı adayı 2009’dan bu yana ev hapsinde bulunuyorlar. Güvenlik ve askeri kurumun yanı sıra çeşitli kuruluşların ve servislerin toplamda on milyonu aşan unsurları var. 2012'den bu yana İranlılar ve onların Lübnanlı ve Iraklı müttefikleri Suriye'de öldürülüyor. Bu cinayetler 2014'ten beri Yemen'de ve 2005'ten beri ise Irak'ta devam ediyor.

Peki ya bütün bu olanlar karşısında dünya ne yaptı?

Bunlar söz konusu ülkelerin iç meseleleri olduğu söyleniyor ve devletlerin egemenliğine saygı sebebiyle müdahale edilmiyor. Eğer takip uluslararası kuruluşlara geçerse, Amerikalılar ve Avrupalılar bir tarafta, Ruslar ve Çinliler diğer tarafta yer alacaklar.

Nitekim adı geçen ülkelerde böyle oldu. Bu bakış açısını, Irak ve Lübnan’daki çıkar sahibi yer grupların şu anda İran’dan daha acımasız olma konusunda istekli olabileceği konusunda beni tembih eden önde gelen bir Iraklıdan duydum. Lübnan’dan kıdemli bir subay ise bana, Hizbullah’ın her alan da müdahalede bulunamasa bile bir veya iki sahada sert müdahalelerde bulunabileceğini söyledi.

Politikacıların hiçbiri geçmiş tecrübenin önünde durmaya cesaret edemez. Son günlerde politikacıların artan endişelerini fark ettim.

Lübnan ve Irak'taki geçmiş deneyimler her ne kadar karamsarlığa sevk etse de “Galip olan Allah’tır, fakat çoğu insan bunu bilmez.”


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya