Nahda Hareketi’ni ne bekliyor

Nahda Hareketi’ni ne bekliyor

Cuma, 22 Kasım, 2019 - 09:15
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar

Tunus son iki ayda hem Cumhurbaşkanlığı hem de Meclis erken seçimlerine şahit oldu.

Ulusal Kurucu Meclis ve 2014 seçimlerinden sonra, bu üçüncü seçim tarihinde ne gözlemliyoruz?

Nahda, var olma stratejisini ve yönetim ortaklığının niteliğini değiştirdi. Bu, özellikle şekil düzeyinde, radikal bir yaklaşım olarak tanımlanabilir.

Belki de Nahda Hareketi’nin, liderleri Raşid el-Gannuşi’yi meclis başkanlığı için aday göstermesi, ittifak ve koltuk hesapları oyununu iyi oynaması birçok politikacı ve gözlemciyi ters köşeye yatırdı. Bu durum bizi Tunus'ta Nahda Hareketi’nin iktidarı ele geçirdiğini söylemeye itiyor.

Bilindiği gibi, Tunus siyasi sistemi parlamenter bir sistemdir. Bu durum yasama seçimlerini cumhurbaşkanlığından daha önemli kılar. Parlamentodaki milletvekillerine oy vermek otomatik olarak, istediği yasayı geçirme hakkına kimlerin sahip olacağı ya da üzerinde ittifak etmedikleri ve benimsemedikleri yasaların seyrini bozma hakkını elde edecek isimlerin kimler olduğunun belirlenmesi konusunda oy kullanmak demektir. Özellikle de kanun tasarıları ideolojik bir vizyon içerdiği zaman!

Bu bağlamda, devrim sonrası dönemde Nahda Hareketi’nin siyaset pratiğinin tarihçesine bakarsak yönetim kurumlarında var olma stratejisinde niteliksel bir farklılık ve derin bir değişiklik olduğunu görürüz. Bu, birkaç soruyu gündeme getiren bir değişiklik. Birincisi, Nahda Hareketi yüzde yüz olmasa da devletin önemli bir kısmını elinde bulundururken neden varlığının niteliğini değiştirdi. Bu değişim, strateji değiştirmek için gerçekleştirilen bilinçli bir seçimin sonucu olarak mı, yoksa bazı partilerin Nahda Hareketi’ni tecrit etme ve onunla ittifak kurmama çabalarına karşı başvurulan zorunlu bir yöntem olarak mı geldi?

Aslında, Nahda Hareketi’ni politik tablonun ön saflarında yer almaya zorlayan baskılar olduğu doğrudur. Fakat bu kez aynı zamanda, politik resme hakim olmak için yeni bir meydan okumaya kalkışmaya çalıştığına dair birçok gösterge var.

Nahda, 23 Ekim 2011 seçimlerinden bu yana büyük bir dürtü ile uzlaşma politikası benimsemiştir. Bunun, stratejisine uygun olarak politik resimde çok belirgin olmadan yönetme taleplerine karşılık vereceğini düşünmüştür. Hareketin o zamanlar, özellikle Ulusal Kurucu Meclis'te nispi çoğunluğa sahip olması anayasa yapımında ve siyasi sistemin tanımlanmasında hareketi önemli bir figür haline getirdi. Hareket gücünün farkındadır, parlamenter sistem Nahda Hareketi için çok uygun bir sistemdir. Ancak, bu gücün son seçimlerde büyük ölçüde karıştığını belirtmeden geçmeyelim.

Hareketin hayalinin bugünkü seçimlerde daha etkili olduğu açıktır; Tunus’ta Sayın Raşid el-Gannuşi’nin meclis başkanlığındaki siyaset sahnesi ne solcu ne de İslamcı hiçbir bir Tunuslunun hayali değildi.

Tabii ki, Nahda Hareket’in hayalinin yanı sıra başka bir nokta daha var; hareket bugün Tunus siyaset sahnesinde kendisiyle güçlü bir şekilde rekabet edebilecek partilerden yoksun olduğunun farkında. Hareketin yara aldığı ve oy oranlarında bir düşüş yaşadığı doğru, ancak yok olup giden partiler var. Nida Tunus partisini kastediyorum.

Nahda Hareketi’nin değişimini gösteren emarelerden biri aynı zamanda varlık stratejisidir. Hareketin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdulfettah Moro’yu aday gösterdiğini hatırlıyoruz. Bu, çok şaşırtıcı bir adımdı. Nahda Hareketi, 2011'deki zaferinden bu yana açıkça anlaşıldığı gibi, diğer siyasi yelpazelerle uyum sağlama, etrafını müttefiklerle çevreleme ve cumhurbaşkanlığında beraber çalışacağı biri bulundurma konularında istekli olduğu kadar Cumhurbaşkanlığı için istekli görünmüyordu. Aynısı Başbakanlık için de geçerli.

Kanıtımız, Nahda Hareketi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'i desteklemesi. Bu, bazı Tunusluların onu ilan edilmemiş adayları olarak görmelerini sağladı. Nahda’nın seçimden önce aylarca “nadir bir kuş” aralığında olduğu çokça konuşulmuştu. Tabii ki, hareketin stratejisini değiştirmesinin sebebi, mecliste sandalyelere sahip partilerin kendilerini izole etme isteğini fark etmiş olması olabilir. Öte yandan meclisteki partilerin, Nahda Hareketi’nin, Anayasa'nın belirlediği süre içinde bir hükümet kurma konusunda başarısız olduğunu ortaya koyma istekleri ve hareketin bu isteklerin farkına varmış olması strateji değişikliğinin bir başka nedeni olarak gösterilebilir. Bunun yanı sıra, meclisteki partilerin Nahda Hareketi’nin hükümeti kurmak için gösterdiği çabaları baltalamak amacıyla müzakerelerin gidişatını bozması da strateji değişikliği için başka bir gerekçe olarak sunulabilir. Dolayısıyla, Nahda Hareketi’nin stratejisini tümüyle değiştirmesi tecrit edilmesine yönelik yürütülen çabalara bir tepkidir.

Ancak Nahda, hükümet portresindeki açık varlığının, kendisinden öncekilerde olduğu gibi sonunu hızlandırabileceğini göz önüne aldı mı? Bu soruyu Nahda Hareketi için önemli kılan objektif ve başka sebepler var.

Özellikle, ret cephesi büyüyecek ve bu sebepler ekonomik koşulların düzlüğe çıkmasına ve Tunusluların beklentilerinin karşılanmasına yardımcı olmayacak.

Bugün herkes için zorlukların hem birincil hem de ikincil anlamda ekonomik olduğu anlaşıldı. Son yıllarda zannedildiği gibi ideolojik değildir.

Nahda, şimdiye kadar kimsenin paçayı kurtaramadığı bir stratejinin içine girmiştir.

Bu atılım, hareketin popüler gücünün doruğunda olmadığı bir zamanda gerçekleşti. Bu ister cumhurbaşkanlığı ister meclis seçimlerinde olsun, oy kullanma oranlarında açığa çıkıyor. Meclis seçimlerinde aldığı koltuk sayısı, diğer hareketler veya partilerle iş birliğine gerek kalmadan bir hükümet kurulması için yeterli değil.

Buradaki zorluk büyük ve bu zorluğu aşmanın tek yolu şu ana kadar başarısız olan şeyde başarılı olmaktır; o da kalkınma ve ekonomik sorunların çözülmesi.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya