Sudan'ın aklında tutması gereken Tunus deneyimi

Sudan'ın aklında tutması gereken Tunus deneyimi

Perşembe, 21 Kasım, 2019 - 13:15
Süleyman Cevdet
Mısırlı araştırmacı yazar
Sudan, Cezayir, Irak ve Lübnan’ın ortak noktaları, bu yıl Arap Baharı’nın ikinci dalgasına maruz kalan 4 Arap ülkesi olmalarıdır.

Arap Baharı’nın birinci dalgası 2011 yılında başka 5 Arap ülkesini boğmuştu ki bunlar; Tunus, Mısır, Libya, Suriye ve Yemen’di.

O günden bugüne uzanan bu zaman diliminde söz konusu ülkelerin neler yaşadığını, bazılarının Arap Baharı’nın sonuçlarından kurtulduğunu ya da neredeyse kurtulduğunu, bazılarının ise hala hayatta kalmak için mücadele ettiğini hepimiz biliyoruz.

Ancak Sudan, ikinci dalgaya maruz kalan 4  ülke arasında farklılık arzediyor. Çünkü bu ülkeler arasında şu ana kadar bu dalganın yan etkilerinden kurtulan ya da kurtulmak üzere olan tek ülke.

Diğer 3’ü ise hiç kesilmeden devam eden fırtınaların rüzgarlarından korunmak için hala demir atacağı güvenli bir liman bulmaya çalışıyor.

Sudan’ın önünde hala uzun bir yol var. Nitekim Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, ülkesinin büyük kaynaklara sahip olduğunu ve bunların doğru bir şekilde kullanımı ile şimdi olduğu gibi dış yardımlar almasına gerek kalmayacağına dair son açıklamaları durumu özetledi.

Hartum hükümetinin, Hamduk’un belirlemiş olduğu bu hedefe giden yolda ilerlerken gereksiz yükleri ve ağırlıkları arkasında bırakarak hafiflemeye ihtiyacı var.

Birkaç gün önce Şarku’l Avsat gazetesinin baş sayfasında yer verdiği Sudan ile ilgili bir haber okudum. Haberde, Ömer el-Beşir’in onun şemsiyesi altında ülkeyi 30 yıl yönettiği Ulusal Kongre Partisi’nin kapatılmasına ilişkin yasa tasarısının Egemenlik Konseyi ve Bakanlar Kurulu’nun önüne geldiği bilgisine yer veriliyordu. Bu haberi okuduğumda doğrusu böyle bir kararın Sudan’daki kardeşlerimizi geleceğe götüren bu yolda bir engel oluşturmasından korktum.

Bu korkumun nedeni, özellikle bu partinin Sudan’ın politik hayatında ya da diğer partiler arasındaki varlığını korumasını istemem, diğer siyasi örgütlenmelere karşı onu tercih etmem değil. Korkumun bunların hiçbiri ile ilgisi yok. Zira bu partinin geride, Sudanlıların hayatlarında bıraktığı sonuç koca bir sıfırdan ibaret. Bu da varlığını sürdürmesini istememiz için teşvik edici bir sonuç değil.

Bu konudan bahsederken aklımda 2 ünlü politik deneyim var: Birincisi; eski Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in istifasının akabinde Kahire’de yaşanmıştı. İkincisi ise merhum Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi’ni vefatından sonra Tunus’ta yaşandı. Bu 2 deneyimin söz konusu bağlamda en çok incelenmeye ve araştırılmaya değer deneyimler olduklarını düşünüyorum.

Birinci deneyimde; iktidarda kaldığı süre boyunca Mübarek, ülkeyi Enver Sedat’tan miras aldığı bir siyasi örgüt aracılığıyla yönetmişti. Bu siyasi örgütün adı, Ulusal Demokrat Parti’ydi. Eski devlet başkanının 30 yl boyunca iktidarda kalabilmesi pek çok nedene dayanıyordu. Bu partinin varlığı, siyasi sahneye egemen olması, bütün seçimleri iktidarda kalmasını sağlayacak biçimde kendi lehine düzenleme yeteneği de söz konusu nedenlerdendi. Mısır’da neredeyse hiç kimse, Ulusal Demokrat Parti’nin ilk sırada yer almadığı bir siyasi hayatı düşünemiyordu.

Ancak Arap Baharı rüzgarları estiğinde, Mübarek rejimini de kendisi ile sürükleyip götürdü. Mübarek gönüllü olarak yönetimden geri çekilirken, partisi birkaç gün daha ayakta kaldı. Ta ki ortadan kaybolmasını sağlayan bir karara kadar.

Bu karar hatalıydı. Daha sonra Kahire’de birçok kişi böyle bir kararın alınmamış olmasını diledi. Kapatılan partiyi sevdikleri ya da varlığını korumasını istedikleri için bu kararın hatalı olduğunu düşünmüyorlardı . Bilakis böyle düşünmelerinin 2 nedeni vardı:

Birincisi; partinin bu biçimde ortadan kaybolması sonucunda meydanın büyük ölçüde Müslüman Kardeşler’e kalması. Nitekim bu sayede Müslüman Kardeşler (İhvan) genel seçimleri büyük bir kolaylıkla ve neredeyse ezici bir çoğunlukla kazandı. Oysa Ulusal Demokrat Parti’nin sadece parti olarak var olması bile İhvan’ın daha önce hiç sahip olmadıkları bu gücü sınırlamak için yeterli olabilirdi.

İkinci neden; bu ağırlıkta partilerin, genellikle tepeden inme kararlar ile değil de kitlelerin onlardan uzaklaşmaya başlaması ile yok olması ya da en azından gerilemesidir.

İhvan’ı iktidara taşıyan genel seçimlere, Ulusal Demokrat Parti de katılmış olsaydı iktidarda olmaya alışkın olan bir partiden azınlık partilerinden birine dönüşebilirdi.

En azından iktidardan muhalefete geçerdi. Bu da tekrar iktidara dönmek umudu ile kendi kendini reforme etmeye yönelmesi için yeterli olabilirdi. Aynı şekilde bu, uzun vadede siyasi hayatın da çıkarına olurdu.

Tunus’ta ise bundan farklı bir deneyim yaşandı. Cumhurbaşkanı es-Sibsi, 2014 yılında Nida Tunus Partisi’ni kurarak genel seçimler ile cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. Her 2 seçimde de başarılı oldu. Kendisi cumhurbaşkanı seçilirken partisi de  Raşid Gannuşi liderliğindeki İslami eğilimli Nahda Partisi’nin hükümet ortağı oldu.

El-Baci Kaid es-Sibsi partisi aracılığıyla ülkeyi 2 düzeyde yönetmeyi sürdürdü: cumhurbaşkanlığı ofisinin bulunduğu Kartaca Sarayı ile başbakanlık ofisinin bulunduğu el-Kasaba Sarayı’ndan. Bu durum yaklaşık 5 yıl sürdü.

Geçen ay düzenlenen cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerden birkaç hafta önce es-Sibsi bu dünyadan göçtü. Ölümünden birkaç ay önce de ikinci kez aday olmama kararı aldığını açıklamıştı. Ama elbette bu partisinin bu 2 seçime katılmayacağı anlamına gelmiyordu.

Nitekim partisi onun yokluğunda bu 2 seçime de katıldı. Fakat her ikisinde de tam anlamıyla süpriz sonuçlar elde etti. Nida Tunus, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her ne kadar aday göstermese de es-Sibsi döneminde savunma bakanlığı yapan ve hastalığı sırasında merhum Cumhurbaşkanı ile görüşen son yetkili olan Abdulkerim ez-Zubeydi’yi destekleyeceğini açıkladı.

Sonuçlar açıklandığında ez-Zubeydi’nin dikkat çekici bir şekilde geride kaldığı ve adaylar arasında ancak 5. sırada yer alabildiği ortaya çıktı. Nida Tunus’un desteği bile onu ikinci tura taşıyamadı ve ilk turda yarış dışı kaldı. Ne kayda değer bir oy oranına sahip oldu ne de eski cumhurbaşkanının partisinin kendisini desteklemesinin bir yararı oldu.

Parti, genel seçimlerde de farklı bir sonuç elde edemedi. Yeni mecliste sahip olduğu sandalye sayısı iki elin parmaklarını geçmedi. Tunusluların beklediği yeni hükümetin kuruluşu için yapılan koalisyon görüşmelerinin tamamen dışında kaldı.

Nida Tunus Partisi’nin liderlerinden hiç biri devletin kendilerine baskı yaptığını, devlet organlarının hareketlerini kısıtladığını ve seçmenleri ile görüşmesini engellediğini öne sürmedi. Siyasi olarak gerilemesinin nedeni her şeyden çok seçmenlerin ondan yüz çevirmesiydi. Bu yüzden o da bu nedene siyasi olarak gerileyen partilerin arasına katıldı. Mısır’daki Ulusal Demokrat Parti ile Tunus’taki Nida Tunus Partisi deneyimleri, Sudan’da el-Beşir’in partisini kapatmayı düşünenlerin aklından çıkmamalıdır. Çünkü gelecekte düzenlenecek herhangi bir seçim, seçmenlerin sempatisini kazanmasını sağlayacak bir kapatma kararına gerek duymadan  onu seçmen kitleleri arasındaki gerçek konumuna yerleştirecektir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya