İran... Tehlikeli bir aşama ve bu rejimi devirmek için uygun bir fırsat

İran... Tehlikeli bir aşama ve bu rejimi devirmek için uygun bir fırsat

Perşembe, 21 Kasım, 2019 - 11:15
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Ayetullah Humeyni’nin ölümünden ve yerine Nasrallah’ın “Zamanın Hüseyin’i” olarak tanımladığı Ali Hamaney’in geçmesinden bile önce başlayan ve tekrarlanan bütün protestolar ve ayaklanmalar yerine bu gerici ve ilkel rejimi çok daha erken bir dönemde devirmek gerekiyordu. Irak, Suriye, Lübnan ve elbette Yemen’e müdahalelerde bulunmadan, Filistin’in iç işlerine müdahil olmadan önce yıkılmalıydı. Çünkü doğruyu söylemek gerekirse Hamas’ın Filistin Kurtuluş Örgütü, Fetih ve Ulusal Yönetim’e karşı gerçekleştirdiği darbe aslında Katar “örtüsü” altında yürütülen bir İran darbesidir.

İran’ın büyük bir bölümüne yayılan bu yeni ayaklanmanın asıl nedeninin petrol zengini bu ülkede benzin ve yakıta yapılan zam olmadığına şüphe yok. Asıl neden, Velayet-i Fakih rejiminin despotluğunun ve tiranlığının birikiminin bu köklü ülkenin tahammül edemeyeceği bir seviyeye ulaşmış olmasıdır. İran halkı, bütün bileşenleri ile özgürlüklere saygı duyan tüm ülkelerde olduğu gibi gerçek bir demokrasinin tadını çıkarmayı hak ediyor. Elbette laiklikten vazgeçip Müslüman Kardeşler örgütünün genel yolundan giden Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini dayattığı Türkiye de söz konusu ülkeler arasında değil.

Asıl dikkat çekici olan İran ayaklanması zirveye ulaşmış ve boğazına kadar sorunlara ve çıkmazlara batmışken Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin İran’ın ne Irak ne de Lübnan olmadığını söylemekten kaçınmamasıydı. Ruhani, bu iki Arap ülkesinin sorunlarının nedeninin İran’ın açıkça iç işlerine karışması ve General Kasım Süleymani’nin liderliğindeki milis güçleri ile İran’ın işbirlikçilerinin asıl karar sahipleri olması olduğunu unutmuş görünüyor. Nitekim bu durum, bir zamanlar mutlu bir ülke sayılan ve mutluluğun bir gün mutlaka geri döneceği  Suriye için de geçerli.

İranlılar ve 1979’dan bu yana İran’ın sorunlarını ve ikilemlerini takip edenler, bu ülkenin, Şah ile otoriter ve baskıcı yönetiminden kurtulur kurtulmaz bu kez dünyadaki bütün şeytanların hizmetinde olduğu dini bir lider tarafından yönetilen rejim tarafından ele geçirildiğini çok iyi biliyorlar. Bu rejim daha iktidara gelir gelmez devrim liderlerinin çoğunu ya idamlarla açıktan ya da suikastlar ile gizliden tasfiye etmeye başladı. Bunlar arasında Hüseyin Muntazeri, Şeriatmedari de vardı. İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Ebu'l Hasan Beni Sadr bu rejimin baskısı ile İran’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bugün halen Fransa’da siyasi sığınmacı olarak yaşıyor.

Başlangıçta Dini Lider'in çevresinde yer alanların, önemli ve üst düzey makamlarda görev yapanların birkaçının değil, tamamının Hamaney döneminde ev hapsinde tutuldukları, idam ya da öldürülme tehdidi altında yaşadıkları herkesçe biliniyor. Bunlar arasında 1979’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi deviren modern İran devriminin isimlerinden sayılan Haşimi Rafsancani ve eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad bile var.

Bu ne anlama geliyor? İran’ı yoksullaştıran, halkını küçük gören, büyük bir tarihe sahip bu ülkeyi birçok çıkmaza sokan ve savaşa sürükleyen bu otoriter ve baskıcı rejimden kurtulmak için halen fırsat olduğu anlamına geliyor. İran rejiminin ülkeyi sürüklediği en kanlı ve en çok can kaybının yaşandığı savaş 8 yıl süren Irak-İran savaşıydı. Bugün de Kasım Süleymani’nin liderliğindeki Haşdi Şabi, Hizbullah, Husiler ve Suriye’deki bazı Alevi örgütler gibi mezhep merkezli milis güçleriyle birlikte Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de kanlı savaşlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla İran ve bütün Arap bölgesini karanlık bir tünele, krizlere, mezhepsel iç savaşlara sokan bu rejimden kurtulmak gerekiyor. Çünkü bütün bunlar nedeniyle Arap ülkeleri gibi kardeş İran halkı da bu kanlı ve gerici rejimin 1979’daki kuruluşu ile başlayan ve günümüze kadar uzanan yıkıcı çatışmaların ateşinde dağlandı.

Arabistan (Ahvaz) bölgesinde başlayan ve çok geçmeden bütün İran’ı kaplayan bu kutlu ayaklanma, muhalif güçlerin Halkın Mücahitleri önderliğinde askeri ve siyasi olarak saflarını birleştirmeleri için çok uygun bir fırsat. Ulusal, dini ve mezhep bileşenleri ile İran halkını 1979’dan beri bu büyük ülkenin göğsüne çöreklenen ve sonu gelmez yıkıcı savaşlara sürükleyen gerici ve otoriter rejimden kurtarmak için uygun olan bu fırsatı değerlendirmeliler.

İran halkının mezhep ve vatansever bileşenleri arasında ikincil öneme sahip tartışmalara ve çekişmelere artık yer olmamalı. Çünkü rejim, Farslar ve Azeriler de dahil istisnasız hepsini hedef almaya başladı. Bu rejimin tek dostları Humeyni’nin takipçileridir. Ancak Hamaney, Hasan Ruhani ve aralarında Kasım Süleymani’nin de olduğu birkaç generalden oluşan otoriter grup dışında yukarıda bahsettiğimiz gibi artık onlarda her an idam ya da suikast ile tasfiye edilme tehdidi altında yaşıyorlar.

Bu aşama son derece tehlikeli. İran halkının tüm bileşenlerinin askeri ve siyasi olarak tek direniş çatısı altında birleşmemelerinin hiçbir gerekçesi kalmadı. Farslar, Azeriler, Kürtler, Araplar ve diğer etnik grupların tamamı rejimin hedef tahtasında. Bu yüzden geçmişte kaçırılan bütün fırsatlar gibi bu fırsatın da kaçmaması için bu etnik ve mezhep gediklerini hemen kapatmak gerekiyor. Zira bu rejim, halihazırda en zayıf anlarını yaşıyor. Askeri, siyasi ve istihbari genişlemesinin bitkin düştüğü herkes tarafından biliniyor. Yani bugün koşullar muhalafetten yana bulunuyor. Bu nedenle bütün muhalif güçlerin 1979 yılından önce askeri ve siyasi muhalafete başlamış olduğu için bu alanda öncü olan Halkın Mücahitleri çevresinde toplanmaları gerekiyor. Halkın Mücahitleri örgütü, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin asıl ve en büyük rakibiydi. Humeyni rejimi ile çatışan ve ona karşı uzun yıllar savaşan ilk örgüt de odur.

Bütün bileşenleri ile İran halkının bu ayaklanması için bölgesel koşullar da çok uygun. Halihazırda bölgenin büyük bir bölümü çatışmalarla ve çekişmelerle kaynıyor. Bu zalim rejimi ortadan kaldıracak tarihi an geldi. İran muhalefeti birleşmeli ve diğerleri gibi bu fırsatı da kaçırmamalı. Humeyni – Hamaney rejiminin en kötü ve en zayıf anlarını yaşaması, bölgedeki uzantılarının yıkılmak üzere olması onun elini güçlendiriyor. Irak’ta olup bitenler Lübnan’ın güneyi ile Beyrut’un güney banliyösü, Suriye’den geriye kalanlar ve son nefesini vermek üzere olan Husiler gibi İran’ın himayesi altındaki diğer bölgelerde yaşananlar da bunun kanıtıdır. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya