Devrimin talepleri, Lübnan'da iç barışın güvencesi

Devrimin talepleri, Lübnan'da iç barışın güvencesi

Perşembe, 21 Kasım, 2019 - 10:15
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
Hükümet kuruldu mu yoksa daha kurulmadı mı, hükümeti kurma yetkisi verildi mi yoksa verilmedi mi?

Lübnan makamları ile devrimciler arasında tam bir kopukluk var.

Lübnan’da halk ile yürütme ve yasama organlarında temsil edilen 6 temel ve mezhepçi partiden oluşan siyasal sistem arasında güvensizlik bulunuyor.

Yönetimin, halkı hor görmekte muazzam derecede umursamaz ve cüretkar olduğu ortaya çıktı.

Öyle ki siyasi elitler 30 yıl boyunca 100 milyar doları çalmayı ve ülkeyi mali çöküşe ulaştırmayı başardılar.

Beyrut Benim Şehrim Hareketi’nin kurucularından, devrimin sivil aktivisti ve üniversite Profesörü Gilbert Doumit’e, “Şimdi bütün siyasi partiler, nasıl oluyor da devrimcilerin talepleri bizim de taleplerimiz diyebiliyorlar? Sorusunu sorduğumda bana şu yanıtı veriyor: “Politikacılar iş konuşmaya gelince hep bizimledir. Ama gerçekte ve eylemde bizimle değillerdir. Çünkü bizimle olsalardı, yolsuzlukla mücadeleyi de desteklerlerdi. O halde neden Meclis’e sunulmasına rağmen yargı bağımsızlığı yasa tasarısı onaylanmadı?  Neden yöneticiler dünyanın en zenginleri? Yöneticilerin şimdi söylediklerinin hiçbir anlamı yok. Bu kişilerden yaptıkları için hesap sorulması gerekiyor”.

Peki, devrimcilerin bütün taleplerine rağmen yönetim kendi istediği hükümeti dayatabilir mi?

Doumit şu karşılığı veriyor: “Neredeyse imkansız. Çünkü bu devrim, insanların davranışlarında, düşüncelerinde, hem kendi aralarındaki ilişkilerde hem de devlet ve yönetim ile ilişkilerinde köklü bir değişim, farkındalık ve kültür üretti. İlk kez insanlar hesap sormak ve anayasayı uygulamak istiyorlar. Mezhepçi söylemler hemen reddediliyor. Birisinin başkası yolsuzluk yaptığı için ben de yolsuzluk yapabilirim demesine doğrudan karşı çıkılıyor. Herkesin ne olduğu açığa çıktı. Halkın bunlardan her biri hakkında öğrendikleri taleplerinin çıtasını çok yükseğe çıkarmasına neden oldu. Otoritenin, insanların beklentilerinin ötesinde herhangi bir uygulamada bulunması artık imkansız.

Doumit sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Taleplerimiz çok açık ve net: Bağımsız uzmanlardan oluşan ve parlamento tarafından engellenmemesi için yasama yetkisine sahip çekirdek bir geçiş hükümeti.

Bu hükümetin 3 misyonu olacak: Adil bir seçim yasasına dayanarak erken seçim düzenlemek ve bu süreci yürütme organının  dışında yönetmek.

İkincisi; bağımsız yargı yasasını onaylamak ve yağmalanan devlet mallarını geri almak.

Üçüncüsü; çöküşü durdurmak için doğrudan ekonomik ve finansal önlemler almak. Krizin bedelini halk değil siyasi sınıf ödemeli. Bizim bir anayasamız var. Seçimlerden sonra halkın iradesinin ortaya koyacağı sonuca saygı duyacağız. Cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenlendiğimizde ise  görev süresini kısaltır ve yeni bir cumhurbaşkanı seçeriz. Böylece yürütme ve yasama organlarını ve cumhurbaşkanlığını değiştirmiş oluruz.”

Doumit’a şunu soruyorum: Lübnan’a bir vatan olarak saygı duyuyorum ancak şunu da sormak istiyorum, Lübnan satışa sunulmuş olsaydı kendisi bu durumda iken dünyada herhangi bir şirket onu satın almak ister miydi?

Sorumu şöyle cevaplıyor: “İlk olarak Lübnan satılık değil. Eğer ondan bir kurum ya da şirket gibi bahsedeceksek kendisi şu anda en kötü durumunda. İflas etmiş ve çöpünü bile toplayamayan bir ülke. Her zaman karanlık. Yoksulluk ve eşitsizlik oranları yüksek. Denizi çalınıyor. İçinde büyük bir yozlaşmış grup var. Dünyada hangi şirket onu almak ister ki? Herhalükarda kendisi satılık değil. Çünkü içinde (aklı alan) başka şeyler de var.”

Özel şirketlerin iflas etme ve birçok ailenin evini kaybetme ihtimali hakkında çok şey söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz? soruma karşılık olarak şunları söylüyor: “Son 3 yıldır bu düşüşü ve çöküşü yaşıyoruz. 17 Ekim’de Lübnan Lirası’nın değeri düşmeye başladı ve iflasını ilan eden şirketlerin sayısı ve işsizlik oranı arttı. Lübnan Merkez Bankası’nın icraatları ise krizi daha hızlı bir şekilde büyütecek. Biz iflas etmiş bir ülkeyiz ve çökmüş bir ekonomimiz var. Cumhurbaşkanını seçebilmek için iki yıldan fazla bir süre ülke donduruldu. Daha sonra ülke, ekonomik olarak çökerken genel seçimler düzenledik. CEDRE Konferansı, yeni bir borç anlamına gelse de ülkeyi rahatlatmak için seçimlerden bir ay önce düzenlendi. Seçimler yapıldı ve hükümet ancak dokuz ay sonra kurulabildi. Görevde kaldığı sürede hiçbir başarı elde edemedi. Sorun politikacıların krizi hissetmemeleri. Tek dertleri, devleti çalmaya devam etmek. Uluslararası toplumun, Suriyeli mültecilerin varlığı nedeniyle Lübnan’a mali yardımlarını sürdüreceğine güvenmeleri gibi şimdi de petrol ve doğalgaza güveniyorlar.”

Dış güçlerin, Lübnan’da cumhurbaşkanı seçimlerini etkilemeleri alışıldık bir durum. Ancak genellikle cumhurbaşkanları bunu gizlerlerdi. Bu yüzden Mişel Avn’ın, Hizbullah’ın bütün tutumlarını destekleyerek İran’a olan bağlılığını açıkça göstermesi şaşırtıcı.Sizce bu Lübnan’ı bölgesel ve küresel düzeyde zor durumda bırakmıyor mu?

Doumit: “Bu tür bir zorluğu ve açmazı zaten yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı’nın bu cepheye meyilli bir ittifak aracılığıyla seçilmiş olduğu kesin. Hizbullah ve Emel tarafından doğrudan desteklenmeseydi cumhurbaşkanı seçilemezdi. Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşmak için 2006 yılında imzalanan Mar Mikhael Anlaşması'ndan beri bu ittifaka güvendi. Dolayısıyla ittifakın gereklerini yerine getirmek zorunda” yanıtını veriyor.

Ancak Avn, Cumhurbaşkanı olduktan sonra Lübnan’a zarar veren bu ittifaktan vazgeçemez miydi?

Doumit: “Bunu istediğini zannetmiyorum. Buna ek olarak damadı Cibran Basil’in de aynı hesapları var yani cumhurbaşkanı olmak istiyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın bu ittifaktan vazgeçmek istediğini farzetsek bile Basil vazgeçmek istemeyecek. Çünkü cumhurbaşkanlığına ulaşması için bu ittifak temel bir araç” diye konuşuyor.

Peki, devrim bütün bu olasılıkları ortadan kaldırmıyor mu?

Bu soruya da şu yanıtı veriyor: “Umudumuz Basil ile Saad Hariri, Samir Caca, Velid Canbolat, Nebih Berri ve Hasan Nasrallah dahil diğer tarafların da bütün olasılıklarını ortadan kaldırması. ‘Hepiniz yani hepiniz’ sloganının önemi burada yatıyor.”

Bu dönemin başarıları hakkında söylenecek bir şey yok çünkü sokaklarda yaşananlar başarısızlığının yeterli bir kanıtı. Ancak Doumit şunu da belirtiyor: Dürüst olmak gerekirse sorumluluk sadece cumhurbaşkanına ait değil çünkü yetkilerinin sınırlı olduğunu biliyoruz. Ancak partisi meclis içerisinde en büyük gruba ve bakanlar kurulunda en çok bakana sahip olduğu için sorumlu. Bu sorumluluk çok sayıda müttefikleri olan başbakan ile meclis başkanına da ait. Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, pürüzleri gidermesi ile bilinir oldu. Bu ittifaka karşı olan bütün yasaları güç dengesini korumak adına rafa kaldırıyor.”

Lübnanlıların son yıllarda karşı karşıya oldukları en önemli sorun, politikacıların birçok kez birbirleri ile çatışmalarına ve kokuşmalarına rağmen yargı bağımsız olmadığı için halkın elinde hesap sorma araçlarının olmamasıydı. Halk işte bu nedenle sokağa indi. Bugün Lübnan’da yaşananlar halkın hesap sormasıdır.

Hizbullah’ın Lübnan içinde sarsılmaya başladığı fark ediliyor. Hizbullah istediği kişinin cumhurbaşkanı olması için iki yıl boyunca ülkeyi dondurdu ancak seçtiği cumhurbaşkanı ve hükümet başarısız oldu. Başarısız olması için onu uzun süre beklettiklerini çünkü yoksulluğun bütün ülkeyi kaplaması ile Hizbullah’ın canlanacağını söyleyenler var.  Doumit bu yorumuma karşılık olarak:

“Yoksulluğun artması hiç kimseyi canlandırmaz. Bütün mezhepleri, dinleri ve bölgeleri ile tüm Lübnan’ın katıldığı bu devrim bunun en büyük kanıtıdır. Bütün partiler dışarıdan veya devlet hazinesinden gelen paralarla canlanıyordu. Ancak İran, Arap ülkeleri ya da uluslararası camia tarafından olsun dış finansman kesildiğinde ve devlet hazinesi yetersiz kaldığında insanlar partilerine karşı ayaklandılar. Bugün yaşananlar bütün mezhepçi siyasi taraflar için bir krizdir” ifadelerini kullandı.

Bugün devrim, iç barışı korumanın güvencesi. Çünkü insanları birleştirdi ve umut verdi. İnsanlar daha fazla beklemeyi kabul etmeyecektir. Devrim etkisini koruyacak çünkü insanların kaybedecek bir şeyleri kalmadı. Eğer yönetim katı tutumunda ısrar etmeyi sürdürürse çok daha zor bir aşamaya ulaşacağız. Devrimi durdurmak için iç savaş uyarısında bulunanlar var. Fakat bu uzak bir ihtimal. Çünkü iç savaş için silahlara, paraya ve dış müdahalelere ihtiyaç var. Bana göre bir iç savaş hiç kimsenin çıkarına değildir.”

Son olarak Doumit, yönetimin ve müttefiklerinin önündeki senaryoların kısıtlı olduğunu, farklı çevrelerin devrime katıldıklarını ve kendilerini dışlanmış hissetmediklerini belirtti.

Devrim, bütün gruplardan tüm insanların bunun bir parçası olmasına önem verdiğini, devrimin bunu gerçekleştirdiğini ve artık hiç kimsenin devrime katılmaktan korkmadığını ifade etti.

Mevcut siyasal sistem yolsuzluğa dayalı olduğundan devrimin herkes için olduğunu söyledi. Askeri bir hareket ihtimalinin uzak olduğunu dile getirdi ve şu soruyu sordu: Bu sorumluluğu kim üstlenebilir?

Devrim devam edecek. Devrim hala çok genç.

Ancak mağlup yönetim onu etkileyemeyecek...

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya