Araplar 'cinsel eğitimden' neden korkuyor?

Araplar 'cinsel eğitimden' neden korkuyor?

Salı, 19 Kasım, 2019 - 10:15
Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor
İstanbul/Şarku'l Avsat
Emin Zavi*

Cinsellik, Arap vatandaşları ve Müslümanların zihin dünyasında neden adeta bir öcü gibi algılanıyor? Arap zihni sanat, eğitim ve toplumsal hayatta ‘cinsellik’ söz konusu olduğu zaman neden bu kadar temkinli davranıyor?

Cinsellik, Arapların zihin dünyasında adeta bir öcü gibidir. Bu, Arap vatandaşının aile kurumu ve toplum yapısının inşa edildiği ilk yıllarından beri yaşadığı kültürel, sosyal, psikolojik ve dilsel bir durumdur. Cinsellik doğumdan ölüme Araplar için bir çıkmazdır. Elitleri ve halkı ile Arap toplumu, ‘cinsellik’ konusunu gündeme getirirken ‘en büyük ayıp’ olarak değerlendiriyor, büyük bir gizlilik ve korku içinde konuşuyor. Cinsellik, mutlak ‘namus’ kavramıyla eş anlamda kullanıldığında kan dökülüyor. Kıyıcı savaşlar, çoğunlukla vatan namusuna leke sürülmesi nedeniyle gerçekleştiriliyor. Bugün halen birçok Arap toplumu bu konuda işledikleri cinayetleri namuslarını korumak amacıyla yapıyor. Namus, burada cinsellik anlamına geliyor. Onurlarını korumak adına yaptıkları için bunu medeni kanunun üstünde tutmayı hiçbir mahsuru yokmuş gibi görüyorlar.  

Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Bu nedenle Arap toplumlarında doğal duygusal ilişkilerde bir yoksunluk söz konusu. Toplum ‘nefrete ve şiddete’ müsamaha gösterebilirken ‘sevgiye ve aşka’ gereken toleransı gösteremiyor.

Okullarda karma eğitim yasak. Çünkü Arap mantığına göre okullarda karma eğitim vermek gençler arasındaki doğal insani duygularla değil, doğrudan cinsellikle ilgili.

Günümüz Arap toplumları ailevi, teknolojik ve ekonomik anlamda gelişmesine rağmen Arapların ‘cinsellikle’ ilişkisi, anlayış, uygulama ve eğitim bakımından çok değişmedi. Cinsellik eğitimi yaşlılardan yetişkinlere, yetişkinlerden bir sonraki nesle aktarılan geleneksel bir eğitim olmaya devam ediyor. Mevcut toplumsal karmaşıklık içinde tıbbi, psikolojik ve ahlaki yeni gerçeklikten ayrı olarak geleneksel yöntemlere ve geleneksel dile dayalı bir eğitim var.

Evet, cinsellik Arap toplumunun seçkinleri ve sıradan vatandaşları arasında bir ‘öcü’ olarak algılanıyor. Ancak öte yandan dünya genelindeki pornografik film ve televizyon programlarının izlenme oranlarını gözleyen merkezlerin zaman zaman sunduğu istatistiklere göre yoğun şehvet içgüdüsüyle ilgili pornografik filmlerin izlenmesine bağlı olan ‘cinsellik kültürü’ Arap vatandaşları tarafından en çok tüketilen kültürlerden biri olarak görünüyor.

Cinsellik toplumsal bir canavar olması nedeniyle belirli bir stratejinin olmadığı ve tam farkındalık programlarının bulunmadığı durumlarda çocuklar ve gençler bunu ‘deneme yanılma’ yoluyla şans eseri öğreniyor. Bu durum, birçok kültürel ve ahlaki olumsuzluğa ve hastalığa neden oluyor.

Hem Arap hem de Mağrib toplumlarının okullarındaki programlar, yeni nesil için cinsellik eğitimi içeren her türlü medeni projeden yoksundur. Cinselliğin doğal ve insani ihtiyaç olması göz önüne alındığında, bu ‘cinsellik kültürünün’ olmayışı, çocuklar ve ergenleri birçok tehlike ile karşı karşıya bırakıyor.

Ne yazık ki siyasi düzeyde bazı Arap parlamentoları küçük yaştakilerin evliliğini yasallaştırmakla meşgul. Ancak hiçbir zaman genç nesiller için ‘cinsellik eğitimi’ verilmesini sağlamayı teklif etmeyi düşünmüyorlar. Cezayir Parlamentosu iki yıl önce ilk ve ortaokullarda cinsel eğitimin ve öğretiminin gerekliliğini ve önemini tartışma fikrini öne sürdüğünde toplumun mevcut gerçeklerle yüzleşmek yerine karanlıkta kalmasını isteyen bazı muhafazakar sesler bunun ahlaki ve dini açılardan zararlı olacağını söyleyerek karşı çıktı. Her zaman olduğu gibi, zamanın gerisinde kalan yapay bir dini söylem kullanarak, ‘cinsellik eğitiminin’ savunucularına yönelik saldırılarını artırarak cinsellik meselesini insan yaşamının gereklilikleriyle değil, yanlış ve günahla ilişkilendirmeye çalıştılar.

“Asırlar önce cinselliği ele alan en-Nefvazi, es-Suyuti, İbn Davud, eş-Şatıbi, Hamid el-Gazzali ve daha bir çok fıkıh alimi bizim bugünkü halimizden çok daha cesurdu”

‘Cinsellik eğitimi’ karşıtları, Arap-İslam kültüründe öne çıkan klasik entelektüel fıkıh bilginlerin pek çoğunun cinsellik konusunu çekincesiz ve doğrudan gündeme getirdiklerini bilmiyor. Hutbeler ve mesajlar, toplumsal, dini ve insan doğası boyutlarında oldukça açıktı. Dini ve edebi mirasımız olarak kabul edilen kitaplarımız bu konularla doludur.

Asırlar önce cinselliği ele alan en-Nefvazi, es-Suyuti, İbn Davud, eş-Şatıbi, Hamid el-Gazzali ve daha bir çok fıkıh aliminin bizim bugünkü halimizden çok daha cesur olduğunu ve farklı zaman, sosyal ortam, teknolojik iletişim ve eğitim araçlarına rağmen bu meseleyle yüzleştiklerini düşünüyorum.

Aklıma takılan ve merak ettiğim bir konu var... Günümüzde bir Arap okuyucu, ilkokul ve liselerdeki öğrencilere cinsel eğitim ve öğretim projesiyle ilgili herhangi bir bilimsel düşünce veya bu konudaki ciddi bir girişime saldırırken geleneksel mirası olan ‘cinsellikle’ ilgili bu kitapları nasıl okuyor? Kütüphanelerinde Kur’an-ı Kerim ve hadis kitaplarının yanında nasıl tutuyor?

Bu cesur Arap mirasına cinsellik ve cinsel eğitim meselesini ele alma konusunda saygı gösterirken günümüzde bu konuyu gündeme getirirken karşılaştığımız karmaşık sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle cinsellik eğitimi din adamları ve fakihlerin elinden kurtarılarak psikologlar, doktorlar ve sağlık görevlilerine devredilmeli. Yeni neslin fiziksel, psikolojik ve duygusal sağlığını, okullarımız ve kültürel ve sanatsal kurumlarını, cinselliği genç, yaşlı, erkek ve kadınları korkutan bir öcü olarak gören zihniyetten kurtarmak için bu konuyu cesur ve ciddi bir şekilde ele almak lazım.

Arap rejimleri halen cinselliğin sinema ve edebiyattaki yaratıcı rolüyle mücadele ediyor. Ancak buna rağmen bu kitaplar çok satıyor ve bu filmler diğerlerinden daha fazla ilgi görülüyor. Bu ilgi yalnızca yasaklı olan her şeye daha çok arzu duyulduğu ilkesiyle ilişkili değildir. Aynı zamanda böyle bir kültüre duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Garip olan şu ki bugünkü çağdaş ve karmaşık toplumumuzda eğitim ve kültür düzeyi ne olursa olsun cinsellik hakkında özgürce konuşabilen tek kesim din adamlarıdır. Cinsellikle ilgili konularda ayrıntıya girmekte tereddüt etmeyen birçok vaaz ve hutbe dinliyoruz. Hatta bazı vaizler ‘cennetin’ cinsel zevk için yaratıldığı imajını çizdi. Ancak ‘rukyeye’ (okuyup üfleme) benzettikleri dini büyücülük programları ve cinselliğe tahsis edilen birçok televizyon kanalı mevcut. Bu kanallar dini söylemler benimsiyor ve hiç kimse bunlara itiraz etmiyor. Öte yandan bir akademisyen veya doktor içerisindeki bir bölümde cinselliği ele aldığı bir kitap yazsa, yasaklama, hakaret ve karalamaya maruz kalıyor. Bu hakim Arap zihniyetinde oldukça tuhaf bir olgu.

Cinselliğin doğal, insani bir durumdan köleleştirme aracına dönüştürülmesi konusunda oldukça büyük bir endişe söz konusu. İnsan bedeninin değerinin ve onurunun bilincinde olmasından ve insan yaratma konusunda aktif özgürlük ifadesinden ziyade alınıp satılan bir meta haline gelmesinden endişe ediliyor.

‘Cinsel eğitim’ meselesiyle ilgilenen kültürel, sanatsal, medeniyetçi, tıbbi ve estetikle ilgili alanlarda cesur ve olumlu bir eğitim olmaması nedeniyle Arap vatandaşının zihin dünyasında doğal ve insani bir ihtiyaç olan cinsellik hastalıklı, toplumsal bir düşkünlük halini aldı. Bu durum kadını sokakta, evde veya iş yerinde siz veya başkası tarafından saldırıya uğrayan bir ‘kurban’ haline getirdi.

*Independent Arabia’da yayınlanan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir

Editörün Seçimi

Multimedya